Allah insanı nasıl korur?

Zünnu-i Mısri'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir :Bir gün elbiselerimi yıkamak için Nil nehrinin kenarına gitmiştim. Nehrin kenarında dururken, bir de baktım ki, görülmemiş şekilde büyük bir akrep bana doğru geliyor.

Bu sudan İçmek Müslümana Haram

Vaktiyle Bursa’ da bir Müslüman, eski adı “Yahudilik Yolağzı,” bugünkü adı Arap Şükrü olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş: - “Her kula helâl, Müslüman’a haram!”

Hiçbirinin haccı kabul edilmedi!

Ali bin Muvaffak hazretleri, Şam’da yaşamış olan evliyânın büyüklerindendir. Zünnûn-ı Mısrî ve Abdullah bin Mübarek ile görüştü. 878 (H.265) senesi vefât etti... Abdullah bin Mübarek bir hac mevsiminde Mekke’de hac vazifelerini ifa ettikten sonra, Harem’de uyuyakalır

Kuran Sırları

Bilindiği gibi DNA terimi, canlılardaki genetik malzemenin kısaltılmış ifadesidir. Genetik biliminin başlangıç tarihi ise, Mendel isimli bilim adamının 1865 yılında hazırlamış olduğu genetik yasalarına dayanır. Bilim tarihi için bir dönüm noktası oluşturan bu tarihe, Kuran’da 18:65 numaralı Kehf Suresi’nin 65. ayetinde işaret edilmektedir. (En doğrusunu Allah bilir.)

Nefsin Mertebeleri

BİRİNCİ DAİRE: Nefs-i Emmare: Allah`ın emirlerine uymayan, yasaklarını çekinmeden yapan ve zevkine tabi olan nefistir. Nefs-i emmâre denilen bedbaht nefis zenginleştikçe şımarır. Bilgisi arttıkça kibri, gururu da artar. Hele bir de makam sahibi olursa artık onun yanına varmak, sokulmak ne mümkün!

YAHUDİLERİN MAYMUN OLMASI

Onlar, Davud Aleyhisselâm’ın zamanında "Eyle" denilen bir şehirde yaşıyorlardı. Eyle Medine ile Şam arasında bir yerde ve Kızıldenizin sahilinde bir yerdeydi. Allah onlara cumartesi günü balık avlamayı yasak etti. Cumartesi günü olduğu zaman, denizde balık kalmaz, hepsi sahile gelirdi.

ARAPÇA ÖĞRENİYORUM

Öncelikle Hafıza tekniği konusunda size olağan üstü bir ip ucu.Sureler kolaydan zora doğru sıralanır. Bir sayfa alınarak 3′e bölünür. Önce ilk 5 satır, daha sonra diğer satırlar 5′er 5′er ezberlenir ve sonrasında birleştirilerek tekrar yapılır.

Günahın Reçetesi

Büyük Mutasavvıf Beyazıd-ı Bestamî Hazretleri bir gün tımarhanenin önünden geçiyordu. Tımarhane hizmetçisinin tokmakla birşeyler dövdüğünü görüp

Ahir Zaman Bu Zaman Mı?

Ahir zamanın kendini hissettirdiği şu günlerde, Rabbimizin ikazlarını neden duymamazlıktan geliyoruz acaba? Nereye gidiyorsunuz? Nerede Muhammed ümmeti?

Şeytan İşi

Günlerden birgün şeytanın yolu bir köye düşmüş.Keyfi yerinde olan şeytan sırtını bir ağaca dayamış ve buzağısı kazığa bağlı olan ineğini sağan genç bir kadını uzaktan izlemiş.

Artan pilav

Yahya baba, II. Bâyezîd Hân zamanında, Edirne Bâyezid Külliyesi'nin aşçılarından biridir.. Arkadaşları hoşaf, kebap sebze, bakliyat pişirir. Ama onun ihtisası pilavdır. Mübârek işe girişti mi, ibadet ettiğini sanırsınız.

Olgun İmana Kavuşma

MESCİD-İ Saadet'te Ashab-ı Kiram toplanmışlar, derin bir vecd ve huşu içinde Allah'ın Resûlünü dinlemekteydiler. Hazret-i Fahr-i Kâinat Efendimiz ise, Al-i İmrân sûresinden şu mealdeki Âyet-i Kerimeyi okuyordu:

Gönül Örtüsü Hayâ

Gönlün titremesidir hayâ. Gönül ki kurtulmuştur da ağırlıklarından, bir yaprak kadar incelmiştir. İşte o nazenin yapraktır müminin gönlü. Titrer bir günah, bir yanlış, bir aykırı hal gördüğünde.

KÂLU BELÂ

Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu. (Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.”

AY'IN RESÛLULLAH (S.A.V)'A SELAM VERMESİ

Ebû Kubeys dağının altında duruyorduk.Ay doğu tarafından göründü.Yükselerek yukarı çıktı. Nûru bütün âlemi doldurmaya başladı.Göğün ortasında kâmil bir dolunay haline geldi...

16 Mayıs 2009 Cumartesi

176- Yaş günü kutlamak için bir takım masraflar yapmak caiz midir? Dinimizde yaş günü kutlaması diye bir uygu-lama yoktur. Ancak, her yıl ömür takviminden düşen bir yaprağın nelerle dolu olduğuna bakmalı, onun muhasebesini yapmalı, kıyamet günü gelip hesaba çekilmeden kendini hesaba çekmeli, yarın karşısına çıkmasını, yüzünü güldürmesini istediği işleri çoğaltmalı, yüzünü kızartacak davranışları varsa onları tövbe edip affettirmeli, benzeri kötülükleri bir daha yapmamaya kendini zorlamalı, her yaş yılının bir öncekine nazaran daha olgun maddî-manevî daha karlı olmasına dikkat etmeli. Yoksa Müslüman sadece yaşı sayısınca mum söndürmenin saçmalığına kendini kaptırmamalıdır.
177- Gayr-ı müslimin kanını almak veya ona vermek caiz midir? Tedavi için yapılan kan naklinde, kan verenin Müslüman veya gayr-ı müslim oluşunun bir farkı yoktur.
178- Gayr-ı müslimlerin camiye bağışta bulunması caiz midir? Bir gayr-ı müslimin gönül rızası ile cami inşa-atına yaptığı bağış kabul edilebilir.
179- Ehl-i kitabın kestiği yenir mi ve kapsülle bayıltma ile kesilen hayvanın etinin yenmesi caiz midir? Yahudi ve Hıristiyanlar (Ehl-i Kitap) tarafından usulüne uygun şekilde, kanı akıtılarak kesilen, eti yenilen hayvanların etierinin yenilmesi caizdir.
Ancak, başı koparılmak, başına tokmak vurulmak, gözüne şiş saplanmak veya şoklamak suretiyle öldürülen, yahut da bu gibi işlemler sebebiyle öldükten sonra kesilen hayvanların etlerinin yenilmesi haramdır. Bunlar murdar ölmüş sayılır.
Fakat, başına tabanca sıkılmak veya elektrik akımına bağlanmak, kapsülle bayıltmak gibi bir etkiden sonra böyle bir işleme tabi tutulan hayvan, henüz ölmeden usülüne uygun olarak kesilirse etinin yenilmesi caiz; öldükten sonra kesilirse haramdır.
180- Hıristiyanların kutsal günlerinde kestikleri hayvanlardan hediye edilen et yenir mi? Hıristiyan ve Yahudilerin, ister kutsal gün ve bayramlarında, ister başka zamanlarda olsun;
kesim esnasında açıkça, Mesih, Meryem ve Aziz gibi bir isim anmadan usulüne uygun şekilde kanı akıtılarak kestikleri eti yenilen hayvanların etlerinin yenilmesi caizdir. Fakat kesim esnasında Allah'tan başkasını andıkları, bilinir veya duyulursa bu hayvanın etini yemek haramdır. Çünkü bu, Allah'tan başkası anılarak kesilen hayvanlardandır.
181- Gayr-i müslim ülkelerde, Müslüman kişi içki, domuz eti gibi haram olan şeyleri satabilir mi? Bir kimsenin herhangi bir malı satabilmesi için, önce o mala sahip olması gerekir. Sahip olunmayan bir şeyin satılabilmesi, şüphesiz söz konusu değildir.
İslamî hükümlere göre, domuz eti, sarhoşluk veren içki ve benzerleri, bir Müslümanın sahip olabileceği mütekavvim bir mal değildir. Müslüman bunları satın alamaz, imal edemez ve edinemez. Bu itibarla, bir Müslümanın, müşteriler gayr-ı müslim bile olsa, bu tür haram malların ticaretini yapması, dinen caiz değildir.
182- Eti yenmeyen bîr hayvanın sütüyle beslenen bir koyunun eti yenir mi? Domuz ve benzeri eti yenmeyen bir hayvanın sütüyle beslenmiş koyun ve benzeri hayvanların etlerinin yenilmesi caizdir. Çünkü, süt müstehlektir. Emen hayvanın bünyesinde sindirim yoluyla kimyevi değişikliğe uğramakta ve bir belirti kalmadan yok olmaktadır.
183- Kadın ve erkeğin kısırlaştırılması dinen caiz midir? İslam dininde, sağlık için zararlı olmayan ve devamlı kısırlığa yol açmayan gebeliği önleyici tedbirlere başvurmak caizdir. Devamlı kısırlığa yol açan ilaç veya aletlerin kullanılması, kadın veya erkeğin ameliyatla kısırlaştırılması kesin hayatî bir sakınca bulunmadıkça caiz değildir.
184- Koca, eşinin karnındaki çocuğu düşürmeye karısını zorlayabilir mi? Karı-kocanın ortak isteği ile, gebeliği önleyici tedbirlere başvurmak caizdir. Gebelik gerçekleştikten sonra, kocanın ceninin düşürülmesi için eşini zorlaması caiz olmadığı gibi, kesin bir zaruret bulunmadıkça kadının da cenini düşürmesi veya aldırması caiz değildir.
185- Tüp bebek İslam'a göre caiz midir? Kadın veya eşindeki bir kusur sebebiyle, tabiî ilişki ile gebeliğin gerçekleşmesi mümkün olmadığı takdirde döllendirilecek yumurta ve sperm, her ikisi de nikahlı eşlere ait olmak (yani bunlardan biri yabancıya ait olmamak), döllendirilmiş olan yumurta, başka bir kadının rahminde değil, yumurtanın sahibi olan kadının rahminde gelişmek ve yapılan işlemin gerek anne ve babanın, gerekse doğacak çocuğun maddî, ruhî ve aklî sağlığı üzerinde olumsuz bir etkisinin olmayacağı tıbben sabit olmak şartıyla, normal yoldan gebe kalması ve anne olması mümkün olmayan evli hanımların, yukarıda belirtilen şartlara uyarak, çeşitli tıbbî usullerle gebeliklerinin sağlanmasında, İslamî hükümler açısından bir sakınca yoktur.
Başka bir kadının yumurtası veya kocası dışında yabancı bir erkekten alınan sperm ile bir kadının gebeliğinin sağlanması ise, insanlık duygularını rencide etmesi ve zina unsurları taşıması sebebiyle caiz değildir.
186- Yaşlı iken Müslüman olan bir erkeğin sünnet olması gerekir mi? Sünnet olma ameliyyesi, İbrahim peygamberden kalma bir sünnettir. Erkekler için dinî bir vecibe olup, İslamî şeairdendir. Ancak, Müslüman olmanın şartlarından değil, tamamlayıcı unsurlardandır.
Çocuklar büluğ çağına gelmeden sünnet ettirilmelidirler. Maamafih daha sonra da yapılabilir, belli bir süresi yoktur.
Yaşlı bir kimse İslam'a girince, yaşlılığından dolayı sünnet olması zor olursa kendi haline bırakılır. Ne tavsiye edilir ne de men edilir.
187- Estetik ameliyatı olmanın ve bazı uzuvların şeklini değiştirmenin hükmü nedir? İslam dini, insanın yaratılıştan var olan güzelliklerini daha belirli hale getiren, takı takma, saçları tarama, meşru ölçüde süslenme, güzel giyinme... gibi davranışları mubah kılmıştır. Ancak, fıtraten yani yaratılıştan verilmiş özellik ve şekillerin değiştirilmesini yasaklamıştır. Nitekim Rasulüllah (S.A.V.) Efendimiz, süslenmek maksadıyla vücutlarına dövme yapan veya yaptıranlara, dişlerini yontarak seyrekleştiren ve şeklini değiştirenlere lanet etmiştir. Bu itibarla, Allah'ın yarattığı şekli beğenmeyerek, ameliyatla bazı uzuvların şekillerini değiştirmek, tabiî güzelliğin fevkinde güzellik aramak dinen caiz değildir. Kur'an-ı Kerim, şeytanın "Şüphesiz onlara emredeceğim de Allah'ın yaratılışını değiştirecekler" (Nisa, 119) dediğini naklederek, bu tür davranışları şeytanî işler olarak nitelemiştir.
Ancak, vücudun herhangi bir uzvunda, insanı aşağılık kompleksine iten toplum içinde küçümsenmesine ve böylece elem ve üzüntü duymasına sebep olan bir anormallik veya fazlalık bulunursa, bunun ameliyatla düzeltilmesi bir tedavi şeklidir. Bu itibarla; bu maksatla yapılan ve yaptırılan estetik ameliyat dinen de sakıncalı değildir.
188- Kadınların parfüm ve benzeri güzel kokular sürünmeleri ve makyaj yapmaları caiz midir? Kadınların, ev içinde eşlerine daha cazibeli ve güzel görünmek için süslenmelerinde, makyaj yapmalarında ve güzel kokular kullanmalarında bir sakınca yoktur.
Ancak, bu tür şeyleri eşlerinden başkalarına hoş görünmek için yapmaları ve parfüm, kolonya ve benzeri kokular sürünerek sokağa veya mescide çıkmaları tahrimen mekruhtur.
189- Kadınların saç yaptırması ve kısaltması caiz midir? Kadın veya erkek, ev içinde birbirlerine daha cazip görünebilmek için süslenebilirler. Başka kadın veya erkeklerin dikkatini çekmek için süslen-meleri ise uygun değildir. Bu süslenme kötü niyet ve davranışlarına göre haram da olabilir.
Kadınlar uzayan saçlarını erkeklere benzememek kaydıyla kestirebilirler. Bunu tesettüre riayet etmek şartıyla, kadın kuaförlere yaptırırlar.
190- Saç boyamak ve boyatmak caiz midir? Saçı temizlemek, yıkamak, koku sürmek, taramak Peygamberimizin teşvik ettiği hususlardandır. Zira bu konuda: "Saçı olan bakımına özen göstersin" buyurmuşlardır.
Erkeğin saçını, siyah dışındaki kına rengi gibi renklerle boyaması caiz ise de siyah renge boyaması mekruh görülmüştür.
Kadınlar için ise bir sınırlama yoktur. Kadın kocasının izniyle saçını istediği renge boyayabilir veya boyatabilir.
191- Kadınların yüzme dahil spor yapmaları caiz midir? İslam dininde sağlık için yararlı, vücudu geliştirici her türlü sportif faaliyet teşvik edilmiştir. Özellikle gençlerin bedenî ve ruhî yapılarının geliştirilip güçlendirilmesi istenmiştir.
Hz. Peygamber (S.A.V.) "Çocuklarınıza ok atmayı, ata binmeyi ve yüzmeyi öğretiniz" (Fethu'l-kebir, 2/231) buyurmuştur. Bu konuda kadın erkek arasında bir fark yoktur.
Ancak, ister kadın, ister erkek olsun, Müslüman kişinin bütün fiil ve davranışları, İslamî temel kurallara uygun olmalıdır. Spor yüzünden ibadet ve iş hayatı aksatılmamalı, tesettür kuralları çiğnenmemelidir. Özellikle kadınlar, yalnız kadınlara mahsus olan kapalı yüzme yerleri veya özel yüzme havuzları ve spor salonlarında yüzme ve diğer spor dallarından birini yapmalıdır.
192- Sportif faaliyetler günah mıdır? İslam özellikle gençlerin hem fiziksel, hem ruhsal yapılarını geliştirmeye önem veren bir dindir. Bu konuda Peygamberimiz (S.A.V.): "Çocuklarınıza ok atmayı, ata binmeyi ve yüzmeyi öğretiniz" buyurmuştur. Bu itibarla; ibadet ve iş hayatını aksatmamak ve sağlığı bozmamak şartıyla makul ölçüler içinde sportif faaliyetlerde bulunmada dinen bir sakınca yoktur.
193- Bilardo oynamanın dinimize göre hükmü nedir? Oyun sonunda oyun malzemesinin kirasını veya içilen çayların parasını yenilen tarafın ödemesi gibi, küçük de olsa, bir menfaat karşılığında oynanan her türlü oyun kumardır. Dinimizde kumar haram kılınmıştır.
Menfaat sağlamak söz konusu olmasa da, sadece vakit geçirmek amacıyla oynanan tavla, kağıt ve tombala gibi oyunlar, insanın vaktini boşa harcaması ve kumara vesile olmaları itibarıyla mekruh görülmüştür.
İbadeti veya çalışmayı engellemeden ve yenilen tarafın yenen tarafa bir menfaat temin etmeden oynanan bilardo ve benzeri sportif oyunların oynanmasında ise beis yoktur.
194- Erkeklerin altın yüzük ve altın takısı takınmaları caiz midir? Buhari'nin Azib oğlu Bera'dan rivayet ettiği bir hadis-i şerifte: "Rasulüllah (S.A.V.) bize altın ve gümüş kap kullanmayı, attın yüzük takmayı ve ipekten dokunmuş elbise giymeyi yasakladı" buyurulmuştur. Bir başka hadis-i şerifte: "Altın ve gümüş bardaktan su içmeyiniz; bunların kaplarından yemek de yemeyiniz" buyurulmuştur.
Bu itibarla, altın ve gümüşten mamul kap kullanmak, kadın erkek, bütün Müslümanlar için haramdır.
Altın kolye, altın yüzük ve altından yapılmış diğer takıları takınmak ve ipek kumaştan yapılmış elbise giymek ise, kadınlar için caiz görülmüş;
erkeklere yasaklanmıştır. Gümüş yüzük haricinde demir, tunç, bakır ve benzeri madenlerden yüzük kullanmak caiz değildir. Yüzükte kaş olarak kullanılan taşlar, akik, yeşim ve benzeri taşlar olabilir.
195- Erkekler gümüş yüzük takabilir mi? Erkeklerin gümüşten yapılmış yüzük takmaları caizdir.
196- Kolye ve maskot taşımanın hükmü nedir? Dinimizde erkeğin kadına, kadının da erkeğe benzemeye özenmesi caiz değildir. Karşı cinse benzeme özentisi ciddî bir rahatsızlıktır. Kolye ve maskot gibi şeyler kadınların taktığı şeylerdir. Esasta bunların erkek tarafından takılmasında bir beis yoksa da erkeğin şahsiyetine uymayan ve hafif tipleri çağrıştıran görünümleri İslam hoş görmez. Kolye olarak Hıristiyanlığın sembolü olan haç'ı takmak ise haramdır.
197- Türkçe meal okumak hatim yerine geçer mi? Kur'an-ı Kerim, hem lafzı hem manası ile Kur'an’dır. Lafzı da, manası da ilahidir. Bu itibarla, Kur'an mealleri Kur'an hükmünde değildir. Yüce Rabbimizin öğüt ve buyruklarını öğrenmek maksadıyla, Kur'an-ı Kerim'in meal ve tefsirlerini okumak güzel ve sevaplı bir iş ise de bunları okumakla hatim indirilmiş olmaz.
198- Hz. Peygamberimiz Hz. İbrahim soyun-dan mıdır? Bu duruma göre Hz. İbrahim'in Yahudilerle bir ilgisi var mıdır? Hz. Peygamber, Hz. İbrahim'in oğlu Hz. İsmail (a.s.)'ın; Yahudiler de yine Hz. İbrahim'in diğer oğlu Hz. İshak'ın oğlu Yakup (a.s.)'ın soyun-dandırlar.
199- Hz. Peygamber'in nübüvvet mührü hakkında bilgi verir misiniz? Mühür, bir belgenin doğruluğunu tasdik için yazıların sonuna basıldığından, hem son anlamını , hem de, tasdik anlamını içerir. Yani Hz. Muhammed (S.A.V.) hem peygamberleri sona erdiren, son peygamberdir. Hem de bütün peygamberleri doğrulayıp belgeleyen ilahi bir mühür gibidir.
Allah'ın ilk peygamberi Hazreti Adem'dir. Son ve en büyük peygamberi de bizim peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)'dir. Bu yüzden peygamberimize, peygamberliğin mührü ve peygamberlerin sonuncusu anlamında "Hatemü'l-Enbiya" denilmiştir. Ahzap suresi 40. ayetinde şöyle buyrulmaktadır: "Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat 0, Allah'ın Resulü ve peygamberlerin (mührü) sonuncusudur."
Peygamber (S.A.V.) çevresindeki devletlerle olan ilişkilerde kullanmak üzere bir mühür kazdırmış, üzerine; "Muhammed Rasulüllah" yazdırmıştı. Başkalarının aynı yazı ile mühür edinmelerini de yasaklamıştı.
200- Hz. Halid b. Velid'in Peygamber Efendimiz'in kesilen saçlarını uğur için taşıdığı ne derece doğrudur? Halid b. Velid Yermuk savaşında sarığını kaybetmişti. Uzun süre aranması sonucu bulunduktan sonra şunları söylemiştir: "Resulullah umre yapmaktayken başını tıraş ettirmişti. Saçını sahabe kapıştı. Ben ise daha atik davranıp alnından düşen saçlarını aldım ve şu sarığımın içine koydum. O günden beri bu sarık başımda iken, hangi savaşa girsem mutlaka başarı kazandım."
Halid b. Velid'in bu sözleri bir çok siyer ve tabakat kitabında yer almıştır.
Yine siyer'e dair eserlerde, Hz. Peygamber (S.A.V.) tıraş olduktan sonra mübarek saçlarını dağıtan Ebu Talha'ya, Halid İbn Velid'in kendisine de ayırması için ricada bulunduğu, Ebu Talha da bu ricayı kırmayarak Peygamberimizin alnının üstünden kesilen saçlarından kendisine verdiği nakledilmektedir.
Bu ve benzeri olaylardan ve rivayetlerden anlaşılmaktadır ki, Rasülüllah (S.A.V.)'in mübarek saçları ile teberrük caizdir. Teberrük kasdı ile bunlar saklanabilir ve başkalarına hediye olarak da verilebilir.
201- İctihad ne demektir? İctihad kapısı kapanmış mıdır? İctihad, sözlükte bir şeye ulaşmak için, bütün gücü sarfetmek demektir. Dinî terim olarak ictihad, dini hükümleri delillerden çıkarmak için müctehidin bütün gücünü sarfetmesidir.
İctihad edebilmek için, ahkam ayet ve hadislerinin sözlük ve dinî terim olarak manalarını, hangi hükümlerle icma olduğunu bilmek, kıyasın da şartlarını, illetlerini, hükümleriyle kısımlarını, makbülünü, merdudunu bilip bu hususlarda bir ilmî meleke sahibi olmak gerekir. Böyle bir yeteneğe sahip olan zata müctehid denir. İctihad bir zamana bağlı değildir. Yukarıda belirtilen şartları haiz olan her alim, ictihad yapabilir.
202- Her yüzyılın başında dinî hükümleri açıklayarak, ümmetin dinini kuvvetlendirecek alimlerin gönderileceğini bildiren hadis doğru mudur? Cenab-ı Hakk'ın, her yüzyılın başında, bu ümmetin dinini yenileyecek müceddid alimleri göndereceğini ifade eden hadis-i şerif bazılarına göre sahihtir.
Bu hadis-i şerifi Ebu Davud, Hakim, Beyhakî ve Taberanî rivayet etmişlerdir. (Mişkatü'l-mesabih, 1/82, Hadis No: 247; keşfü'1-Hafa, Hadis No: 740). Ancak, Buharî, Müslim gibi alimler bu hadisi sahih görmemişlerdir.
203- Bazı tarikat mensuplarının şeyhlerinin resimlerini taşımaları ve öpmeleri nasıldır? İster şeyh, ister alim veya herhangi bir büyüğün resmini, ona ta'zim ve ondan himmet beklemek niyetiyle taşımak ve öpmek caiz değildir. Çünkü bu, hem dinimizin "Sadece Allah'tan yardım dileme" prensibine aykırı; hem de batıl din mensuplarının resim ve şekillere tapmalarına benzemesi açısından mahzurludur.
Fakat tazim ve yüceltmek veya ondan yardım dilemek, medet ummak niyeti olmaksızın sadece bir hatıra olarak bir kimsenin resim ve fotoğrafını bulundurmakta bir sakınca yoktur.
204- Ayetleri yorumlamak ne demektir? Ayetlerin yorumlanması, onların tefsir edilmesi anlamındadır. Terim olarak tefsir: İnsanın gücü, aklı ve bilgisi nisbetinde Kur'an-ı Kerim'i açıklamaya gayret gösterip, Allah'ın murad ettiği manaya ulaşmaya çalışması demektir.
Kur'an-ı Kerim'de bir muhkem bir de müteşabih ayetler vardır. Muhkem, yorumunda tereddüde yol açmayacak kadar manası açık olan ayetlerdir.
Müteşabih de manası tam olarak anlaşıldığı söylenemeyen, tam manaları zaman içinde ilmin gelişmesiyle daha iyi anlaşılabilen ayetlerdir.
Bu güne kadar gelmiş geçmiş tüm müfessirler bu gibi ayetleri tefsir ettikten sonra; "biz ilmî gücümüzle bu yorumu yaptık. Allah kendi muradını daha iyi bilir" derler. Bir çok yorumcunun yorumu -zamanla ilmî keşif ve bilginlerin artmasıyla- eskir ve ayetlerin yeniden yorumlanması gerekebilir. Bu da Kur'an-ı Kerim'in her dem yeni ve taze olduğunu gösterir.
205- "İslam cemaatına tabi olmadan ölen, cahiliyyet ölümüyle ölür" sözü ne derece doğrudur? Bu söz, Buharî, Müslim ve Ahmed b. Hanbel'in İbn-i Abbas'dan rivayet ettikleri bir hadis-i şerifin bir kısmıdır. Bu hadis-i şerifin tam metni şöyledir:
"Bir kimse devlet başkanından hoşlanmadığı bir şey görürse sabretsin. Zira her kim cemaatten bir karış ayntır da ölürse, bu bir cahiiiyyet ölümüdür." (Kamil Miras, Tecrid-i Sarih Tercemesi, 12/292, No: 2112; Müslim, Sahih 3/1477, No: 1849, imare, 55, 56 Trc. Ahmed Davudoğlu 9/19-21)
Bu manada Abdullah İbn-i Ömer'den, Ebu Hüreyre'den ve daha bir çok sahabeden rivayet edilen sahih hadisler vardır. Bu hadisler, toplum dan ayrılmamanın ve fasık ve zalim bile olsalar, masiyeti emretmemek şartıyla amirlere itaatın gerektiğini ifade etmektedir.
"Cahiliyyet ölümü", "dinsiz" ölmek demek değildir. Cahiliyyet devri insanları, otorite tanımaz, kimseye itaat etmez başıboş kimselerdi. Amirine itaat etmeyip toplumdan ayrılan bir Müslüman da onlara benzeyeceği için asî olmuş o!ur, demektir.
206- Vatan mı önemli din mi? Vatanı kabul etmeyenlere ne demeli? İnsanın dini de, vatanı da kutsaldır. Bunların hangisi daha önemli diye bir ayırım yapılması uygun değildir. Esasen bunlardan birini tercih mecburiyeti de yoktur. Dini olmayanın vatanın değerini kavrayamadığı gibi vatanı olmayanın da esaret altında dinini yaşaması mümkün olmaz. Bundan dolayı vatanı düşman saldırısından korumak dinimizin en önemli emirleri arasındadır. Dinimize göre insanların en hayırlıları vatanı uğrunda malları ve canları ile düşmanla çarpışanlardır. Yardımın da en hayırlısı en faziletlisi bu yolda çarpışan gazilere, bu uğurda canlarını feda eden şehitlere yapılan yardımdır. Malıyla canıyla bu vazifeye katılmaya muktedir olmayanların da kalemleriyle dilleriyle buna katılmaları gerekir. Bir hadis-i şerifte: "Müşriklerle mallarınızla, canlarınızla ve dillerinizle cihad ediniz" diye buyrulmuştur. (Riyazü's-Salihin, 1/572 No: 1354; Ebu Davud;
Sünen, 3/22 No: 2504, Cihad, 18; Sünen 6/7, Cihad, 3)
207- "Vatan sevgisi imandandır" sözü hadis-i şerif midir? Bu sözün ifade ettiği mana doğrudur. Ancak hadis yani Peygamberimizin sözü olarak sabit değildir.
208- Askere gitmek istemeyenin durumu nedir? Dinimiz bize cihadı, yani bir takım kutsal değerler uğruna düşmanla savaşmayı emreder. Askerlik; malı, canı, namusu, dinî, nesli ve bütün bunların içinde barındığı yurdu korumak için yapılır. Bu görev bazen farzı kifaye, gerektiğinde de her Müslüman üzerine farzı ayın, yani dinî bir vazife olur. Pek çok ayet ve hadis bu görevin önemini anlatır. Askerlikten kaçmak, hadis-i şeriflerde kafirlikle eş tutulan büyük günahlardan biridir. Hem bu dünyada hem de ahirette cezası çok büyüktür. Bu nedenle hakiki şehitlik mertebesine de sadece devletin organizesindeki savaşlarda ulaşılabilir. Meşru devlete başkaldıran eşkiyanın safında ölmek şehitlik değildir. Bir hadiste "Malın-dan, kanından, dininden ve çoluk-çocuğundan dolayı öldürülen şehittir" buyurularak bu konu • veciz bir şekilde ifade edilmiştir. (Tirmizi, A. Hanbel)
209- Avrupa'da emekli olan memleketine dönmek zorunda mıdır? Müslüman’ın hayırlısı, ne dünyasını ahireti uğruna, ne de ahiretini dünyası uğruna feda etmeyen, belki her ikisinden de payını alandır. Kendinin ve çoluk çocuğunun dinî ve ahlakî ölçülere bağlı kalarak, İslam'a, onun ahlak kurallarına bağlı, vatan sevgisine sahip olarak asimile olmadan, iman ve ibadetinden taviz vermeden, yaşamlarını devam ettirecekleri, çevrelerine İslamî açıdan da örnek olacakları sürece yurtdışında kalmalarında bir sakınca olmaz.
Ancak, dünyadan payinı almış olan bir Müslüman kendinin ve yakınlarının din ve ahlak bakımından bozulacağı, millî benliğini, vatan sevgisini kaybedeceği ileri de çocuklarının veya torunlarının asimile olup dinî ve millî değerlerine karşı yabancılaşma, kültürünü ve kimliğini unutma tehlikesi söz konusu olacaksa, bir an önce vatanına dönmesi, kendini ve sorumlu olduğu neslini bu tehlikeden koruması gerekir. Zira her Müslüman’ın hem nefsini hem de ehlini cehennem ateşinden koruması Allah'ın emridir.
210- İslam dininde muska yapmak, taşımak, okuyup üflemek var mıdır? Dinimiz insan hayatına ve sağlığına büyük değer vermiş; bunların korunmasını istemiştir. Sağlığı korumak insanın vazifesi olduğu gibi, hastalandığı takdirde sabretmek ve her imkana başvurarak hastalığın tedavisine çalışmak da dinî bir vecibedir.
Hz. Peygamber (S.A.V.); hastalanınca tedavi olalım mı diye kendisine soranlara: "Tedavi olunuz; çünkü Allah her hastalık için bir de ilaç ve tedavi yaratmıştır; bundan bir dert müstesnadır ki o da ihtiyarlıktır" buyurmuştur.
Peygamber (S.A.V.) hastalıkların tedavisini emretmiş, hastalandığı zaman kendisi de günün şart ve imkanları ölçüsünde, ilaçlar kullanmış ve tedavi görmüştür. Ayrıca, Cenab-ı Hak'tan şifa isteyerek dua etmiş; şifa talebi ile bazı sure ve ayet-i kerimeleri de okumuştur, Böyle yapan kişilerin yaptıklarını da reddetmemiştir. Ancak, okunan dualar anlaşılır ve şifa dileyen ifadeler olmalı; ayet ve dualar tahrif edilmemelidir.
Ayet ve duaların yazılıp, muska olarak taşınmasına gelince: Hz. Peygamber, uykuda korkanların okumalarını tavsiye buyurduğu bir duayı, ashaptan Abdullah b. Amr'ın aklı eren çocuklara öğrettiği, henüz aklı erecek yaşa gelmemiş olan çocukların da yazıp boyunlarına astığına dair rivayete dayanarak, bazı bilginler bunun caiz olduğunu söylemişlerdir.
Ancak, İbn-i Abbas, ibn Mes'ud ile Hanefiler ve bazı Şafiîler de nazarlık vb. taşımasını yasaklayan rivayetlere bakarak ayet ve duaların yazılıp taşınmasının caiz olmadığı görüşünü benimsemişlerdir.
Muskacılığın bir meslek haline gelmemesi, dinin ve dini duyguların basit çıkarlara alet edil-memesi bakımından ayet ve duaların muska olarak yazılmaması, şüphesiz daha uygundur. Çocuklara ve okuma bilmeyenlere bilenler, bir menfaat beklemeden okuyabilirler.
Tıbbi tedavi yanında telkin ve dua ile tedavi usulü, asırlar sonra, müspet ilmin de dikkatini çekmiştir.
211- Ebced Hesabı var mıdır? Mahiyeti nedir? Ebced, Arap alfabesinin ilk tertibi ve harflerinin taşıdığı sayı değerlerine dayanan hesap siste-midir. Harflerin böylece tertibinden maksat ise, Arap alfabesindeki harflerin kolay öğretilmesi ve hafızada kalmasını sağlamak için eski dönemlerde geliştirilmiş bir formül olup, bir anlamı bulunmayan kelimelerinin ilki "ebced" şeklinde okunduğu için bu adla anılmıştır.
Hemen her alfabedeki harflerin çok eskiden beri rakam olarak birer karşılığının bulunduğu bir başka deyişle harflerin rakam yerine kullanıldığı
bilinmektedir. Arap alfabesinin ebced tertibine dayanan rakam ve hesap sistemi, Müslüman milletler arasında da kullanılmaktadır. Edebiyatta olaylara, doğum ve ölümlere, zafer ve savaşlara tarih düşürmede ustaca kullanılmıştır.
212- Cifir hesabı var mıdır? Mahiyeti nedir? Arapça bir kelime olan cefr sözlükte "sütten kesilmiş kuzu, oğlak; içi taşla örülmemiş geniş kuyu" anlamına gelir. Terim olarak geçmiş ve gelecekten haber verdiği iddia edilen ve ilmî bir esasa dayanmayan bir bilgi adıdır.
Rivayete göre Ca'fer es-Sadık Hz. Peygamber'in soyundan gelenlerin geçmiş ve gelecekle ilgili muhtaç bulundukları bütün gizli bilgileri bir kuzu ve oğlak (cefr) derisinin üzerine yazmış ve muhtemelen bu yüzden bu bilgilere cefr denmiştir. Daha çok Şia tarafından, geleceğe ait haberler ihtiva ettiği öne sürülür. Bunlar ne dinî ne de ilmî gerçeklere dayanmaz.
Kur'an'a göre gayb bilgisi uluhiyyet vasıflarındandır. Allah bazı Peygamberlerini dilediği bilgilere muttali kılar.Kur'an'a göre gayba ait haberlerin yegane kaynağı vahiydir. Şia'nın, Hz. Peygamber'in kendisine gelen vahiylerin bir kısmını yalnız Hz. Ali'ye bildirdiğini iddia etmeleri, Rasulüllah'ın nazil olan vahiylerin tamamını bütün ümmete tebliğ ettiğini ifade eden Kur'an ayetieriyle çelişmektedir. (Maide 67; Hud 12; Kehf: 27) Ayrıca bu iddialar, Hz. Aişe, Hz. Ali ve İbn Abbas gibi saha-bilerden nakledilen rivayetlere de aykırıdır.(Buhari, llim, 39, Cihad, 71; Müslim, Edahi, 8; Müsned, 1,108).
Cefr'e dair telakkiler, Batıni-İsmaili çevreler ve eski dini-felsefi kültürleri nakleden kaynaklar yoluy-la İslam dünyasına girmiş, şiilerin çoğunluğu ile bazı sünni alimler de bundan etkilenerek Cefrin, herkes tarafından merak edilen, geleceğin bilgisini içerdiğini zannetmişlerdir. Ancak, vahiy sona erip tamamlandığına göre cefr ile geleceğe ilişkin kesin bilgiler ortaya koyma düşüncesi, iddiadan öte bir şey değildir. Ayrıca, cefr işlemlerinde kullanılan metinler ilmi kurallara dayanmaktan uzak ve bilmece niteliğindedir. Gazzali de "harflerin belli anlamlar ve sayısal değerler ifade ettiği konusunda hiçbir tutarlı ve ilmi delil yoktur" (Fedailü'l-Batıniyye, s. 66-71) demektedir.
213- Yehovacılık nedir? Yehova kimdir? Gayeleri nedir? YEHOVA ŞAHİTLERİ
Yehova Şahitleri adlı örgütün kurucusu bir papaz olan Charles Taze Russel (1852-1916)'dir. Yehova şahitleri ile ilgili kitaplarda "Bin yıllık kral-lığın peygamberi" olarak kabul edilir. Önceleri
Protestan Presbiteryan kilisesine bağlı iken, sonra Protestan Congregasionalist kilisesine geçip oraya üye oldu. Kendisi ilkokul mezunudur. Bu kiliseden de ayrılarak Hıristiyanlığı tekrar incelemeğe başladı. Çevresine kendisinin bir çoban olduğunu söyledi.
Russel, satışa çıkardığı bir buğdayın az miktarının bile çok fazla ürün vereceğini, bu buğdayın mucizeli olduğunu ilan etti. Buğdayın içindeki büyük mucizeye inananlar bir avuç buğdayı 60 Dolara alarak ektiler. Fakat doğru dürüst bir mahsul alınmayınca dolandırıldıklarını anlayanlar mahkemeye verdiler. Mahkeme huzurunda bu buğdayın diğer buğdaylardan farkı olmadığını itiraf etti ve mahkum oldu.
Bu örgüt bir zamanlar Russelizm veya ciddi İncil araştırmaları adıyia anılmış ve reformcu Luthercilik olarak görülmüştür. Hedefleri tanrının denetiminde İsa'nın krallığında bir dünyla krallığı, tek tip toplum tek dernek düzeni kurmaktır.
Örgüt 1884 yılında Amerika Birleşik Devletleri tarafından tanınmıştır.
Yehova:
Yehova kelimesinin aslı "Yahve"dir. Galat olarak Yehova şeklinde kullanılmaktadır. Yahve İsraillilerin milli ilahlarının adıdır. Örgüt önceleri "Russel" tarikatı adıyla çalışmasını sürdürüyordu.
26.7.1931 tarihinde tanrının şahitleri anlamında olan "Yehova şahitleri" adıyla kendilerini göstermeyle başlamışlardır. Örgüt literatüründe adları bazen "Hıristiyan Yehova Şahitleri", "Hıristiyan şahitler" olarak da geçmektedir.
Yehovacıların kutsal kitabı Hıristiyanların kutsal kitabı olan İncil’dir. 1950 yılındaki yeni çevirmede kitabın metnine 200'den fazla Yehova adını katmışlardır. Hıristiyanlığın kutsal kitabı 66 kitaptan ibarettir. Bunların 39'u Yahudilerin de kutsal kitabıdır.
İsa'nın dünya krallığının başladığını ileri sürerek devletlerin ve hükümetlerin sonunun yaklaştığını, tarihler vererek ortaya atmışlardır. Bu tarihler, 1914, 1918, 1925 ve 1975'tir. Fakat iddialarının hiçbiri gerçekleşmemiştir.
Yehovacılar 66 kutsal kitaba kattıkları yeni yorumlarla ayrı bir akım,ayrı bir Hıristiyanlık mezhebi şeklinde görünürler. Bazı Hıristiyan mezhepleri İsa'yı ilahlaştırır ve malum üçleme içinde sayar. Yehovacılar için tek ilah Yehova olmakla birlikte, onun yanında ilaha eşit olmayan fakat aynı zaman-da onun oğlu olan insan üstü bir varlık vardır. O da İsa'dır. İsa Yehova’nın sağında yer almıştır ve onun oğludur. Bu şekilde bile İsa’yı ilah olmaktan çıkarmaları ve ruhu kabul etmemeleri katolik, ortodoks ve bazı protestanları kızdırmıştır.
Hıristiyanlıkta insanların doğuştan suçlu olduğuna inanılır. İnsan bu suçundan kendisi değil, ancak İsa'nın yardımıyla kurtulur. Yehovacılarda bu ilkeyi benimserler. İslam dininde ise insan doğuşta günahsızdır. Herkes kendi işlediğinden sorumludur. Hiç kimse başkasının günahını yüklenmez. (Fatır: 18)
Müslümanlara inançlarını aşılamak için Hıristiyan yönlerini gizlerler. Kiliseye gidildiğini söylerler ve çok zaman Yehova yerine Müslümanlara mü'nis gelmesi için "Allah" ve diğer İs!amî terimleri kullanırlar. Yehovacıların kendilerinde ibadet yok demeleri doğru değildir; kendilerine göre dua, Hıristiyan kutsal kitabından parçalar okumaktan ibarettir. Ayrıca vaftiz ve şükran yemeği de vardır.
Yehova şahitleri ahirete inanmaz. Cennetin dünyada olacağına, İsa'nın oradaki krallığına inanırlar. Ruhun ölmezliğine inanmazlar. Üçleme inancını yorumlamaları bazı Hıristiyan mezheplerden farklı olmakla birlikte onu reddetmezler. Kutsal ruh'a inanırlar ve onu cismani değil ruhani olarak telakki ederler. İsa'nın doğum günü (Büyük paskalya yortusu)'nda özel yemek yemezler. Dünya onlara göre bakidir. Devlet yerine "Yeni Dünya Derneği"ni kabul ederler. Kendilerini bir millete ve vatana bağlı hissetmek şöyle dursun, bu düşüncelere tamamen karşıdırlar. Bazı Hıristiyanlıktan gelen önemli inançları benimser görün düklerinden kendilerini asil Hıristiyan olarak gösterirler. Bu yönleriyle bir Hıristiyan mezhebi gibi görünseler de, diğer yönleriyle milletlerin ve devletlerin varlığını, mevcut iktisadî, ictimaî, millî, siyasî, rejimî, hukukî düzeni ve hudutları reddet-tiklerinden diğer mezheplerden farklılıklar gösterirler.
Bayrağa karşı çıkarlar. Bayrak sevgisini tapınma olarak algılarlar. Milliyet ve vatan sevgisini reddederler. Vatan bütünlüğü, vatan savunması ve istiklal mücadelesine ve askerlik yapmağa karşıdırlar.
Görüldüğü üzere Yehova şahitleri sadece bir vicdanî inanca sahip kişiler olmayıp aktif, faal bir örgütün elemanı ve eylemcileridirler. Örgütteki rütbeleri, direktörlük, bölge yöneticisi, şube yöneticisi, eyalet yöneticisi, çevre yöneticisi ve toplantı hizmetçisi veya yöneticisi şeklinde sıralanır.
Bu teşkilat iç içe kurulmuştur. Kaç memlekette faaliyet halinde ise her memlekette 7 kişiden oluşan bir komite kurarlar.
Baş büroları New York'tadır. Burası karargahtır. Diğer memleketlerde de şube, bölüm büroları, hatta ayrı basım ve dağıtım evleri kurulmuştur.

<---Geri devam....

İslami Soru ve cevaplar

76- Namaz kılmayan kimselerin cenaze namazlarını kılmakla mükellef miyiz? Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)'in insanlığa tebliği ve hayatında tatbik ettiği dinî hükümlerin doğru ve gerçek olduğunu kabul eden ve ben Müslüman’ım diyen herkes, bazı ibadetlerde kusurlu bile olsa, dinden olduğu kesinlikle bilinen bir hükmü inkar etmedikçe Müslüman’dır, bu itibarla, günahkar da olsa her Müslüman’ın cenaze namazı kılınır.
77- Tanımadığımız, musallaya konan her cenazenin, namazı kılınabilir mi? Cenaze namazı kılabilmek için gerekli şartlardan birisi de o cenazenin Müslüman olmasıdır. Kendisinin veya ebeveyninden birisinin veyahutta yaşadığı çevrenin Müslüman olmasıyla mezkür cenazenin de -zahiren- Müslüman olduğuna hükmedilir. Sözünü ettiğimiz şartlar muvacehesinde, cenazesi musallaya konulmuş olan kişinin Müslüman olmadığına dair kesin bir bilgi bulunmadığı takdirde o kişinin Müslüman sayılmasında ve cenaze namazının kılınmasında bir sakınca yoktur.
78- İntihar etmek günah mıdır? İntihar edenin cenaze namazı kılınır mı? İntihar, büyük günahlardandır. Başkasının canı-na kıymak, katil olmaktan farkı yoktur, hatta daha kötüdür. Ancak bunu helal saymadıkça intihar eden kişi İslam dininden çıkmış olmaz. Dinden çıkmayı gerektiren bir davranışta bulunmamış olan, her Müslümanın cenaze namazı kılınır.
79- Düşük olan bir çocuğa nasıl bîr muamele gerekir? Hilkati tamamlanmadan düşen bir çocuk, bir bez parçasına sarılarak defnedilir. Yıkanması, usülüne göre kefenlenmesi ve cenaze namazı kılınması gerekmez.
Doğduktan sonra ölen bir çocuğa isim verilir. Cenazesi yıkanır, usülüne göre kefenlenir ve namazı kılınarak defnedilir. Böyle olmayınca yani ölü olarak doğmuş ise, yıkanıp bir beze sarılarak defnedilir; fakat namazı kılınmaz.
80- Bir Müslümanın cenazesi gayr-ı müslim çocuklarına bırakılır mı? Vefat eden bir Müslümanın cenazesi, Müslüman olan velisi veya akrabası tarafından kaldırılır. Eğer- sözkonusu cenazenin bütün akrabası gayr-i Müslim ise; cenaze hiçbirine verilmez, onun techizi, tekfîni ve cenaze namazı kılınarak defni, Müslüman toplumu üzerine farz-ı kifayedir.
81- Musallada ölüye yapılan "Helal olsun" sözü ile bütün alacaklar da helal edilmiş olur mu? Hakkını helal eden kişinin, ölenin üzerinde bulunduğunu bildiği hakları helal olur, Sözgelimi, bir başkasının hakkını zimmetine geçirmiş olan kişi öldüğü zaman, hak sahibi bundan haberdar olarak, kendi isteği ile hakkını helal ederse, ölen kişi bu sorumluluktan kurtulur. Hak sahibi de sevap kazanır. Fakat hak sahibi ölenin üzerinde bulunan bazı haklarından haberdar değilse, haber-dar olmadığı haklarını helal etmiş sayılmaz. Ayrıca karz veya alım-satım gibi sebeplerle ölenin zimmetindeki borçlarının da, mirasının taksiminden önce terikesinden hak sahiplerine (alacaklılarına) ödenmesi gerekir.
82- Kadınlar kabir ziyaretine gidebilir mi? Kabir ziyareti hem erkek hem de kadın için müstehaptır. Gerektiğinde, kadınlar da usulüne uyarak kabir ziyaretinde bulunabilirler.
83- Almanya'da oruca başlayan bir kişi uçakla daha doğudaki veya daha batıdaki bir ülkeye yolculuk yapsa iftarı nereye göre yapacaktır? Bir yerde oruca başladıktan sonra, daha önce akşam olan doğudaki bir yere uçakla giden bir kimse gittiği yerdeki vakte göre orucunu açacaktır. Eğer batıya gidecek olursa durum yine aynıdır. Yani gittiği yerin vaktine uyarak orucunu açacaktır. İftar vaktine yakın, uçakta yolculuğu devam ediyorsa, uçaktaki görüntüye göre güneş batmadıkça iftar edemez. Çünkü orucun vakti, ikinci fecirden güneşin gurubuna kadar devam eder. Yüksek bir yerde; mesela; yüksek bir minarede veya kulede bulunan kimse, güneşin gurubunu görmedikçe iftar edemez. Aşağıda bulunanlar ise bulundukları yerin takvimine göre iftar ederler. Uçaktakiler de, üzerinde bulundukları yerin saatini ölçü alamazlar; güneşin batmasını beklerler.
84- Devamlı olarak uzun yola gidenler, namaz ve oruçları nasıl yerine getirmelidir? İslam dini Ramazan ayında oruç tutamayan hasta ve yolcuların sonradan kaza etmelerini emreder. Mazeret ne kadar devam ederse şerî ruhsat da o kadar devam eder. Bu gibi kimseler bir sene veya on sene sonra, mazeretleri ortadan kalkınca, zamanında tutamadıkları Ramazan oruçlarını kaza ederler. Cenab-ı Hak buyuruyor ki:
"Sizden bir kimse hasta veya yolcu olursa oruç tutmadığı günler sayısınca daha sonra diğer günlerde tutsun." (Bakara, 185)
Namaz ise yolculuk sebebiyle kazaya bırakılmaz. Ancak seferi sayıldığı sürece dört rek'atlı farz namazlar iki rek'at olarak kılınır. Devamlı olarak uzun yola giden kaptan ve sürücülerin durumu da aynıdır.
85- Kalb hastalıkları olanlar ve hastaları günde 2-3 hap almak zorundadırlar. Bunların oruç tutmaları gerekli midir? Hastalık, Ramazan'da oruç tutmamayı mübah kılan özürlerdendir. Bir kimsenin oruç tuttuğu takdirde hastalanacağı, hasta ise hastalığının artacağı tıbben veya tecrübe ile sabit olursa oruç tutmayabilir. İyi olunca da yalnız yediği günler sayısınca kaza etmesi gerekir. Ayet-i Celilede; "Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde oruç tutar" buyrulmuştur (Bakara, 184)). Ömrü boyunca bu durumda hasta olan kişiler ise, her gün için bir fidye verirler. Yoksul ve muhtaç kişilerin fidye vermeleri de gerekmez. Dinimiz hiç kimseyi gücünün üstünde bir şeyle yükümlü kılmamıştır.
86- Ramazanda ay halini önlemek için hap kullanmak caiz midir? Ay hali oruç tutmaya manidir, bu halde iken tutulan oruç sahih olmaz. Ay hali, hayız kanının görülmesiyle başlar. İlaç ve hap sebebiyle de olsa, akıntı olmadıkça ayhali vuku bulmadığından tutulan oruç sahihtir. Ancak hayız kanı ile vücutta biriken zararlı maddeler dışarı atıldığından, vücudun sıhhati bakımından ay halini önlemek için ilaç ve hap kullanılması tavsiye edilmez.
87- Adet gören bayanlar keffaret orucu nasıl tutarlar? Keffaret olarak, arka arkaya altmış gün (veya iki kameri ay) oruç tutmaya başlayan bir kadının, bu arada görebileceği ayhali günleri keffaret orucunun sürekliliğini engellemez ve bozmaz. Ancak bu durumda ay halinin bitiminden sonra, ara vermeden keffaret orucuna devam edilmesi
şarttır. Söz gelimi on gün oruç tuttuktan sonra, onbirinci gün ayhali gören bir hanım, belli günleri bitince hiç ara vermeden tekrar oruca başlar, önceki tuttuğu on güne ekleyerek keffaret orucunu tamamlar.
88- Düşük yapan kadının orucu bozulur mu? Düşük yapan bir kadının yaptığı düşüğün saç, tırnak gibi bazı uzuvları belirgin hale gelmişse bu kadın, yaptığı bu düşükle lohusa sayılır ve orucu da bozulur.
89- Hamile olan kadın oruç tutarken kusarsa orucu bozulur mu? İstek ve iradesi dışında kusan kişi, ister az, ister çok (ağız dolusu) kussun, kustuğunu geri yutmaz ise, orucu bozulmaz. Ancak böyle bir kusuntu ağız dolusu olup geri dönerse İmam Ebu Yusuf’a göre orucu bozar.
Kendi isteği ile ağız dolusu kusan kişinin orucu bozulur. Yani o gün orucunu devam ettirir, Ramazandan sonra bir gün kaza gerekir, keffaret gerekmez. Şayet ağız dolusundan daha az kusarsa orucu da bozulmaz, kaza da gerekmez.
90-Oruçlu iken buruna, göze damlatılan ilaç orucu bozar mı? Buruna akıtılan ilaçla oruç bozulur. Bu durum da oruçlu o günkü orucuna devam eder. Ramazandan sonra bir gün kaza eder. Göze damlatılan ilaç -eseri boğazda hissedilse bile- orucu bozmaz.
91- Oruçtu iken arkadan veya önden fitil koymak orucu bozar mı? Oruçlu iken arkadan fitil kullanmak orucu bozar. Bundan dolayı sadece kaza gerekir, keffaret gerekmez. Kadının tenasül organına ilaç ve benzeri herhangi bir şeyin akıtılması orucu bozar. Erkeğin tenasül organının içine akıtılan ilaç Hanefilere göre orucu bozmaz; Şafiîlere göre ise bozar.
92- Doktor muayene ederken, ağızdan mideye sarkıtılan cihazlarla oruç bozulur mu? İlaçlı mide filminde durum nasıldır? Bir çöp veya iplik ve sicim gibi herhangi bir şey yutulursa oruç bozulur. Ucu dışarıda olan bir sicim mideye indikten sonra ondan bir parça kopup midede kalmadan dışarı çekilirse oruç bozulmaz. Mideye sarkıtılan cihazın hükmü de aynıdır. Fakat midenin filmini çekmek için ağızdan alınan ilaç orucu bozar.
93- Susuz olarak, hap yutmak orucu bozar mı? Oruçlu bir kimse gıda veya deva (ilaç) cinsinden bir şeyi ister su ile, ister susuz olarak yer veya içerse orucu bozulur. Şafiî mezhebine göre; kendisine yalnız kaza gerekir. Hanefi mezhebine göre ise; hem kaza hem de keffaret lazım gelir. Ancak oruç bozmayı mübah kılacak ölçüde bir rahatsızlık sebebiyle ilaç almış ise, orucu bozulur ve kendisine yalnız kaza gerekir, keffaret gerekmez.
94- Nefes darlığından muzdarip bir kimsenin bronşlarını genişletip bir müddet rahat nefes alıp vermesini sağlamak amacıyla ağıza sıkılan sprey orucu bozar mı? Yoğunlaştırılmış sun'î oksijen, yiyecek, içecek cinsinden olmayıp sırf hastanın teneffüs imkanını kolaylaştırmak için kullanılan bir maddedir. Teneffüs, bütün canlıların yaşayabilmesi için en tabî hakkıdır. Astımlı hastanın fiziki yapısı oruç tutmasına müsait olup başka bir hastalığı da olmadığına göre, ilaç ağız ve nefes boruları cidarlarında emilerek yok olduğu gerçeğinden hareketle ve orucun teşri hikmeti de dikkate alındığında, astımlı hastaların rahat nefes almalarını sağlama amacıyla ağıza püskürtülen oksijenli ilacın orucu bozmayacağı mutalaa olunmuştur.
95- Elde olmadan çalışma yerinde toz duman v.b. şeylerin yutulması orucu bozar mı? Umumî belva kabilinden olup kaçınılması mümkün olmayan, rüzgarın kaldırdığı tozun, yanan ocaktan çıkan dumanın, elenen veya öğütülen un'un yutulması.. ve benzeri şeyler orucu bozmaz. Zira bunlar devamlı olarak insanlar tarafından karşılaşılan ve sakınılması mümkün olmayan şeylerdir. Ancak sigara, nargile, enfiye gibi kasden içilen şeyler; emilen şekerin veya ilacın boğaza giden tadı orucu bozar. Bunlardan dolayı hem kaza; hem de keffaret gerekir.
96- Oruçlu iken banyo yapan birinin orucu bozulur mu? Vücuda dışardan her hangi bir şey girmedikçe oruç bozulmaz. Bu itibarla ister temizlik, ister serinlemek maksadıyle olsun, ağız ve burundan su kaçırmamak şartıyle banyo yapmakla oruç bozulmaz.
97- Oruçlu iken boy abdesti almak caiz midir? Ağız veya burundan su girip yutulmadıkça yıkanmakla oruç bozulmaz. Bu itibarla ağız ve burundan su kaçırmamak şartıyle oruçlunun (ihtiyarî veya zarurî olarak) boy abdesti alması caizdir. Nitekim Hz. Aişe ile Ümmî Seleme validelerimiz Peygamberimiz (S.A.V.)'in Ramazanda imsaktan sonra boy abdesti almış olduğunu haber vermişlerdir. Buna göre geceden cünüp olarak imsak vaktine girmek oruca zarar vermediği gibi, oruçlu iken boy abdesti almak da orucu bozmaz.
98- Cünüp olan sahur yemeği yiyebilir mi? Oruca niyet edebilir mi? Cünüp olan kimsenin elini, ağzını yıkamadan yiyip içmesi uygun görülmemiştir. Bu kimsenin gusül abdesti ile meşgul olduğu takdirde sahur yemeği yiyemeyeceği korkusu varsa elini, ağzını yıkadıktan sonra, boy abdesti almadan sahur yemeği yemesinde bir sakınca yoktur.
99- Cuma günü oruç tutmak caiz midir? Tek olarak cuma ve cumartesi gününü oruca tahsis etmek tenzihen mekruh görülmüştür. Peygamber Efendimiz (S.A.V.) "Sizden biriniz bir gün evvel veya bir gün sonra oruç tutmadıkça, sadece cuma günü oruç tutmasın" buyurmuştur. Buna göre yalnız cuma günü (kaza veya nezir dışında) oruç tutmak tenzihen mekruh olup, cuma ile beraber bir gün önce veya sonra oruç tutulduğu takdirde kerahat yoktur.
100- Ramazan sonrası Şevval ayında tutulan oruç nasıl tutulmalıdır? Şevval ayında altı gün oruç tutmak müstehaptır. Peygamberimiz (S.A.V.) "Ramazanda orucunu tutup da Şevval'den de altı gün oruç tutan kimse bütün sene oruç tutmuş gibi sevap alır" buyurmuştur. Altı gün Şevval orucunu ayrı ayrı tutmak mümkün olduğu gibi, ara vermeden üst üste altı gün tutulması da mümkündür. Şafiî mezhebine göre; bu altı günü Şevval ayı içerisinde ayn ayrı tutmakla sünnet sevabı kaza-nılır ise de, Şevval ayının ikinci günü, yani bayramın birinci gününden başlayarak üst üste ara vermeden tutulması daha faziletlidir.
101- Kandil günlerinde oruç tutmak isteyen hangi gün oruç tutmalıdır? Kandil günlerinde oruç tutmak isteyenler, ihya ettikleri kandil gecesi oruca niyet edip ertesi gün oruç tutarlar. Çünkü dinî hükümlere göre gün, güneşin gumbu ile başlar ve ertesi günkü guruba kadar devam eder. Nitekim Peygamber Efendimiz (S.A.V.): "Şaban ayının onbeşinci gecesi olduğu zaman o geceyi ibadetle ihya ediniz ve gündüzünü de oruçla geçiriniz..."(et-Terğıb ve't-Terğib Mısır Baskısı 2/242) buyurmuştur. Ancak kandil gecesinden önceki gün oruç tutmayı yasaklayan bir hüküm yoktur. Oruç tutulması mekruh olmayan günlerin hepsinde oruç tutmak sevaplıdır.
102- Değişik zamanlarda kasden Ramazan orucunu bozana sonradan bir keffaret yeterli midir? İster aynı Ramazan ayında, ister ayrı ayrı Ramazan ayında olsun, değişik zamanlarda Ramazan orucunu kasden bozmuş olan kişinin bir tek keffaret orucu tutması yeterlidir. Şafiîlere göre yalnız cinsî münasebetten dolayı keffaret gerekir ve bu fiil tekrarlandığı sayıca keffaret de tekrarlanır.
103- Ölen birinin oruç borçları için geride kalanlar oruç tutabilir mi? Ölenin velisi veya başkaları ölen kişinin kazaya kalmış oruçlarını tutamazlar. Nitekim bir hadis-i şerifte "bir kimsenin başkası yerine oruç tutması, namaz kılması caiz olmaz, lakin velisi ölenin tutamadığı orucunun fidyesini verir” buyurulmuştur.
104- Borç verilen paranın zekatı ne zaman verilir? Geri ödeneceği kesin olan alacakların, her yıl alacaklı tarafından zekatlarının ödenmesi gerekir. Şayet her yıl zekatı verilmemiş ise, alacak tahsis edildikten sonra, geçmiş yıllara ait zekatların da ödenmesi gerekir. İnkar edilen veya geri alınma ihtimali görülmeyen alacaklar için, alacaklının her yıl zekat vermesi gerekmez. Şayet bu tür ümit kesilmiş bir alacak daha sonra ödenirse, üzerin den yıl geçtikten sonra zekatı gerekir; geçmiş yıllar için zekat gerekmez.
105- 3-5 yıl va'deli borcu olan kimse nisabını nasıl hesaplar? 3-5 yıl vadeli borcu olan kimse, temel ihtiyaçlarını ve o yıl içinde ödenmesi gereken borçlarını düştükten sonra, geride kalan zekata tabi malların toplamı, nisap sınırını aşıyorsa, bu geride kalan kısmın zekatını verir.
106- Borç verdiğim birisi fakirleşti; bu kişinin bana olan borcunu zekatımdan sayabilir miyim? Zekatın sahih olması için, yoksul kişiye verilen şeyin zekat niyyetiyle temliki gerekir. Fakire borç olarak verilen bir meblağ, fakir o meblağ üzerinde tasarrufta bulunduktan sonra, zekata mahsub edilemez. Şayet, dinen fakir sayılan bir kimsenin zimmetinde bulunan alacak meblağ, o fakire, zekat niyyetiyle bağışlanacak olursa, sadece o alacak meblağ için ayrıca zekat gerekmez.
Borç alan birisi fakirleşip borcunu ödeyemez duruma düşerse alacaklı borçluya borcu kadar zekat verir, tekrar alacağını verdiği paradan tahsil edebilir.
107- Arsaya ve kirada olan evime, binek arabasına ve ticari arabaya zekat vermek gerekir mi? Ticaret için olmayan, ev, arsa, araba ve benze-ri şeylerin kıymetleri üzerinden zekat gerekmez. Eğer bunların kazancı (getirisi) varsa ve bu getiriler, sahibinin diğer zekata tabî malları ile birlikte nisap ölçüsüne ulaşırsa, yıl sonunda getirilerinin zekatı verilir. Şayet bunlar ticaret için kullanılıyorsa her yıl kıymetleri üzerinden zekat gerekir.
108- Hisse senetleri için zekat vermek gerekir mi? Bir ticarî veya sınaî kuruluşa ortaklığı ifade eden hisse senetleri elde mevcut para gibidir. Bu bakımdan eğer nisap ve diğer şartları taşıyorsa rayiç değerine göre hisse senetlerinin de zekatı verilir.
109- Kirada oturan evi olmayan kişi, ev yapmak için biriktirdiği paradan zekat vermek zorunda mıdır? Ev edinmek için biriktirilen paralarda tabiî olarak çoğalma ve artma özelliği vardır. Binaenaleyh bu maksatla biriktirilen paralar borçtan ve temel ihtiyaçlardan sonra nisap miktarına ulaşmış ise o paradan zekat vermek gerekir.
110- Zekatı ve fıtır sadakasını uzaktaki akrabaya göndermek caiz midir? İster yakında, ister uzakta bulunsun, zekat ve fıtır sadakasında, öncelikle yoksul akrabanın tercih edilmesi efdaldir. Akraba içinde yoksul olan kişiler yoksa, yakın komşulardan başlamak üzere, kişi bulunduğu yerdeki fakirlere zekat ve fıtır sadakasını verir.
Zekatta, zekata tabi malın bulunduğu yerdeki fakirlere; fıtır sadakalarında ise, mükellefin ikamet ettiği yerdeki fakirlere öncelik verilmesi asıldır. Ancak bunlar bağlayıcı hükümler olmayıp faziletle ilgili hükümlerdir. İster yakın ister uzak olsun, dinen fakir sayılan her Müslüman’a zekat ve fıtır sadakası verilebilir.
111- Gelin ve damada zekat verilebilir mi? Gelin veya damat şayet fakir iseler, her ikisine de zekat verilebilir. Ancak, mükellef kişi, kendi usul ve füruundan olan kimselere zekat ve fıtır sadakası veremez.
112- Zekat, kurban ve fıtır sadakası için belirlenen nisap miktarı aynı mıdır? Zekat, dinen zengin sayılan Müslümanlara farz-dır, temel ihtiyaçlarından ve borcundan başka 80.18 gr. altın veya bu miktar altın değerinde temel
ihtiyaçlardan fazla malı yahut parası olan kimseler dinen zengin sayılırlar. Bu mikdara nisap denir. Zekatın farz olması için ölçü kabul edilen bu miktar, fıtır sadakası ve kurban için de aynıdır.
Ancak zekatın farz olması için, nisab ölçüsündeki malın üzerinden bir kamerî yıl geçmesi ve malın namî yani artıcı nitelikte olması gerektiği halde, kurban fitrenin ve vücübu için, nisabın üzerinden sene geçme ve malın artırıcı nitelikte olması şartı yoktur. Bunun için, Ramazan bayramı günü şafak sökmeden önce miras ve benzeri herhangi bir yol ile zengin olan kimse, fitre vermekle mükellef olur. Kurban bayramı günlerinde zengin olan kişi de kurban kesmekle yükümlü olur.
113- Kadının kocasından habersiz hayır yapması veya sadaka vermesi caiz midir? İslamî hükümlere göre, aile fertleri arasında mal birliği değil, mal ayrılığı prensibi vardır. Bir aile içinde, karı-koca ve çocuklardan, herbirinin malı kendisine aittir. Bu itibarla, kadın kendisine ait malını kocasının izin ve rızasını almadan da dilediği gibi sarfedebilir; dilediği bir şahsa veya hayır kurumlarına bağışlayabilir. Ancak; kadın kocasının malını, evin zarurî ihtiyaçları dışında kocasının izin ve rızası olmadan harcayamaz. Kocasının malından herhangi bir kimseye bağışta bulunamaz. Ancak kadın, kocası gördüğü veya haberi olduğu takdirde, ondan izinsiz yaptığı harcama ve tasarruf için izin vereceği ölçüde bağış ve tasaddukta bulunabilir. söz gelimi kapıya gelen dilenciyi boş çevirmez. Bu takdirde hem kendisi, hem kocası sadaka sevabına nail olurlar.
114- İslam'a göre devlete vergi vermek gerekli midir? Devlet, milletin organize edilmiş ve teşkilatlanmış biçimidir. Ortak hizmetlerin karşılanması için vatandaşlarından vergi alır. islam dini devletin yapacağı hizmetler için, ihtiyaca göre vergi almayı tecviz etmiştir. Peygamberimiz de vergi toplatmıştır. Öşür, haraç ve zekat bunlardan bazılarıdır. Hz. Ebu Bekir zekatı vermeyenlere savaş açmıştır.
Vergi ile elde edilen gelir, ülkeye ve üzerinde yaşayanlara hizmet veren devletin giderlerini karşılar. Bu hizmetler amme menfaati içindir, vergi verilmezse bu hizmetler karşılanamaz, amme hizmeti vatan emniyeti haleldar olup, bunun bedelini de bütün bir toplum çeker. Bu itibarla, her Müslüman devlete vergisini vermekle mükellefdir.
115- İslam dininde zekat ve öşür dışında devlete vergi vermek gibi bir mükellefiyet var mıdır? İslam dininin diğer ekonomik sistemlerden farklı olarak kendine has maliye yapısı vardır. Bu sistem-de devletin gelir kaynakları zekat, harac, cizye, ganimet, savaştan elde edilen mallar, öşürler, maden ve define vergisi ve diğer vergilerdir.
Bu gelir yok kaynakları dışında devletin, vatandaşlarından vergi alıp alamayacağı konusu, eskiden geri tartışılmış, ihtiyaç ve zaruret halinde, ihtiyaca ve yurttaşların ödeme güçlerine göre devletin vergi alabileceği görüşü ağırlık kazanmıştır.
"Büyük zararı def etmek için küçük zarara tahammül edilir" kaidesi bir hukuk kuralıdır. Bu kaide uyarınca, düşman tarafından ülke güvenliği tehdit ediliyorsa, olağanüstü hallerde veya beytü'l-malın (hazine) gelirleri devletin zorunlu mali mükellefiyetini karşılamıyorsa devletin vatandaşlarından, ihtiyacını karşılayacak ölçüde vergi alması gerekli hale gelir.
Asrı saadette ve 4 halife döneminde zekat dışında vergi alınmamış ise de, daha sonra devletin gelirleri giderlerini karşılamaz hale gelince zaruret prensibine dayanarak, zekat dışında bir takım vergiler ortaya çıkmıştır. Zikri geçen prensip ve gerekçeler ile verginin alınabileceği ve verginin zekat ve öşürden sayılamayacağı görüşleri kuvvet kazanmıştır. Zira zekat ve öşür bir ibadettir; ibadette niyyet ve ihlas esastır. Vergide ise bu vasıflar umumiyetle gerçekleşmez. Ayrıca, zekat ve öşür kitap ve sünnetle sabit olurken vergi öyle değildir.
Sarf yönleri açısından da zekat ve öşürle vergi arasında fark vardır.
116- Kocası fakir olan bir kadın, kendi parası ile hacca gidebilir mi? Kocası fakir olan kadının, kendi servetiyle haccetme imkanı varsa ve haccın diğer şartlarını da taşıyorsa, kocası veya bir mahremi ile hacca gitmesi gerekir. Şayet kocası veya mahremlerinden biri, imkansızlık sebebiyle hacca gide-miyorlarsa ve bu kadın onlardan birinin masrafını da karşılayabilecek imkana sahipse, haccetmesi gerekir. Buna gücü yetmezse, yerine bedel gönderir.
Şafiî alimleri, bir kadının güvenilir bir kaç kadınla birleşerek -mahremsiz- farz olan haccını yapmasını caiz görmüşlerdir.
117-Zengin bir kadın eşi veya bir mahremi olmadığı için hacca gidemeden ölse hac ibadetinden sorumlu mudur? Sağlık ve servet yönünden haccetme imkanına sahip olan bir kadın, eşi veya mahremi olmadığı için hacca kendisi gidemez ise de, hac farizasını eda etmiş sayılması için, yerine bedel göndermesi gerekir. Bunu da yerine getirmemişse vefatından önce yerine vekaleten haccetmek üzere bedel gönderilmesini vasiyet etmesi gerekir. Aksi takdirde üzerinden sorumluluk kalkmaz.
118- Haram para ile hacca gidenin haccı kabul olur mu? Dinimizde yapılan ibadetler Cenab-ı Allah'ın emri gereği görevimizdir. Ayrıca, pek tabiki sevabı da vardır. Bunun aksine Cenab-ı Allah'ın yasak kıldığı haramlar vardır. Bu yasaklara riayet etmek de görevimizdir. Bu itibarla; çalıntı elbiseyle namaz kılınsa bu namaz şartlarına riayet edilerek eda edilirse sıhhatlidir. Kabul olunup olunmaması Allah'a aittir. Elbiseyi çalan bunun cezasını ayrıca çekecektir.
Bu örnekte olduğu gibi haram parayla hacca giden kimsenin haccı da sahihtir. Haram parayla gittiği için onun günahını ayrıca çekecektir. Fakat bu haccın sevabı da ona göre az olur veya hiç olmaz.
119- Kurban kesmek kimlere vaciptir? Kurbanın sözlük anlamı yakınlık demektir. Dinî kavram olarak kurban; Allah'a yaklaşmak için, belirli günlerde (Kurban bayramının ilk üç günü) ve belirli nitelikleri taşıyan kimseler tarafından kesilen belli hayvandır.
Kurban bayramında ibadet niyeti ile kurban kesmek, büluğ çağına gelmiş, mukim (yolcu olma-yan) ve dinen zengin sayılan Müslümanlara vaciptir. Zenginlikten maksat kurban bayramında temel ihtiyaçlarından başka 80.18 gr. altını veya bu mikdar altın karşılığı parası yahut temel ihtiyaçları dışında mal varlığının bulunmasıdır. Bu durumda olan kimse kurban kesme hususunda dinen zengin sayılır.
120- Kurban kesmeden, parasını kurban niyetiyle vermek caiz midir? Kurbanın rüknü, kurbanlık hayvanın kesilip kanının akıtılmasıdır. Kurbanlık hayvan bizzat veya vekalet yolu ile kesilmedikçe, parasını tasadduk etmekle, kurban vecibesi eda edilmiş olmaz.
121- Kadın kurban kesebilir mi ve kestiği yenilir mi? Bir Müslümanın, erkek olsun kadın olsun usülüne uygun olarak kestiği hayvanların etleri yenir.
Bu itibarla, Müslüman bir kadının kurban kesmesi caizdir.
122- Karı koca bir yıl biri, diğer yıl öbürü şeklinde nöbetleşe kurban kesebilir mi? Kurban bayramında, akıllı, büluğ çağına gelmiş,
dinen zengin, hür ve mukîm Müslümanlar üzerine kurban kesmek vaciptir. Dinî hükümlere göre, bir aile içinde herkesin malı kendisine aittir, müşterek bir aile malı yoktur. Bu itibarla, yukarıdaki niteliklere göre kurban kesmekle kim mükellef ise, kurbanı o keser. Karı-koca her ikisi de kurbanla mükellef ise, her ikisi de keser. Sadece birisi mükellef ise, mükellef olan keser. Her ikisi de mükellef değiller ise, hiçbiri kesmeyebilir. Mükellef olmadıkları halde imkanlarını zorlayarak kurban kesmek isteyenlere de engel olunmaz.
123- Adak kurbanını kesmek için kadının kocasından izin alması şart mıdır? Adak'ın kelime manası, herhangi bir şeyi yapmaya söz vermektir. Dinî kavram olarak adak;
Cenab-ı Hakk'ın rızasını kazanmak ve O'na tazimde bulunmak için, yapılması mecbur olmayan namaz, oruç ve kurban gibi farz ve vacip ibadet cinsinden bir şeyi yapmayı nezretmek suretiyle o ibadeti kişinin kendisine vacip kılmasıdır.
Farz veya vacip ibadet cinsinden adanmış olan bir şeyi yerine getirmek vaciptir. Çünkü adak yapan kimse bu hususta Allah'a söz vermiş demektir. (Hac, 29) Bu gibi hükümlerin uygulanmasında ise, kadın ve erkek arasında fark yoktur.
Adakta bulunan kadının, harcama yapmayı gerektiren bir adağını yerine getirmek için kocasından izin alıp almamasına gelince:
İslamî hükümlere göre her fert kendi malı üzerinde, bir başka kişinin iznini almadan dilediği şekilde tasarrufta bulunabilir. Bu sebeple evli bir kadın kendi malından kocasının izni olmadan adağını yerine getirir. fakat kendi malı adak kurbanını kesmeye yetmeyecek kadar az olduğu için kocasının malından adak kurbanı kesecek olursa, kocasının iznini alması gerekir.
124- Bir Müslüman kestiği kurban etinden gayri müslimlere verebilir mi? Kurban kesmek imam-ı Azam Ebu Hanife'ye göre vacip; diğer müctehidlere göre sünnettir. Bunda esas olan kurbanlık hayvanın ibadet ve kulluk maksadı ile kesilmek suretiyie kanının akıtılmasıdır.
Kurban etinin dağıtılması hususu ise kurban kesmenin rükünlerinden değildir. Kurban etinin zenginlere, fakirlere ve ehl-i kitaptan birisine verilmesi caizdir.
125- Akika nedir? Yeni doğan çocuğun başındaki tüye akika adı verilir. Bir çocuğun doğması üzerine, Cenab-ı
Hakk'a şükür niyeti ile ve Allah rızası için kesilen kurbana da, "Nesike" veya "Akika" kurbanı denir.
Akika kurbanı kesmek mübah ve menduptur.
Akika kurbanı hususunda şu konulara dikkat edilmelidir.
a)Akika kurbanı, çocuğun doğumundan itiba-ren büluğ çağına erinceye kadar olan süre içinde kesilebilir. Ancak, doğumun yedinci gününde kesilmesi daha güzeldir.
b) Kurban olma niteliğine uygun her hayvan, akika kurbanı olarak kesilebilir.
c)Akika kurbanı için çocuğun erkek veya kız olması arasında fark yoktur.
d)Akika kurbanının kesileceği yedinci günde, çocuğun saçlarının kesilmesi ve ağırlığınca altın veya gümüş bedelinin fakirlere dağıtılması da müstehaptır.
e)Akika kurbanının etinden ve derisinden, kurban sahibi dahil herkes yiyebilir.

126- Avrupa'da veya başka bir yerde kurbanını dağıtacak bir fakir bulamayan kimse vekalet yoluyla kurbanını memleketinde kestirebilir mi? Dinimize göre kurban, zekat, fıtır sadakası, keffaret gibi malî ibadetlerin ifasında başkasına vekalet vermek caizdir.
Buna göre kendisine kurban vacip olan bir kimse, kurbanını bizzat kendisi kesebileceği gibi, vekalet yoluyla memleketinde veya başka bir yerde de kestirebilir.
127- Ev veya araba aldığımız zaman kurban kesmek gerekir mi? Ev veya araba almak kurban kesmeyi gerektirmez. Ancak, bu konuda adak yapılmışsa adağın yerine getirilmesi gerekir veya elde edilen bu nimetlerden dolayı Allah'a şükür için, şükür kurbanı kesilebilir.
Bir diğer husus daha vardır ki; "Sadaka belaların def'ine vesile olur." Böyle bir nimetten dolayı kurban kesip tasadduk etmenin (fakirlere dağıtmanın) muhtemel bir takım kaza ve belaların def'ine vesile olacağı da umulur.
128- Hayvanın daha iyi ve sağlıklı gelişmesi için kuyruğu kesilen koyun kurban edilir mi? Küçük yaşta daha sağlıklı gelişmesi için kuyruklarının fazla kısımları boğulmak suretiyle düşürülen koyunların kurban edilmesinde bir sakınca yoktur. Çünkü bu durum, hayvanın, emsaline göre kıymetini azaltan bir ayıp değildir.
129- Kimin kestiği yenir, kimin kestiği yenmez? Müslümanların ve ehl-i kitap denilen Yahudi ve Hıristiyanların usulüne göre kestikleri koyun, sığır ve deve vb. hayvanların etleri yenir.
Ateşe, güneşe, yıldızlara, puta tapanların dinden çıkanların, din ve Allah tanımayanların kestikleri yenmez.
130- Türbelere adak yapmak caiz midir? Adak sözlükte herhangi bir şeyi yapmaya söz vermektir. Dinî anlamda ise adak, Yüce Allah'ın rızasını kazanmak ve yalnız O'na ta'zimde bulunmak için yapılması zorunlu olmayan ve namaz, oruç, kurban gibi farz veya vacip olan ibadet cinsinden bir şeyi yapmaya Allah için söz vermek ve böylece o ibadeti kişinin kendi üzerine vacip kılarak, zorunlu hale getirmesidir.
Allah rızasını kazanmak düşüncesi olmaksızın adakta bulunmak doğru olmadığı gibi bazı türbe ve ölüler için yapılan veya türbelere mum ve kandil yağı almak gibi adaklar da batıl ve haramdır. Çünkü adak bir manada ibadettir. ibadet ise, sade-ce Allah'a yapılır. Bu itibarla kullardan, özellikle de ölülerden birine adakta bulunulması caiz değildir. Zira ölüler için hiçbir şeye malik olmadıkları gibi, tasarruf yetkisinden de mahrumdur.
Mamafih bir kimse falan işim olursa şu türbede Allah için bir kurban keseceğim der de o işi de olursa, o kurbanı herhangi bir yerde kesmesi yeterlidir, o türbeye gitmesine gerek yoktur.
131-Yemin çeşitleri ve hükümleri nelerdir? Allah'ın adını anarak yapılan yeminler üçe ayrılır:
a) Yemin-i Lağıv: Yanlışlıkla veya doğru zannıyla yalan yere yapılan yemindir. Bu çeşit yeminden dolayı keffaret gerekmez. Allah'ın affı ve bağışlaması umulur.
b) Yemin-i Gamus: Bile bile yalan yere yapılan yemindir. Yalan yeminler çok büyük günahtır. Bunun bağışlanması için kefareti yoktur. Ancak tövbe ve istiğfar etmek, hakkı zayi olan varsa ondan da helallik almak gerekir. imam Şafi'ye göre ayrıca kefaret de gerekir.
c)Yemin-i Mün'akide: Mümkün olan ve geleceğe ait bulunan bir şey hususunda yapılan yemin-dir. Böyle bir yemine riayet vaciptir. Ancak riayet edildiğinde umumun zararı sözkonusu ise, o takdirde yemine riayet edilmeyip bozulur ve kefareti ödenir. Ayrıca, Cenab-ı Hak’an af dilenir.
Yemin kefareti, on fakiri sabah akşam günde iki öğün doyurmak yahut bir fıtır sadakası miktarından az olmamak üzere, yiyecek bedelini kendilerine vermek veya on fakiri giydirmektir. Bunlar dan birini yapmaya gücü yetmeyenler ise, yemin kefareti olarak, ardarda üç gün oruç tutarlar.
132- Nişanlanmanın hükmü nedir? Nişanlıların beraberce gezmesi caiz midir? Nişan; birbiriyle evlenmeye namzet olanların evlilik için karşılıklı söz vermesidir. Nikah değildir. Nikah akdi yapılmadan müstakbel eşler birbirine helal olmazlar.
Erkek evlenmeyi düşündüğü kadına bakabilir. Bir hadiste: "Ona bak, zira bakmak evliliğin uyumlu olmasını temin eder" buyrulmakla, daha sonra çıkabilecek tatsızlıklar başından önlenmektedir. (İbn-i Mace, Tirmizi)
133- Kişi evleneceği hanımı ne ölçüde görebilir? Dinimiz, toplumun temeli olan aile yapısının huzur içinde devamlılığına kadın ve erkeğin birbirlerini görüp beğenmelerini ve kendi irade ve istekleriyle evlenmeğe karar vermelerini istemiştir. Nişanlanmak nikahın başlangıcıdır. Bu safhada, evlenecek eşlerin birbirlerini görüp bazı özellik ve niteliklerini öğrenmeleri, kurulacak yuvanın huzur ve devamı için faydalıdır. Bu sebeple Rasulüllah (S.A.V.) Efendimiz "Evleneceğiniz kadına -maksadı temin edecek ölçüde- bakınız" buyurmuştur. Bakıp görmeden evlenecek olan birisine de: "Git, onu gör de ondan sonra kararını ver" demiştir.
Alimler, evlenecek erkeğin evleneceği kızın eline, yüzüne ve ayaklarına bakabileceğini, ayrıca bir kadın göndererek onu nitelikleriyle yakından tanımaya çalışabileceğini söylemişlerdir.
134- Kız ebeveyninden izinsiz evlenebilir mi? Küfüv ne demektir? Akli dengesi yerinde, erginlik çağına gelmiş bir kızı, izni olmadan ebeveyni evlendiremez. Kızın izin ve rızası şarttır. Evliliği tasvip etmesi gerekir. Reddederse nikah kıyılamaz. Kıyılmışsa geçersiz sayılır. Ancak, böyle bir kız velisine "beni dilediğinle evlendir" şeklinde genel bir vekalet verirse, tekrar izni gerekmez.
Erginlik çağına gelmiş bir kızın kendisine denk biriyle evlenmeye karar verme hakkı vardır. Veli-sinin izni şart değildir. Ancak bir hanım kızın veli-sinin iznini almadan böyle önemli bir konuda tek başına karar vermesi, uygun bir davranış sayılmaz. Ana-babanın hayat tecrübelerinden istifade etmesi daha hayırlı olur.
Küfüv; bir erkeğin evleneceği kadınla sosyal, ekonomik ve kültürel konularda denk olması demektir. Erkeğin kadından ya daha üstün ya da en az onun seviyesinde olması, ileride çıkabilecek muhtemel huzursuzlukların önlenmesi bakımından, faydalı görülmüştür.
135- Avrupa'da işçi olmak için, geçici olarak gayr-ı müslim bir kadınla evlenmenin hükmü nedir? Evlenmek, Allah'ın takdir ettiği sürece, ölünceye kadar geçinmek ve aile yuvası kurup devam ettirmek için yapılan çok ciddî bir iştir. Şehevi hisleri tatmin etmek veya dünyevî menfaatler sağlamak gibi maksatlarla, geçici evlilik, dinen caiz değildir. Evlilik gibi, yuva kurmanın ve neslin devamını sağlayan kutsal bir akdin basit çıkarlara alet edilmesi, şüphesiz günahı çok ağır bir suçtur.
Ayrıca, bu tür düşüncelerle yapılan evlilikler, çoğu zaman kurulu olan birçok ailenin dağılmasına ve meşru şekilde, evli olan eş ve çocukların mağduriyetine yol açmaktadır.
Bu itibarla, maddî bir menfaat elde etmek için ve söz konusu menfaati elde etme süresine bağlı olarak yapılan nikah geçersiz ve bu yolla gerçekleşen evlilik gayr-ı meşru olup her Müslümanın bundan kesinlikle sakınması gerekmektedir.
136- Müslüman olan bir kadının gayr-i müslim bir erkekle evlenmesi caiz midir? Müslüman bir hanımın, ister ehl-i kitaptan olsun, ister olmasın, Müslüman olmayan bir erkekle evlenmesi haramdır. Müslümanlığı kabul etmedikçe, yapılacak nikah sahih değildir. Bu husus, Kur'an-ı Kerim'de şöyle belirtilmektedir. "İman etmelerine kadar, puta tapan erkeklerle mü'min kadınları evlendirmeyin" (Bakara, 221), "Müstüman kadınlar inkarcılara helal değildir; onlar da bunlara helal olmazlar" (Mümtehine, 10). Ehl-i kitabın bu hükümden istisna edildiğini bildiren hiçbir nas varid olmamıştır. Ehl-i kitap da bu hükmün içine girmektedir. Ayrıca, bu husus İslam alimlerinin icması ile de sabittir. Buna karşılık, Müslüman bir erkeğin ehl-i kitaptan (yani Yahudi veya Hıristiyan) bir kadınla evlenmesi caizdir.
137- Sinirli iken karısını boşayanın durumu nedir? Sinirliliğin çeşitieri vardır. Sinirli kişi eğer ne dediğinin farkında ve aklı başında ise, bunun sözleri geçerlidir. Ancak, ne söylediğinin farkında olmayacak derecede aşırı sinir ve çılgınlık halinde yapılan boşama geçersiz olup, bu durumdaki kişilerin aklı başına gelinceye kadar söyledikleri sözlerine itibar edilmez.
138- Bir çıkar için mahkeme kararı ile boşanan eşler, dinen de boş sayılır mı? Sadece kocanın veya eşlerin her ikisinin, bizzat veya avukatları vasıtasıyla açtıkları dava sonucu mahkeme kararı ile boşanmış olan eşler, dinen de boşanmış olurlar.
139- Mahkemece boşananlar kaç talakla boşanmış olurlar? Bir kimsenin, bizzat veya avukatı vasıtasıyla boşanmak üzere mahkemede dava açması, hakime eşini boşamak için yetki vermesi (tefviz-i talak) demektir. Bu itibarla, sadece erkeğin veya her iki tarafın açtığı dava sonucu, mahkemece boşanmış olan eşler, dinen de boşanmış olurlar. Ancak, daha önce, eşler arasında başka boşanmalar olmamış ise, mahkemenin boşaması, bir boşama sayıldığından, mahkeme kararı ile boşanmış olan eşlerin, istedikleri takdirde, -geride kalan iki talak hakkı ile- tekrar evlenmeleri mümkündür.
140- İlmen hamile olmadığı tespit edilen bir kadının iddet beklemesi gerekir mi? İddet beklenmesinin sebebi, eşi ölen veya boşanan hanımın sadece hamile olup olmadığının anlaşılmasından ibaret değildir. Eski eşin hatırasına saygı gibi, ahlakî ve sosyal sebepleri de vardır. Bu itibarla, eşinden ayrılan veya eşi ölen hanımın, hamile olmadığı kesin olarak bilinse bile, iddet süresi dolmadan ikinci evliliği caiz değildir.
141- Namaz kılmayan kadını boşamak gerekir mi? Namaz, kadın-erkek mükellef Müslümanların şahsî bir ibadetidir. Namaz gibi dinî vecibeleri yeri-ne getirmeyenler, günahkar olurlar; dinden çıkmış olmazlar. Bu durum, boşama sebebi de sayılmaz. İnanmayan kafir kadınla zaten evlenilmez. Evlendikten sonra dinden dönerse boşanır. Fakat inandığı halde günah işlemek boşama nedeni değildir. O, yine Müslümandır. Onunla yaşamak caizdir. Duruma göre irşad, telkin, nasihat ve ikaz ise, her zaman yapılmalıdır.
142- Yurtdışında uzun süre kalan bir kişi evine dönüp eşine kavuşunca nikah tazelemesi gerekir mi? Nikah tazelemenin gerektiği durumlar şunlardır:
1- Dinden çıkıp tekrar İslam'a girince,
2- Bain talakla boşama durumunda.
Bu itibarla, bir kimsenin eşinden uzun süre ayrı kalması sebebiyle nikahı bozulmaz ve eşinin yanına döndüğünde yeniden nikah yapılması gerekmez.
143- Bir kaç kadınla evlenmeyi nasıl izah edebilirsiniz? İslam'da dördü aşmamak şartı ile birden çok kadınla evlenmek, bir emir değil, ihtiyaç bulunması halinde bir izin ve ruhsattır. Bu izin de adalet şartına bağlanmıştır. Buna riayet edemeyeceğinden korkanlara bir kadınla yetinmeleri emredilmiştir. İslam'ın bu iznini hayatın değişen şartları muvacehesinde düşünmek gerekir. Bir kere İslam zinayı ve ona götüren yolları tıkamıştır. Erkeğin güçlü, istekli, kadının zayıf ve isteksiz veya kısır olması, bir savaş sebebiyle erkeklerin azalıp kadınların çoğalarak hamiye muhtaç olmaları, toplumda fuhuş amillerinin önlenmesi gibi durumlarda erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi bir zorunluluk olabilir. Bütün bu kayıt ve sebepler göz önünde bulundurulursa İslam'ın bu müsaadesinin, zaman içinde değişen şartlara ayak uydurma bakımından yadırganacak bir husus olmadığı ortaya çıkar. Ayrıca birden fazla kadınla evlenmek dinî bir mecburiyet de değildir. Ne erkek ve ne de kadın bunu kabule mecburdur. Bir erkek, lüzum görürse bu ruhsattan istifade eder, lüzum görmezse bir hanımla yetinir. Kadın da bir mecburiyet görürse evli bir erkekle evlenmeye muvafakat eder, bir mecburiyet görmezse muvafakat etmez.
144- Anne uyurken yanlışlıkla çocuğunu ezerek ölümüne sebep olursa, dinî hükümlere göre cezası nedir? Uyurken bir kimsenin üzerine düşüp ölümüne sebep olan kişiye kısas gerekmez. Çünkü bu, hata sebebiyle meydana gelen bir öldürme olayıdır. Bunun hükmü kısmen hata ile öldürmenin hükmü gibidir. Bu anne iki ay kefaret orucu tutar.
145- Anne ve baba çocukların gelirine el koyabilir mi? Anne ve baba mülkiyet hakkını zedelemeksizin ve ma'kul ölçüler içinde ihtiyaçlarına göre, çocukların mallarından yararlanabilirler.
146- Ebeveyn evlatlarını red edebilir mi? İslamî hükümlere göre, bir kimse çocuklarını reddedip, mirasından mahrum edemez. Dinî hükümlere göre bunun geçerliliği yoktur.
147- Kadın, ayyaş kocanın cebinden para alabilir mi? İslam dinine göre eşinin ve çocuklarının geçimi erkeğe aittir. Erkek evinin ihtiyaçlarını karşılamak zorundadır. Eğer erkek imkanı olduğu halde evin normal ihtiyaçlarına yetecek kadar eş ve çocuklarına elindeki paradan harcamıyorsa, eşinin geçim ve temel ihtiyaçları için, kocasından haber-siz olarak ihtiyaçları olan parayı almasında bir sakınca yoktur.
148- İslam'ın emirlerini yerine getirmeyen kocanın kazancı ev halkına helal midir? Koca, ailenin reisidir ve evinin nafakasını temin etmekle yükümlüdür. Kazanç yollarının meşru-luğuna riayet onun sorumluluğundandır. Ancak, kadın, kocasını bu emirlere riayet etmeğe zorla-malıdır. Etkileyemezse bu kazançtan yiyebilir, vebali kocaya aittir. Bizzat çalıntı olduğunu bildiği maldan yiyemez. Böyle bir durumla karşı karşıya kalan bir kadın, mümkün olduğu kadar kocanın helal kazancından istifade etmelidir.
Kişinin ibadetler gibi Allah'a karşı mükellef olduğu görevlerini yerine getirmemesi, meşru kazancı haram yapmaz.
149- Bir koca eşinin namazına, orucuna, tesettürüne müdahale edebilir mi? Bir kocanın, eşinin farz olan namazına, orucuna ve dinin emrine uygun olan tesettürüne müdahale hakkı yoktur. Çünkü Allah'a isyan hususunda hiç kimseye itaat ve uyma mecburiyeti söz konusu değildir. Ancak ailenin huzur ve saadetinin bozul-mamasına büyük bir önem vermekte olan İslam dinine göre, kocasının izni olmadan kadın, nafile oruç tutamaz. Tuttuğu takdirde kocası tarafından bozdurulabilir. Alimlerin çoğunluğuna göre kazası da gerekmez.
150- Yetişkin çocukların ibadet yapmamasından ana-baba ne derece sorumludur? Ana-babanın evlatlarına nasıl ve ne şekilde yetiştireceği hakkında Peygamberimiz (S.A.V.):
"Evlilik çağına geldiğinde evlendirmek, tahsil yaptırmak ve iyi bir isim vermek çocuğun babası üzerindeki haklarındandır" buyurmuştur.
Diğer bir hadisde: "Helal rızık yedirmek, atıcılığı ve yüzmeyi öğretmek ve tahsil yaptırmak çocuğun babası üzerindeki haklardandır." Başka bir hadis-de de: "Çocuklarınıza ikramda bulunun ve onları iyi bir şekilde eğiîin ki sizin bağışlanmanıza vesile olsun" buyrulmuştur. (Tecrid-i Sarih, C. 4/592)
Yine çocuklara ana-babanın görevleri ile ilgili olarak Peygan-ıberimiz (S.A.V.): "Çocuklar yedi yaşına girince, onlardan namaz kılmalarını isteyin. On yaşına bastıkları halde kıimak istemezlerse onları te'dib edin ve bu yaştan itibaren yataklarını ayırın" buyurmuştur. (Riyazü's-Salihin, c. 1, 338/299)
Yukarıdaki hadis-i şeriflerde açıklandığı üzere çocuklar reşit oluncaya kadar ana-baba kendisine düşen görevleri yerine getirmekten sorumludur. Büluğ çağından sonra sorumluluk, herkesin kendi-sine aittir. Ancak güzel öğüt ve sözlerle daima onlara rehberlik görevi devam ettirilmelidir.

151- Dul kadının evlenmeden yaşaması günah mıdır? Kocasından boşanan veya kocası ölen bir kadın "iddet" denilen bir süre beklemeden evlenemez. Boşanan kadının iddet süresi, boşandıktan sonra üç defa adet görüp temizlenmesi; adetten kesilmiş ise üç ay beklemesi kocası ölenin ise ölümden sonra dört ay on gün beklemesidir. Şayet bunlar hamile iseler, iddet süresi doğum ile sona erer.
Dul kadın iddet süresi bittikten sonra isterse evlenir. İffetini koruyarak evlenmeden hayatını sürdürmesinde de dinen bir sakınca yoktur. "Nikah altında ölmek gerekir" şeklindeki söylentinin sağlam dayanağı yoktur.
152- Hastanede çalışan veya hastaya bakan kişi bazan hastanın edep yerlerini görüyor, günah mıdır? Erkeklerde avret, göbeğin altından dizin altına kadar; kadınlarda ise el, yüz ve ayaklar hariç bütün uzuvlardır. Avret olan yerlerin açılması ve o yerlere bakılması haramdır. Ancak bir erkek, karı-sının yüzüne göğsüne pazı ve baldırlarına baka-bilir. Tenasül uzuvlarına ise zaruret bulunmadıkça bakmamalıdır. Ameliyat ve tedavi için, erkek olsun kadın olsun, herhangi bir kimsenin avret yerine bakılması gerekirse zaruret miktarınca bakmak ve baktırmak caizdir. Elde olmayan sebeplerle hasta-nın açılmış bulunan avret yerlerine kasdî olmadan bir defa bakmakta günah yoktur. Tekrar tekrar bakılması ise haramdır. Böyle bir durumda hastanın edep yerleri hemen örtülmeli, mümkün olduğu kadar açılmasına meydan verilmemelidir.
153- Tuvalette konuşmak caiz midir? Tuvalette konuşmak caiz olmakla birlikte edebe aykırı olduğu için mekruhtur. Bir zaruret olmadıkça konuşmamak İslamî terbiye gereğidir.
154- Zararlı hayvanlar öldürülebilir mi? Zararlı olmayan hayvanlar öldürülemez, dövülemez. Zararlarını def etmek için yılan, akrep ve fare gibi hayvanlar; sinek, kene ve pire gibi haşereler öldürülebilir. Ancak, hiçbir hayvan eza edilerek ve ateşe atılarak öldürülemez.
155- Cami lokalinde düğün yapmak caiz midir? Camiler, Müslümanların ibadet yerleridir. Camiler, adabı çerçevesinde sadece düğün için değil, diğer toplanma ve irşad gibi faaliyetler için de kullanılabilir. Ancak, her düğünde biraz da eğlence ve şenlik bulunacağı için düğünlerin cami hariminde yapılması uygun değildir. Camilerde nikah-kıymak müstehaptır. Cami lokallerinde aynı şeyleri ifa etmek caizdir.
156- Kamu arazisine cami vs. yapılabilir mi? Kamu arazisi devlet adına tüm vatandaşların ve gelecek nesillerin malıdır. Demek ki bu tür arazi sahipsiz değildir. Ammenin malıdır. Halkı temsil eden devletin izni olmadan alınan kamu arazisi gasp edilmiş demektir. Böyle bir arazi üzerinde, izinsiz olarak bir şey yapılamaz. Cami yapmak için usulüne uygun olarak devletten izin alınmalıdır.
157- Resim yapmak, ressamlık sanat ve kazancı helal midir? Anne ve baba gibi yakınlarımızın resimlerini evlerimize asabilir miyliz? Dinimizde tapınılmak veya tazim gösterilmek amacıyla fotoğraf, resim ve heykel yapılması haramdır. İslam bilgin ve müctehidleri İslam ahlakına ve adabına aykırı olmayan, manzara, ağaç, taş ve hatıra resimleri gibi cansız şeylerin resimlerinin yapılmasını ve bu sanatla iştigal edilmesini caiz görmüşlerdir. İslam alimleri aynı zamanda tapınma ve tazim amacı güdülmeyen ve umumî adaba aykırı olmayan canlı varlıkların resimlerinin yapılmasını da caiz görmüşlerdir.

Bir Aksırık Hapşırma Allah'tan Mıdır?
Cevap:
Ben bir kaynaktan soyle okumustum:

Suphesiz Allah'u Teala kulunun hapsirmasini sever
Hapsiran bir kimse "Elhamdulillah" demelidir
Bunu duyan kimse "Yerhamukeallah" demelidir
Ve yine hapsiran kimse cevaben "Yehdina ve yehidikumullah" demelidir
(Buhari, Edep:125)
Hapşırmak Allah'tan, esnemek şeytandanmış, neden böyle açıklar mısınız?



Hapşırmak, genellikle vücudun hafifleşmesine, rahatlamasına, dinçleşmesine, bazı mikropların bu yolla vücuttan atılmasına ve sağlıklı olmasına vesile olmaktadır. Bu ise, bir güzellik ve bir nimettir. Onun için hapşırırken Allah’a hamd edilir. Hapşırma fiili, bir nimet olması yönüyle Allah’a izafe edilmiştir.

Esnemek ise, genellikle vücudun ağırlaştığı, gevşediği ve tembelliğe meylettiğinin bir göstergesidir.

Esnemenin şeytandan olduğunun ifade edilmesi ise, şu hikmetten olabilir. Şeytan insanı -fazla yemek, fazla içmek, fazla uyumak gibi- nefsânî arzu ve isteklere davet etmektedir. Bunlar ise, esnemeye sebep olan şeylerdir. Bu ifadeyle, insan o tür israflar konusunda uyarılmıştır.

Bu sebepledir ki, bir rivayette Peygamber Efendimiz (asv) şöyle buyurmuştur:

"Allah hapşırmayı sever, esnemeden hoşlanmaz. Öyleyse sizden biri hapşırır ve Allah'a hamdederse, bunu işiten her Müslüman üzerine, 'yerhamukâllah' demesi hak (bir vazife) dir. Ancak esnemeye gelince, işte bu, şeytandandır. Biriniz namazda esneyecek olursa, imkân nisbetinde kendini tutsun ve 'hah' diye ses çıkarmasın. Zira bu, şeytandandır, şeytan kendisine gülüyor demektir." (Buhârî, Edeb 125, 128, Bed'ül-Halk 11; Müslim, Zühd 56, (2994); Ebû Dâvud, Edeb 97, (5028); Tirmizî, Salât 273, (370), Edeb 7, (2747, 2748)).


<---geri a="">devam...

ŞEYH EDEBALİ’NİN OSMANLI DEVLETİNİN KURUCUSU ve DAMADI OSMAN GAZİ’YE VASİYETİ



Ey oğul, artık Bey’sin!
Bundan sonra öfke bize, uysallık sana.
Güceniklik bize, gönül almak sana.
Suçlamak bize, katlanmak sana.
Acizlik bize, hoş görmek sana.
Anlaşmazlıklar bize, adalet sana.
Haksızlık bize, bağışlamak sana...
Ey oğul, sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz.
Şunu da unutma; insanı yaşat ki devlet yaşasın.
Ey oğul, işin ağır, işin çetin, gücün kula bağlı.
Allah yardımcın olsun...
Güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelamlısın!
Ama; bunları nerede, nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarında savrulur gidersin.
Öfken ne nefsin bir olup aklını yener.
Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın!
Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi değildir. Bütün bilinmeyenler feth edilmeyenler, görünmeyenler, ancak sen faziletli ve ahlaklı olursan gün ışığına çıkacaktır.
Ey oğul! Ananı, atanı say !
Bereket büyüklerle beraberdir.
İnancını kaybedersen, yeşilken çöllere dönersin.
Açık sözlü ol ! Her sözü üstüne alma!
Gördüğünü görme ! Bildiğini bilme”
Sevildiğin yere sık gidip gelme !
Ey oğul ! Üç kişiye acı:
Cahil arasındaki alime, zenginken fakir düşene ve hatırlı iken itibarını kaybedene.
Ey oğul ! unutma ki,yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.
Haklıysan mücadeleden korkma.

Hamdım, piştim, yandım... İlahi aşkı ruhunda bütünleştirmiş, ariflerin arifi ünlü Türk Mevlana'nın her dönemde her insana rehberlik eden sözlerinden ve öğütlerinden bir seçki yapmak oldukça zor; ama Ziya Elitez'in bu deneysel çalışması bir zaman sonra başucu kitabınız olacak. Her aşk ve iman sahibi insanın Mevlana'dan her zaman öğrenecek bir şeyi vardır. O, gönüllerde parlayan bir ışıktır. -Gel, gel, gel! Ne olursan ol yine gel! -Suyun susuzu kandırması gibi, doğru söz de kalbe temizlik getirir. -Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguyu paylaşanlar anlaşır. -İyi dostu olanın aynaya ihtiyacı yoktur. MEVLANA

Bir kitabe 3000 yıl önce
Gürültü, patırtının ortasında sukunetle dolaş;
Sessizliğin içinde huzur bulunduğunu unutma.

Başka türlü davranmak açıkça gerekmedikçe herkesle dost olmaya çalış.

Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık
Unutmak olsun. Bağışla ve unut. Ama kimseye teslim olma.

İçten ol;telaşsız, kısa ve açık seçik konuş.

Başkalarına da kulak ver.
Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları;
Çünkü dünyada herkesin anlatacak bir öyküsü vardır.

Yanlız planların değil, başarılarının da tadını çıkarmaya çalış.

İşinle ne kadar küçük olursa olsun ilgilen; hayattaki dayanağın odur.

Seveceğin bir iş seçersen
Yaşamında bir an bile çalışmış ve yorulmuş olmazsın.
Bu sayede başarıların, bedenini ve yüreğini güçlendirirken verdiklerinle de yepyeni hayatlar başlatmış olacaksın.


Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol.
Sevmediğin zaman sever gibi yapma.

Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme.
İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz.

Ve unutma ki, insanlığın yüzyıllardır öğrendikleri, sonsuz uzunlukta bir kumsaldaki tek bir kum taneciğinden daha fazla degildir.

Aşk'a burun kıvırma sakın; o, çöl ortasındakı yemyeşil bir bahçedir.
O bahçeye layık bir bahçıvan olmak için her bitkinin sürekli bakıma ihtiyacı olduğunu unutma.

Kaybetmeyi ahlaksız bir kazanca tercih et. İlkinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer.

Bazı idealler o kadar değerlidir ki, o yolda mağlup olman bile zafer sayılır.

Bu dünyada bırakabileceğin en iyi miras dürüstlüktür.

Yılların geçmesine öfkelenme; gençliğine yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe.

Yapamayacagın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme.

Rüzgarın yönünü değiştiremediğin zaman, yelkenlerini rüzgara göre ayarla.
Çünkü dünya, karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir.

Arasıra isyana yönelecek olsan da hatırla ki, evreni yargılamak imkansızdır.
Onun için kavgalarını sürdürürken bile kendi kendinle barış içinde ol.

Hatırlar mısın doğduğun zamanları: Sen ağlarken herkes sevinçle gülüşüyordu.
Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde, sen mutlulukla gülümse.

Sabırlı, sevecen, erdemli ol. Eninde sonunda bütün servetin sensin.
Görmeye çalış ki, bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen dünya yine de insanoğlunun biricik güzel mekanıdır.

<----geri span="">

HACI BEKTAŞ-I VELİ'DEN ALTIN SÖZLER



ARA,BUL

İNCİNSENDE,İNCİLTME.

KADINLARI OKUTUNUZ.

ELİNE,DİLİNE,BELİNE SAHİP OL.

HERNE ARARSAN,KENDİNDE ARA.

ARİFLER HEM ARIDIR,HEM ARITICI.

MARİFET EHLİNİN İLK MAKAMI EDEPTİR.

İNSANIN CEMALİ,SÖZÜNÜN GÜZELLİĞİDİR.

HİÇ BİR MİLLETİ VE İNSANI AYIPLAMAYINIZ.

NEFSİNE AĞIR GELENİ KİMSEYE TATBİK ETME.

İLİMDEN GİDİLMEYEN YOLUN SONU KARANLIKTIR.

DÜŞÜNCE KARANLIĞINA IŞIK TUTANLARA NE MUTLU.

NEBİLER,VELİLER İNSANLIĞA TANRININ HEDİYESİDİR.



HARARET NARDADIR, SACDA DEĞİLDİR
KERAMET HIRKADA,TAÇDA DEĞİLDİR
HER NE ARAR İSEN KENDİNDE ARA
KUDÜS'DE,MEKKEDE,HAC'DA DEĞİLDİR

ÖNEMLİ İKİ ŞEY !

Tüm zorluklara çözüm getirecek, yanlis yapmanizi önleyecek, sizi gelistirecek ve baþariyi mutlulukla beraber yakalamanizi saglayacak seyleri ögrenmeye ne dersiniz?


ki sey seni "vasifli insan "yapar:
1 iradeye hakim olmak
2 Uyumlu olmak

iki sey sana "e deger" katar:
1 Hitabet ve diksiyon egitimi almak
2 Anlayarak hizli okumayi ögrenmek

iki sey seni geri birakir:
1 Kararsizlik
2 Cesaretsizlik

iki sey seni kasif yapar:
1 Vasifli çevre
2 Birazcik delilik

iki sey senin ömür boyu boþa kürek çekmemeni saglar:
1 Baskin yetenegi bulmak
2 Cidden sevdigin isi yapmak

iki sey basarinin sirridir:
1 Ustalardan ustaligi ögrenmek
2 Kendini güncellemek

iki sey basariyi mutlulukla beraber yakalamanin sirridir:
1 Niyetin saf (halis) olmasi
2 Ruhsal farkindalik

iki þey seni milyonlarca insanlardan ayirir:
1 Problemin degil çözümün parçasi olmak
2 Hayata ve herseye yeni (özgün,orijinal,farkli)bakis açisiyla yaklaþabilmek.

iki sey gelismeyi engeller:
1 Asirilik (mübalaga,abarti,ifrat,tefrit)
2 Felaket odaklilik

iki sey çözüm getirir:
1 Tebessüm (gülümseme,siritma veya kahkaha degil!)
2 Sükut (susmak)

iki sey"kalitesiz insan"in özelligidir:
1 sikayetçilik
2 Giybet,dedikodu

iki sey çözümsüz görünen problemleri bile çözer:
1 Bakiþ açisini degiþtirmek
2 Empati yapmak (muhatabýn yerine kendini koymak)

iki sey yanlis yapmani engeller:
1 sahis ve olaylari akil ve kalp süzgecinden geçirmek
2 Kul hakkindan korkmak

iki sey seni gözden düsürür:
1 Demagoji (laf kalabaligi)
2 Kendini agira satma (övme,vazgeçilmez gösterme vs..)

Yüce Allahımızın Adını Kullandığımız Yerler !
Söz verirken :Vallah Billah !
Kendine Güvenince :Evel Allah !
Hazırolunca :Alimallah !
Atağa kalkınca:Allah,Allah,Allah !
Başlamadan :İnşallah !
Şaşırınca :Allah Allah!
Başlarken :Bismillah !
Canı Sıkılınca :Fesubhanallah !
Başarırken :Ya Allah !
Sinirlenince:Hasbinallah !
Başarınca :Maşallah !
Bıkıp usanınca :İllallah !
Başaramayınca :HayAllah !
Bırakınca:Eyvallah !



*Sevinçlerini erteleme.

*Kaybedecek şeyleri olmayan insanlardan kork.

*Çocukların, adalet sözcüğünü duyduğunda seni hatırlasınlar.

*Kendini ve başkalarını bağışlamasını bil.

*Biri seni kucakladığında ilk bırakan sen olma.

*Her gün altı bardak suyunu içmeyi unutma.

*İyi bir evliliğin iki şeye bağlı olduğunu sakın unutma. Birincisi; doğru insanı bulmak, ikincisi; doğru insan olmak.

*Cesaretli ol. Hayatına geri baktığın zaman yaptıkların için değil yapmadıkların için üzüleceksin.

*İyilik dolu bir sözü ve iyiliğin etkisini asla küçümseme.

*“Teşekkür ederim” ve “Lütfen”i çok kullan.

*Bir mesleğin hilelerini öğrenmek yerine o mesleği iyi öğren.

*Nasıl bir duygu olduğunu öğrenmek için 24 saat kimseyi ve hiçbir şeyi eleştirme.

*Güç, sahip olduğun mallarla ilgili değildir. Unutma!

*Başkalarını suçlamak yerine sorumluluk al.

*Sadece gözden çıkardığın kitapları ödünç ver.

*Çocuklarla oyun oynarken kazanmalarına izin ver.

*Olumsuz insanlardan uzak dur.

*Eskiyebilirsin, bu doğaldır. Ama, sakın köhneleşme ve paslanma.

*Eğer hayatında hiç başarısızlık yoksa, hiç risk almıyorsun demektir.

*İyi bir arkadaş senin kendine verebileceğin en değerli hediyedir.

*Kaplumbağa başını çıkarıp önünü görmeden ilerleyemez. Kaplumbağayı küçümseme.

*İş yemeklerinde bir bardaktan fazla alkollü içki içme,başka içki içen yoksa sen de içme.

*Ödünç aldığın otomobili, benzin deposu dolu olarak iade et.

*Unut ve affet... Ekşi üzümden iyi şarap olmaz.

*Mutluluk arayan kadın, boynundaki elmasından çok masadaki güllere bakar.

*Kimsenin seni sarhoş görmesine izin verme.

*Kaybedebileceğin miktardan fazlasıyla borsada oynama.

*Bir işe başlarken, sermayenin azlığından ötürü üzülme.Yaratıcı düşüncenin en büyük desteği yetersiz sermayedir.

<---- span="">Geri devam...

Üç kişiye acı



1.Cahiller arasındaki alime,
2.Zenginken fakir düşene,
3.Hatırlı iken itibarını kaybedene.
Unutma ki! Yüksekte yer tutanlar aşağıdakiler kadar emniyette değildir.
Haklı olduğunda mücadeleden korkma.
Bilesin ki atın iyisine doru, Yiğidin iyisine deli derler...
KULAĞINIZA KÜPE OLSUN !

İtil, atıl ama SATILMA!
Doğrul, devril ama EĞİLME!
Seslen, uslan ama YASLANMA!
Yaklaş, konuş, tanış ama UZAKLAŞMA!
Zulmü devir, nefsi devir ama ÇAM DEVİRME!
Ev al, araba al, abdest al ama BEDDUA ALMA!
Rakibini geç, sınıfını geç ama GÜLÜP GEÇME!
Okumaktan zarar gelmez ama LANET OKUMA!
Elini aç, gözünü aç, kapını aç ama AĞZINI AÇMA!
Davet et, hayret et, affet, tevbe et ama İHANET ETME!
Fidan büyüt, garib doyur, çocuk besle ama KİN BESLEME!
Hedefe koş, cihada koş, yardıma koş ama ORTAK KOŞMA!
Satıcı ol, alıcı oy, kalıcı ol, bulucu ol ama BÖLUCU OLMA!
Eşini beğen, işini beğen, aşını beğen ama KENDİNİ BEĞİNME!
Emek ver, kulak ver, bilgi ver ama hiç bir zaman YERİNDE SAYMA!
Günlerini say, servetini say, büyüklerini say ama YERİNDE SAYMA!
Paranı ver, gönlünü ver, selam ver, canını ver ama SIRRINI VERME!

EĞER BİR ÇOCUK

Eğer bir çocuk tenkitle yaşamışsa kınamayı öğrenir,
Eğer bir çocuk kin ve düşmanlıkla yaşamışsa saldırganlığı öğrenir,
Eğer bir çocuk alayla yaşamışsa, utangaç olmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk utanç ve yüzkarası ile yaşamışsa kendini suçlu hissetmeyi öğrenir
Eğer bir çocuk teşvik ile yaşamışsa kendine güvenmeyi öğrenir
Eğer bir çocuk övgü ile yaşamışsa,takdir etmeyi öğrenir
Eğer bir çocuk hakkaniyetle yaşamışsa dürüstlüğü öğrenir
Eğer bir çocuk güvence içinde yaşamışsa sadakat ve itimadı öğrenir
Eğer bir çocuk tasdik edilerek yaşamışsa kendisini sevmeyi öğrenir Eğer bir çocuk arkadaşlık ve onama ile yaşamışsa dünyayı sevmeyi öğrenir.

ESAS AKIL
Bir akıl hastanesini ziyareti sırasında, adamın biri sorar: Bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl belirliyorsunuz?
Doktor:
Bir küveti su ile dolduruyoruz. Sonra hastaya üç sey veriyoruz.
Bir kaşık, bir fincan, ve bir kova. Sonra da kişiye küveti nasıl boşaltmayı tercih ettiğini soruyoruz.
Siz NE yapardınız?
Adam:
OOO ! Anladım. Normal bir insan kovayı tercih eder. Çünkü kova kaşık ve fincandan büyük.
Hayır, der doktor. Normal bir insan küvetin tıpasını çeker.
Ders: Sadece bize sunulanlar dışında çözüm bulmaktır akıl .
Öğütler

Sevinçlerini sakın erteleme
Eşini çok iyi seç.Çünkü bu senin mutluluğunun veya mutsuzluğunun yüzde 90’ını oluşturabilir
Hergün 30dk yürüyüş yap.
Her yemekten sonra şükret.
Bir arkadaşına sırrını açmadan iki kere düşün.
Kaybedecek şeyleri olmayan insanlardan kork.
Çocukların adalet sözcüğünü duyduklarında seni hatırlasınlar. Öyle yaşa.
Gözünün önünde hep güzel şeyleri bulundur.
Kendini ve başkasını bağışlamasını bil.
İlkyardım öğren.
Biri seni kucakladığında ilk bırakan sen olma.
Hergün 8 bardak suyunu içmeyi unutma.
Seni seven insanları koru.
Zor da olsa ailenle tatil yapmak için herşeyi dene. Çünkü bu tatildeki anılar , hayatının en değerli anıları arasında olacak.
Seyehate çıkarsan cüzdanında sana ait sağlık bilgilerini, ev adresini ve telefon numaranı kaydetmeyi unutma.
Başarıyı, iç huzura kavuştuğun, sağlıklı olduğun ve sevildiğin zamanı değerlendir.
İyi bir evliliğin iki şeye bağlı olduğunu unutma. Birincisi, doğru insanı bulmak; ikincisi doğru insan olmak
Ebeveynlerini, eşini ve çocuklarını eleştirmek istediğin zaman dilini ısır.
Sevimsiz olmayacak şekilde, ayrı fikirde olmayı öğren.
Cesaretli ol. Hayatına geri baktığın zaman yaptıkların için değil, yapamadıkların için üzüleceksin.
Çok mükemmel bulduğun fikri, başkasının engellemesine izin verme
Keyifsizliklerini açığa vurma.
Nasıl bir duygu olduğunu öğrenmek için 24 saat kimseyi ve hiçbir şeyi eleştirme.
İyilik dolu sözü ve iyiliğin etkisini asla küçümseme
Çocukların hakkında iyi şeyler söylerken bırak onlarda seni duysun.
Güç, sahip olduğun mallarla ilgili değildir, unutma.
Biriyle tanıştığın zaman elini uzat ve adını söyle ama bil ki, bunu aklında tutmayacaktır.
Kalem ve not defterini hep yanında taşı.
Zaman ve sözcükleri boş yere harcama, ikisi de çok değerli.
Senden çok ya da az parası olanlarla paran hakkında konuşma.
Bir şeyi elde etmek için çok emek harcadıysan, tadını çıkarmak içinde zaman ayır.
Birisinin kahramanı ol.
Neyi ve kimi desteklediğini insanlara söyle.
Sadece aşk için evlen.
“Teşekkür ederim” ve “lütfen” i çok kullan.
Her bahar mutlaka bir fidan dik.
Otomobilin ucuz bir model olsa da, alabileceğin en iyi evde otur.
Önemli ve büyük kitapları okumasan bile satın al.
İnsanların isimlerini hatırla.
Adam gibi üç tane fıkra öğren.
Ayakkabıların hep boyalı ve dişlerin hep beyaz olsun.
Bir kavgaya girersen ilk sen vur ve hızlı vur.
Sana nasıl davranılmasını istiyorsan sende insanlara öyle davran.
Chopin, Mozart ve Beethoven’in müzükleri arasındaki farkı ayırt edebil.
Bir mesleğin hilelerini öğrenmek yerine o mesleği iyi öğren.
Diş macunu tüpünün kapağını tak.
Çok fazla güneşte kalma.
Başkalarını suçlamak yerine, sorumluluk al.
Perhiz yaptığını kimseye söyleme.
Cesur ol...Cesur olmasan da öyle davran. Aradaki farkı kimse bilmez.
Uyuşturucu kullanma kullananlarla dostluk etme.
İş ve aile ilişkilerinde en önemli etkenin “güven” olduğunu unutma.
Kimsenin seni sarhoş görmesine meydan verme.
Kaybedeceğin miktardan fazlasıyla borsada oynama.
Sadece gözden çıkardığın kitapları ödünç ver.
Kredi kartını, kredi almak için değil, ödeme kolaylığı için kullan
İş yemeklerinde bir bardaktan fazla alkollü içki içme. Başka içki içen yoksa sende içme.
Bir işe başlarken, sermayenin yetersizliğinden dolayı üzülme...Yaratıcı düşüncenin en büyük desteği yetersiz sermayedir.
Çocuklarla oyun oynarken onların kazanmasına izin ver.
Seni eleştirenlere cevap yetiştirmek için vakit harcama.
Olumsuz insanlardan uzak dur.
Çocuklarına iyi miras bırakmak için hasislik etme.
İmzalayacağın kağıttaki yazıları iyi oku... İri yazılar verileni, küçük yazılar senden alınanı içerir.
Eskiyebilirsin...Bu doğaldır...Ama sakın köhneleşme ve paslanma.
Sana maaş vereni eleştirme... İşinden memnun değilsen istifa et.
Çocuklarına en iyiyi vermediğin için üzülme... senin verebileceğin en iyiyi ver onlara.
Ödünç aldığın otomobili, benzin deposu dolu iade et.
Asansörde iş konuşma... Seni kimlerin duyacağını bilemezsin.
Bir iş bitmeden parasını ödeme... Peşin ödeme yaparsan mutlaka indirim iste.
Eğer hayatında hiç başarısızlık yoksa, hiç risk almıyorsun demektir.
İyi arkadaş senin kendine vereceğin en değerli hediyedir.
Arkadaşının alnındaki sineği öldürmek için tabanca kullanma.
Başarı istediğini elde etmektir... Mutluluk ise, elde ettiğini sevmektir.
İyi bir ilk izlenim bırakmak için, kimsenin ikinci şansı yoktur.
Öğretmek, yeniden öğrenmektir.
Rüzgarın yönünü değiştiremezsen, yelkenini rüzgarın yönüne çevir.
Allah cevizi verir... Ama kabuğunu kırmayı sana bırakır.
Hayat oyununda, seyirci koltuklarında oturmayı heves etme... Sahneye çıkmaya çalış.
Bütün zorlukların ortasında fırsatlar yatar.
Mutluluk arayan kadın, boynundaki elmaslardan çok, masanın üstündeki güllere bakar.
Sadece gerçekleri söylersen, hafızanın zayıflığından şikayet etmene gerek kalmaz.
Unut ve affet...Ekşi üzümden iyi şarap olmaz.
Bazı hedefler başarısız olmaya da değer.
Cesaret, Korkuya karşı direnmek ve korkuya hakim olmaktır. Cesaret korkunun yokluğu değildir.
Bir insanın hayatı tüm olarak değerlendirilirken, attığı ve yediği gollere değil, oyunu nasıl oynadığına bakılır.
Babalar tabiatın çocuklar için açtığı bankalardır.
Kaplumbağa başını çıkarıp, önünü görmeden ilerlemez...kaplumbağayı küçümseme.

<--- a="" href="http://eyyupkucukaslan.blogspot.com/search/label/ogutler">Geri devam

5 Mayıs 2009 Salı

Kuranda geçen şifalı besinler





Kuran’da Dikkat Çekilen Şifa Kaynağı Bitki: Zeytin (Nahl Suresi, 10-11)“Sizin için gökten su indiren O’dur; içecek ondan, ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı onda otlatmaktasınız. Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler vardır.










Kuran’da Faydalarına Dikkat Çekilen Besin Hurma (Rad Suresi, 4)
“Yeryüzünde birbirine yakın komşu kıtalar vardır; üzüm bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar da vardır ki, bunlar aynı su ile sulanır; ama ürünlerinde (ki verimde ve lezzette) bazısını bazısına üstün kılıyoruz. Şüphesiz, bunlarda aklını kullanan bir topluluk için gerçekten ayetler vardır.













Potansyum Deposu Meyve : Nar . (Enam Suresi, 141)
“Asmalı ve asmasız bahçeleri, hurmaları ve tadları farklı ekinleri, zeytinleri ve narları -birbirine benzer ve benzeşmez- yaratan O’dur. Ürün verdiğinde ürününden yiyin ve hasad günü hakkını verin; israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez











Baldaki Hikmet(Nahl Suresi, 68-69)
“Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır.















Kuran’da Dikkat Çekilen Bir Besin: Balık
. Kehf Suresi’nde Musa peygamber ve genç yardımcısının uzun bir yolculuğa çıktığı ve yanlarına da yiyecek olarak balık aldıkları anlatılır:(Kehf Suresi, 62-63)(Varmaları gereken yere gelip) Geçtiklerinde (Musa) genç-yardımcısına dedi ki: “Yemeğimizi getir bize, andolsun, bu yaptığımız-yolculuktan gerçekten yorulduk.” (Genç-yardımcısı) Dedi ki: “Gördün mü, kayaya sığındığımızda, ben balığı unuttum…” Ayetlerde dikkat çeken nokta, böyle uzun bir yolculuk sırasında yiyecek olarak özellikle balığın seçilmiş olmasıdır..

Bir tavus tüyü ile Kur'an sevgisi






“Şu çobana bir ayet sorusu soralım bilirse ne ala bilemez ise bir kuzu versin, kesip yiyelim”..



Dağ köylerinde yaşayan ve hiçbir sosyal aktivite ve faaliyet bilmeden yaşamını sürdüren saf temiz gördüğü ile uğraş veren, bulduğunu yiyen, kendisinin yetiştirdiği buğdayı köyündeki su değirmeninde un yapan, ekip yetiştirdiği sebzenin yazın tazesini, kışın ise kurutulmuşunu yiyen, çok varlıklı olmayan yani eski tabirle çapa ile ekip sıpa ile çeken, yokluk ve kıtlıklar içinde zor işlerin üstesinden gelmeye çalışarak bir dağ köyü yaşamını sürdüren o saf ve temiz Anadolu köylülerinin çocukları idi.
Yıllar mı, 1939-40.. Yani bundan 70 yıl kadar önceleri köylerinde okul yok, köyde büyüklerden erkek olanlar babalar ve ağalar az sayıda okur yazar insanlardı. Onlar da yakınlarındaki bir köyde zar zor okumuşlar ancak mektup yazabilecek ve gelen bir evrakın içeriğini bilecek kadar. Kadınlar kızlar mı? Onlarda okuma yazma hiç yoktu.

Yazın çalışma ayları bitmiş, yani mevsim güze dönüyor. Buğdaylar, yıkanıp kurutulmuş, unlar öğütülmüş, bostanlar bozulmuş, sebzeler soğan ve patatesler evlere taşınmış, salçalar kaynatılmış. Kışın uzun gecelerinde el işleri yaparken, sohbet ederken misafir gelince onlara ikram edebilmek için kavrulmuş mısırları ve kurutulmuş dağ armutlarını değirmende öğüterek armut ve mısır unundan yapılmış dağdan toplanmış olan alıçlar serin ve rutubetli yerde samanların üzerine serilmiş kışa gavurga olarak hazır edilmiş ve küplere doldurulmuş kayısılar elmalar kaklanmış. Bunun yanında yazın inek koyun ve keçilerden sağılan sütlerden tereyağı alınmış, peynirler tulumlara basılmış, kış yakacağı olan odunlar ormandan toplanıp evlere getirilmiş, kış hazırlıkları yapılmış, kışlık yiyecekler, yakacaklar hazırlanmış.
Evin reisi baba güz mevsiminde davar, sığır gibi birkaç mal satarak eline geçen üç beş lira ile şehirden biraz çiğ gayfe bir iki kilo şeker üç beş kilo şırlağan yağı, çocuklara ve kendilerine iç donu ve iç göyneği dikmek için bir top maliken (beyaz amerikan bezi) bir teneke gazyağı bir kese tuz getirip evi kışa hazırlamışlar, nihayet kış gelmiş ve kar yere düşmüş.
İşte o sene Osman yedi yaşına girmiş, köyde okul olmayınca ana babanın isteği ile hiç olmazsa dini bilgilerini edinsin diye hoca mektebine başlamıştı. Bu köy öyle ufak bir köy de değildi. Tam dört ayrı mahallesinde birer odada hocalar, onca talebeye Kur’an elifba okumak ve namaz surelerini öğretmekle iştigal ediyorlardı.

Gerçi köye sık sık cendermeler gelerek okuma odalarına baskınlar yapıp çocukları tazir ediyor, hocaları ise dövüyorlar ve cezalandırıyorlardı. O yüzden çocuklar, kuranlarını koyunlarına saklayarak mektebe gidip geliyorlar, okuma odasından çıkınca da başlarındaki o beyaz takkelerini ceplerine gizleyip köşe bucak cendermeye görünmeden evlerine gidiyorlardı. Hocalar ise böyle baskınlarda odanın arka tarafından bir gizli kapıdan çıkarak evlerine giderek dayaktan kurtulmaya çalışıyorlardı. Çünkü o yıllarda böyle hoca mekteplerinde çocuk okutmak yasaktı. Bu yüzden köyün giriş çıkışlarına köylüler birer adam koyarlar, gelen devlet ricalini görüp hemen anında bu mekteplere haber ulaştırır, oralarda olan talebe ve hocalar evlerine kaçardı.
Atalarımızdan bir anıyı size anlatayım. Köyün saf ama aklı başında olan delikanlısı Mehmet’i bekçilik için köyün girişine bir yere nöbete koyarlar. Hava soğuk, kış günü biraz bekleyen bizim Mehmet üşümüş, yaslandığı kayanın dibinde hafiften uyuklamış. Bir de uyanmış ki bir nal şakırtısı geliyor, fırlamış yerinden ama vakit çok geç sonra bir hayli de korkmuş Mehmet köyünde hiç görmediği çok iri bir katana at, adamın üstünde yine ona göre değişik bir devlet elbisesi.. Bu duruma şaşıran Mehmet anam anam candar candar diyerek köye doğru kaçmaya başlar.

GELEN ORMANCI İMİŞ
Meğerse gelen ormancı imiş. Onun kaçışına bir anlam veremeyen ormancı da atını hızla sürerek Mehmet’in ardından yetişir ve ensesinden yakalar. “Niçin kaçıyorsun len?” diye sorunca Mehmet’te ses yok. Ölüden nefes gelir, bizim Mehmet’ten gelmez. Daha hiddetli bağırarak tekrar sorar ormancı “niçin kaçıyorsun dedim?” “Valla cender emmi ben okumayyom onlar okuyorlar” der. “Kim onlar?” “Çocuklar kör hocada okuyorlar yokarı caminin odasında valla ben burada cenderme gözetleyyom”.

Adam şaşar ve “beni oraya mektebe götür” der. Ve o gelen adam dışarıda beklerken Mehmet vücudunun her yerini saran büyük korku ile mektebe dalar ve seslenmeden bir köşeye büzüşüp oturur. Hoca sevgi ile bakar “ne o” der gibi. Mehmet’in dili çözülür “hocam cenderme orancı geldi koca bir atı da var işte aha gapıda bekleyoor” deyince hoca durumu anlar ve hemen dışarı çıkar bakar ki bir ormancı gelmiş bu zararsızdır onlar için. Adamı buyur eder içeri. Meşe odunu yanmakta olan sobanın başında biraz ısınan ormancının yanına yine bizim Mehmet’i verip muhtar odasına gönderir. Yolda ormancı sorar “sen niçin okumuyorsun Mehmet?” “Benim işim var emmi ben guzu güdüyom çobanım ben okusam guzuları kim güdecek, bubamın işi var” deyince ormancı “bak oğlum sen akıllı birisin sen de boş zamanlarında oku olur mu? Okumanın çok faydasını görecekesin sonunda” der. Mehmet zaten “birez biliyom emme bubam okutmayorki” der. Bunu çok seven ormancı onu iyice sıkılar “ben bir daha gelinceye kadar seni Kur’anı okumuş olarak göreyim sana hediye vereceğim” der. Bir daha belki görüşmezler ama Mehmet için büyük bir iyilik yapar ormancı bey. Ve Mehmet ona söz verir, onu muhtar odasına bırakıp döner ve tekrar hocanın yanı başına oturur. Hoca o saf ve temiz hala korkmakta ve titremekte olan Mehmet’e “Mehmet yavrum bu ormancı. Sen eğer cenderme gelirse bize haber ver bir daha ki sefere olur mu” deyince, “Hocam ben onların hangısı cender hangısı ormancı bilemeyyom sonra bu adam çok eyi bana dedi ki sen oku ben sana hedaye verecem dedi. Bunlara sen cenderme deyyon ağam candarma derdi bunların ikisi de ayrı mı yoksa ikisi de bir adam mı” deyince hoca “hay sen çok yaşa emi Mehmet ikisi de bir adam bunların amma ormancı ayrı” der.
Bizim saf Mehmet’in ağası askerdedir hem de jandarmadır. Bir defa izine gelmiştir yakında ikinci izine gelecektir. O zamanlara piyade askerleri 2 yıl jandarma 2.5 yıl, bahriyeli ise (deniz askeri) üç yıl askerlik yapardı. Jandarma 2 ay izin kullanırdı derlerdi.. Ben de hatırlamıyorum. Yalnız piyade 45 gün izin kullanırdı askerlik boyunca.. Onun için Mehmet’in ağası ikinci izine gelecekmiş. Öyle yazmış mektubunda onun için Mehmet de ana babası da çok seviniyorlar.
Mehmet bir gün sabah erkenden gelip mektepte hocasına “hocam ağam askerden izine geldi amma o sana heç gızmayyor bizi okuttuğun için hem de seni çok seviyor. Neden acaba o da candarma amma?” diye sorunca, Hoca “tabi kızmaz Mehmet o bizim kendi köyümüzün çocuğu, burada bize gızmadığına bakma ekserde komutanlarının emri ile o da gızar” diye cevaplar.

MEHMET’İN AĞASI İKİNCİ DEFA İZİNE GELİR
Mehmet sevinçle sarıldığı abisine “ağa ben okumak isteyyom bubam okutmayor, ben o arkadaşlarımın okuduğu Kuran’ı çok seviyom” der. Ağası “söz Mehmet geleyim kuzuları ben güdeyim seni okutayım sen de büyük bir cevher var, sen saf değil Allah dostusun sanki” der. Ve askerliği bitene kadar babasından “gizli okuyacağım” diye çalışan Mehmet’i daha değişik bulan ağabey Mehmet’e değer verip hocaya gönderir ve “arada kuzu gütmeye de git olur mu gardaşım” der, bavulunda getirdiği bir avuç tüyü eline verir ve “okuduğun kuranın yaprakları arasına koy bunları, hangi sayfayı ezberlersen ondan öbürüne atlat” der. Bu tüyleri hiç görmemiş olan Mehmet sorar “ağa bunlar cennetten mi gelmişler nasıl tüy bunların guşu nicedir” deyince o “gardaşım bunlara tavus kuşu tüyü derler” der. Mehmet de “ağa bu guşlar çok güzeldir allehem” der. O da bunu tasdikler ve “hele bu tüylerini şöyle bir yukarı doğru dikti miydi ya çok güzel olurdu bunlar, hindi büyüklüğünde varlar” der. Ağası “bir tane vardı bizim yakınımızda öldü, bu tüylerini ben sana getirdim” deyince Mehmet çok üzülür ve bu tüyler Mehmet’te derin bir düşünce yaratır.

Birazını da arkadaşlarına verir Mehmet. Hocasına “hocam ben artık Kuran’ı yüzünden su gibi okuyorum ezbere girmek isterim” deyince çok sevinen hocası “Mehmet ben sana her gün bir ezber vereyim artık yaz geldi, okullar dağıldı sen guzuların arkasında her gün bir sayfa ezberle, akşamları gel bana oku bir sayfa daha vereyim ama bu güzel tüy ile onu süsle” der ve denilen yapılır Mehmet kısa sürede kuranı hıfzeder. Bundan gurur duyan Mehmet’in ağası da babası da Mehmet’i Konya’da bir kuran kursuna gönderirler. Mehmet de çok başarı ile okur, okulunu bitirip köyüne gelir, asker olur, askerliği ağabeyi gibi pek yakın değildir. Mehmet Erzurum’da yapar ve yıllar sonra askerliğini bitirip gelir köylerinden bir hanım kızla evlenir. Babası hakkın rahmetine kavuşmuştur ama ardında dua edecek hayırlı bir evlat bırakmıştır. Herkes onu köyde veya başka köylerde hocalık yapacak diye beklerken Mehmet bir türlü o ilk işi olan guzu goyun çobanlığından vazgeçemez ve yine askerlik dönüşü dağlarda çoban olur, evlenir, barklanır, çoluk çocuğu olur, yine sevdiği malları iledir. Allah’ın güzel yarattıkları mallar ile.. Hele o tavus kuşunun tüyü Mehmet’i büyülemiştir ve bunca yaratığın sahibi olan Allah’a hamd derken dağlarda Allah adamı ve o saf temiz ruhu ile vaktini geçirir. Bu arada onda bazı haller de olur geleceği hisseder ve insanların kalbinden geçenleri sezer her şey sanki ona malum olmaya başlar.

KAÇ ALLAHÜEKBER VAR?
Mehmet yine kırda koyunları ile meşgul iken bir gün birkaç talebe şehirde kuran kursu ve yüksek okul okumuşlar icazetlerini almışlar köylerine gitmektelerdir. Dağda çoban Mehmet’e rastlarlar. Mehmet bunların sevincinden okumuş olduklarını ve durumlarını anlar, onlar da Mehmet’i geriden görünce kendilerince bir şaka düşünürler. “Şu çobana bir ayet sorusu soralım bilirse ne ala bilemez ise bir kuzu versin, kesip yiyelim” diye konuşurlar. Mehmet bunların konuşmalarından manen haberdardır. Yanına gelirler gülerek “heyy çoban emmi Allahın oku ayetini sen hiç duydun mu? Hangi surededir hangi cüzdedir, hangi ayettir sen o emri yerine getirdin mi kurandan haberin var mı” derler.

Çoban Mehmet hemen “evet genç mollalar ıkra bismi rabbi kellezi halak. Amme cüzünde alak suresi birinci ayettir” deyince utanırlar. Ve allahaısmarladık derler, tam gideceklerdir ki “durun” der Mehmet Efendi. Dururlar “soruyu bilemeseydim benden kuzu yiyecektiniz, bildim ben size bir soru sorayım bilirseniz kuzuyu size yedireyim ya bilemez isek ne olacak?
Elimdeki şu çomağımla sizi yetişebildiğim kadar döveyim olur mu” der. Onlar da kendilerine güveniyorlar ya “olur” derler. Mehmet Efendi şu soruyu soruverir: “Beş vakit namazda kaç Allahü Ekber var” Bizim genç mollalar şaşırırılar ve başlarlar kaçmaya. Mehmet Efendi biraz arkalarından koşar, biraz değnek vurur onlara şakadan, akıllansınlar diye. Bir rampada durur mollalar da rampanın arkasında dururlar ve şöyle konuşurlar “bu ne büyük bir alimmiş ama dağda çobanmış, çoban alim diye buna derler herhalde iyi ki adam bize teravihte kaç Allahü Ekber var demedi eğere onu sorsaydı köyümüze kadar dövecekti bizi” derler ve bunları dinleyen Mehmet Efendi gülerek yine o masum hayatına tertemiz dilsiz hayvanlarının yanına gelir ve ömrünü geçirir. Köylülerinin ve hatta ağasının bile yanlış yapmalarına göz yummaz, onları dini konularda uyarır, yanlışlarını yüzlerine söyler hiç çekinmeden köyüne ve milletine faydalı olur. Bir güzelliğin yani bir kuş tüyünün düşünen insan üzerindeki etkisi nelere kaynak olur. Bunun gibi insanlarımızın hepsine Allah rahmet etsin.. (amin)



İsmail DETSELİ
Kur'an daki Tekraratın Hikmeti


Kur'an'da tekrar edilen konular, önemlerinden dolayı tekrar edilmişlerdir. Ayrıca Kur'an'da bir olay tekrar edilirken aynıyla tekrar edilmiyor. Mesela bir yerde özet olarak anlatılırken başka yerde tafsilatlı bir şekilde anlatılıyor. Bir yerde olayın bir unsuru anlatılmadığı halde başka bir yerde o unsur da ilave ediliyor.
06/03/2009

Kur'an'da tekrar, bazen bir cümlenin çeşitli yer­lerde tekrar edilmesi, bazen de olayın tekrarı şeklinde­dir. Olayın tekrarı kıssa konusuna girer. Bazen bir kıssa­nın bir olayı müteaddit surelerde tekrar edilmiştir. Mesela Allah'ın meleklere Adem'e secde etmelerini emretmesi ve İblis'in secde etmekten kaçınması olayı beş yerde; Hz. Musa'nın, Firavun'un sihirbazlarıyla yarışıp asasının, onların büyülerini yutması mucizesi dört yer­de tekrar edilmektedir.
Önceki alimler, tekrarın sırrı olarak daha çok şunu söylüyorlardı: Bir olayın birçok yerde farklı üsluplarla anlatılması ve bu anlatımların hepsinde başarılı bir anlatım seviyesi tutturulması, fesahat ve belagat üstün­lüğüne delildir. Kur'an-ı Kerim, bazı kıssalarda geçen olayları birçok yerde tekrar ederek farklı üsluplarla anlatmaktadır. Bu farklı üslupların hepsi de fesahat ve belagatın zirvesindedir. İşte bu, Kur'an'ın icaz yönlerin­den biridir. Çünkü kişi ne kadar fesahat ve belagat sahibi olursa olsun ancak farklı iki, bilemediniz üç üslupla anlattığında başarılı olabilir. Üslup sayısını art­tıracak olursa başarılı olamaz.
Tekrarın Sebebi
Psikolojik açıdan meseleye bakıldığında tekrarın insan üzerinde büyük etkisi olduğu görülür. Günümüz ticaret şirketleri bu hususu gayet iyi tesbit etmişlerdir. Bir malı reklam ederken bir sürü afiş asıyorlar. Afişlerin hepsi de aynı. Ya da aynı reklamı radyo veya televiz­yonda belli aralıklarla tekrar tekrar yayınlatıyorlar. Aynı reklamı bu denli tekrar etmeleri, bunun insan psi­kolojisi üzerindeki etkisini tesbit etmelerinden kaynak­lanmaktadır.
İnsanlar aynı reklamı görerek ya da duyarak içle­rinde ona yakınlık duymaya başlarlar. Giderek o reklam hayatlarının bir parçası haline gelir.
Herhangi bir düşünceyi yerleştirmek istediğiniz zaman o düşünceyi ölçülü bir şekilde tekrar etmek etkili bir yoldur. Zamanla insanların o düşünceye yakınlık kazandıklarını görürsünüz.
Belki geçici bir düşüncenin böyle bir tekrara ihtiyacı yoktur ama bir düşüncenin kalıcı olmasını istiyorsanız kalblerin derinliklerine kök salması için tekrara ihtiyaç vardır. Tıpkı bir fidanın kök salıp büyümesi için tekrar tekrar sulanmaya ihtiyacı olduğu gibi.
İman da böyledir. Kalplere yerleşip kök salması için tekrar edilmesi ve fidan gibi sulanması gerekir. Nama­zın günde beş defa tekrar edilmesinin sebebi de bu olsa gerek. İman ancak ibadetlerle kök salar, güçlenir ve korunabilir. İbadet olmadan imanı muhafaza etmek ya da kalbe yerleşerek kökleşmesini sağlamak mümkün değildir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

«Bedeviler: 'İnandık.' dediler. De ki: 'Siz inanmadı­nız, fakat İslam olduk deyin.' İman kalplerinize girmedi. Eğer Allah'a ve Rasulüne itaat ederseniz (Allah) yaptık­larınızdan hiç bir şeyi eksiltmez.. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir. Müminler onlardır ki Allah'a ve Rasu­lüne inandılar, sonra şüphe etmediler; Allah yolunda mallarıyla canlarıyla savaştılar. İşte (iman iddiasında) doğru olanlar onlardır.» (Hucurat, 14-15)
Rivayetlere göre bu ayetler, İslam'a henüz yeni giren Benu Esed kabilesi hakkında inmiştir. Bunlar Medine'ye gelip müslüman olduklarını bildirdikten sonra Rasulullah'a minnet ederek "başkaları seninle savaştılar, ama biz savaşmadık" demiş ve kendilerine maddi bir takım yardımların yapılmasını istemişler­dir.
Ayetler, iman hakikatlerinin henüz kalplerine yer­leşmediğini, imanın gerçekleşmesi için Allah ve Rasu­lüne itaat etmeleri gerektiğini bildirmektedir. İmanları henüz yenidir ve denenmemiştir. Beslenip kökleşmesi itaatla sağlanacaktır. İmanlarının kalplerine yerleş­mesi için, ondan dönüşlerine sebep olabilecek her türlü gediğin kapatılması gerekir. Nitekim bir ayette şöyle buyurulmaktadır:
«Andolsun biz bu Kur'an'da insanlara her çeşit misali türlü biçimlerde anlattık.»
Tekrar edilen konular daha çok tevhidi yerleştir­meyi hedefleyen hususlardır. Kıssası en çok tekrar edi­len peygamberlerin başında Hz. Musa gelmektedir. Çünkü o, uzun yıllar Firavun'un emri altında köleleştirilmiş bir kavme gönderilmişti. Meşakkatli bir mücadele­den sonra onları Firavun'un zulmünden kurtardı. Fira­vun ve yandaşlarının onlara zulmü, Kureyş ileri gelenle­rinin, Muhammed (s) ve inananlara yaptıkları zulme benzemektedir. Ayrıca Hz. Musa da bir şeriat sahibidir ve bu yönden de peygamberimize benzemektedir.
Hz. Musa'dan sonra Kur'an'da en çok kıssası tekrar edilen peygamber Hz. İbrahim'dir. Tevhid konusunun değişik üsluplarla en çok anlatıldığı kıssa da Hz. İbrahim kıssasıdır.
En çok tekrar edilen kıssalardan biri de, Hz. Adem ile şeytan kıssasıdır. Çünkü bu kıssa insanlığın kıssasıdır. Şeytan ile insan arasındaki çatışma her zaman ve her yerde vuku bulmuş ve yine her zaman ve her yerde kıyamete kadar devam edecektir.
O halde tekrar edilen konular, önemlerinden dolayı tekrar edilmişlerdir. Ayrıca Kur'an'da bir olay tekrar edilirken aynıyla tekrar edilmiyor. Mesela bir yerde özet olarak anlatılırken başka yerde tafsilatlı bir şekilde anlatılıyor. Bir yerde olayın bir unsuru anlatılmadığı halde başka bir yerde o unsur da ilave ediliyor.
Kur'an'ın indiği dönem açısından meseleye bakıldı­ğında bazı olayların tekrarı şu anlamda önem arzediyordu: Daha önce de sözkonusu ettiğimiz gibi kıssaların hedeflerinden biri, Peygamber (s)'in gönlünü yatıştır­mak ve azmini bilemek idi. Yirmi üç yıl süren davet ve tebliğ hayatı boyunca o, birçok sıkıntı ve problemle kar­şılaştı. Benzeri problem ve sıkıntılar tekrar edildikçe, o problemini hafifletecek geçmişteki olay, kendisine tek­rar hatırlatılmış oluyordu.
Daha sonraki dönemler açısından meseleye bakıldı­ğında ise, tekerrür eden her olay farklı surelerde veya aynı surenin farklı bir siyakında zikredilmektedir. Her sure ise, belli bir konuyu bir bütünlük içerisinde ele almaktadır. Olay tekrar anlatılırken, daha önce anlatıl­mamış bir unsurunun ilave edilmesi, o unsurun zikredildiği surenin genel muhtevasıyla ilgili olması nedeniyle­dir.
Mesela; Bakara Suresi, inanç bakımından insanları gruplara ayıran bir suredir. Sure, bu grupların vasıflarını, geçmişlerini ve geleceklerini, aralarındaki çatış­mayı konu alan bir suredir. Bu nedenle Adem kıssasının bu konuyla ilgili yönlerini ele almıştır. Ali İmran Suresi, daha çok Ehl-i Kitabı ilgilendiren bir suredir. Surede Hz. İsa'nın yaratılışından da bahsedilmektedir. Hz. Adem kıssasının bu surede zikredilmesi bu nedenledir ve Hz. Adem'in yaratılışı meselesi burada gündeme getirilmek­tedir. Hz. İsa'nın babasız olarak yaratılışının Allah indinde tıpkı Hz. Adem'i topraktan yaratması gibi olduğu; Hz. Adem'i anasız ve babasız topraktan yaratan Allah'ın Hz. İsa'yı babasız yaratmağa kadir olduğu anla­tılmaktadır. Yine Nisa Suresi, toplumsal yapıdan ve toplumun küçük bir ünitesi olan aile kurumundan bah­setmektedir. Bu surede de konuyla ilgili olarak Hz. Adem kıssasından bahsedilmekte, bütün insanların Hz. Adem ve Havva'dan türedikleri burada anlatılmaktadır.
Tekrarlarda çelişki var mıdır?
Kur'an, kendisinde çelişki bulunmadığını meydan okuyarak zikretmektedir: «Kur'an'ı tedebbür etmiyor­lar mı? Eğer Allah'tan başkası tarafından olsaydı, onda birbirini tutmaz çok şey bulurlardı.») İşte bu nedenle Kur'an'da nesh iddiasını da reddediyoruz. Gerçekten Kur'an, baştan sona kadar birbirini desteklemekte­dir.
Kur'an'ın kıssaları açısından da durum aynıdır. Tekrarlanan kıssalarda bir çelişki sözkonusu değildir. Kur'an'ın, kıssalarının vakii olmasını hedeflemediğini, işlenen konuyu destekler mahiyette hayal mahsulü sanat kıssaları gibi olayları ele aldığını söyleyenler tek­rarlanan kimi kıssalarının olay ya da olaylarının anla­tımı arasında bir takım çelişkiler arama peşinde koşmuşlarsa da bunun gerçekle bir ilgisinin bulunmadığını "Kur'an Kıssalarının Menşei" bölümünde anlatmış ve bu hususu delilleriyle serdetmiştik.

Prof. Dr. M. Sait Şimşek, Kuran Kıssalarına Giriş
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...