Allah insanı nasıl korur?

Zünnu-i Mısri'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir :Bir gün elbiselerimi yıkamak için Nil nehrinin kenarına gitmiştim. Nehrin kenarında dururken, bir de baktım ki, görülmemiş şekilde büyük bir akrep bana doğru geliyor.

Bu sudan İçmek Müslümana Haram

Vaktiyle Bursa’ da bir Müslüman, eski adı “Yahudilik Yolağzı,” bugünkü adı Arap Şükrü olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş: - “Her kula helâl, Müslüman’a haram!”

Hiçbirinin haccı kabul edilmedi!

Ali bin Muvaffak hazretleri, Şam’da yaşamış olan evliyânın büyüklerindendir. Zünnûn-ı Mısrî ve Abdullah bin Mübarek ile görüştü. 878 (H.265) senesi vefât etti... Abdullah bin Mübarek bir hac mevsiminde Mekke’de hac vazifelerini ifa ettikten sonra, Harem’de uyuyakalır

Kuran Sırları

Bilindiği gibi DNA terimi, canlılardaki genetik malzemenin kısaltılmış ifadesidir. Genetik biliminin başlangıç tarihi ise, Mendel isimli bilim adamının 1865 yılında hazırlamış olduğu genetik yasalarına dayanır. Bilim tarihi için bir dönüm noktası oluşturan bu tarihe, Kuran’da 18:65 numaralı Kehf Suresi’nin 65. ayetinde işaret edilmektedir. (En doğrusunu Allah bilir.)

Nefsin Mertebeleri

BİRİNCİ DAİRE: Nefs-i Emmare: Allah`ın emirlerine uymayan, yasaklarını çekinmeden yapan ve zevkine tabi olan nefistir. Nefs-i emmâre denilen bedbaht nefis zenginleştikçe şımarır. Bilgisi arttıkça kibri, gururu da artar. Hele bir de makam sahibi olursa artık onun yanına varmak, sokulmak ne mümkün!

YAHUDİLERİN MAYMUN OLMASI

Onlar, Davud Aleyhisselâm’ın zamanında "Eyle" denilen bir şehirde yaşıyorlardı. Eyle Medine ile Şam arasında bir yerde ve Kızıldenizin sahilinde bir yerdeydi. Allah onlara cumartesi günü balık avlamayı yasak etti. Cumartesi günü olduğu zaman, denizde balık kalmaz, hepsi sahile gelirdi.

ARAPÇA ÖĞRENİYORUM

Öncelikle Hafıza tekniği konusunda size olağan üstü bir ip ucu.Sureler kolaydan zora doğru sıralanır. Bir sayfa alınarak 3′e bölünür. Önce ilk 5 satır, daha sonra diğer satırlar 5′er 5′er ezberlenir ve sonrasında birleştirilerek tekrar yapılır.

Günahın Reçetesi

Büyük Mutasavvıf Beyazıd-ı Bestamî Hazretleri bir gün tımarhanenin önünden geçiyordu. Tımarhane hizmetçisinin tokmakla birşeyler dövdüğünü görüp

Ahir Zaman Bu Zaman Mı?

Ahir zamanın kendini hissettirdiği şu günlerde, Rabbimizin ikazlarını neden duymamazlıktan geliyoruz acaba? Nereye gidiyorsunuz? Nerede Muhammed ümmeti?

Şeytan İşi

Günlerden birgün şeytanın yolu bir köye düşmüş.Keyfi yerinde olan şeytan sırtını bir ağaca dayamış ve buzağısı kazığa bağlı olan ineğini sağan genç bir kadını uzaktan izlemiş.

Artan pilav

Yahya baba, II. Bâyezîd Hân zamanında, Edirne Bâyezid Külliyesi'nin aşçılarından biridir.. Arkadaşları hoşaf, kebap sebze, bakliyat pişirir. Ama onun ihtisası pilavdır. Mübârek işe girişti mi, ibadet ettiğini sanırsınız.

Olgun İmana Kavuşma

MESCİD-İ Saadet'te Ashab-ı Kiram toplanmışlar, derin bir vecd ve huşu içinde Allah'ın Resûlünü dinlemekteydiler. Hazret-i Fahr-i Kâinat Efendimiz ise, Al-i İmrân sûresinden şu mealdeki Âyet-i Kerimeyi okuyordu:

Gönül Örtüsü Hayâ

Gönlün titremesidir hayâ. Gönül ki kurtulmuştur da ağırlıklarından, bir yaprak kadar incelmiştir. İşte o nazenin yapraktır müminin gönlü. Titrer bir günah, bir yanlış, bir aykırı hal gördüğünde.

KÂLU BELÂ

Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu. (Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.”

AY'IN RESÛLULLAH (S.A.V)'A SELAM VERMESİ

Ebû Kubeys dağının altında duruyorduk.Ay doğu tarafından göründü.Yükselerek yukarı çıktı. Nûru bütün âlemi doldurmaya başladı.Göğün ortasında kâmil bir dolunay haline geldi...

31 Mart 2012 Cumartesi


Arapça Dersleri-04: (Harekeler-I)


Arapçada tüm harfler sessizdir. Yani Türkçe'de olduğu gibi sesli sessiz ayırımı yoktur. Bu nedenle harflerin okunması için hareke dediğimiz özel işaretlere ihtiyaç duyarız. Türkçe'de sessiz harflerin yanına sessli bir harf gelir ve o harf okunur arapçada ise harfin üstüne veya altına hareke gelir ve o harf okunur. Şimdi de bunları incelemeye çalışacağız.

1. Ötre (Zamme-damme-الضمة): Bulunduğu harfin üzerine "_ُ " şeklinde yazılan harekedir. İnce harflerde "ü" kalın harflerde "u" şeklinde telaffuz edilir. Bunun için ilk derse bakabilirsiniz.
Örnekler: Kalın: رُ = ru gördüğünüz gibi harfin kalın olmasında dolayı "u" sesi verdi.
                  İnce: هُ = hü burada da harfin ince olmasından dolayı "ü" sesini verdi.

***Dammeli harfe "madmûm" denilir. İlerde bu tabirler kullanılacağı için bu kelime bizim için çok önemli.

2. Üstün (Fetha-الفتحة): Bulunduğu harfin üzerine "_َ " şeklinde yazılan harekedir. İnce harflerde "e" kalın harflerde "a" şeklinde telaffuz edilir. Bunun için ilk derse bakabilirsiniz.
Örnekler: Kalın: رَ = ra gördüğünüz gibi harfin kalın olmasında dolayı "a" sesi verdi.
                  İnce: هَ = he burada da harfin ince olmasından dolayı "e" sesini verdi.

***Fethalı harfe de "meftûh" denilir.

3. Esre (Kesra-الكسرة): Bulunduğu harfin üzerine "_ِ" şeklinde yazılan harekedir. İnce harflerde "i" kalın harflerde "ı" şeklinde telaffuz edilir. Bunun için ilk derse bakabilirsiniz.
Örnekler: Kalın: رِ = rı gördüğünüz gibi harfin kalın olmasında dolayı "ı" sesi verdi.
                  İnce: هِ = hi burada da harfin ince olmasından dolayı "i" sesini verdi.

***Kesralı harfe de "meksûr" denilir.

Arapça Dersleri-05: (Harekeler-II)


Arapça Dersleri-04: (Harekeler-I) konusunu daha önce anlatmıştım. Bu konuyu incelemeden tekrar o konuya bakabilirsiniz. Genel tekrar olması açısından arapça harflerin ancak hareke denilen özel işaretlerle okunabileceğini hatırlatmakta fayda görüyor ve hemen konumuza kaldığımız yerden devam ediyorum.

4. İki ötre (Zammeli tenvîn-dammeli tenvîn- التنوين مع الضمة ): Bulunduğu harfin üzerine "_ٌ " şeklinde yazılan harekedir. İnce harflerde "ün" kalın harflerde "un" şeklinde telaffuz edilir. Bunun için ilk derse bakabilirsiniz. 

*Burada dikkat edilecek husus gördüğünüz gibi ilk harekemiz olan ötrenin sonuna "n" harfinin gelmesidir. Sadece bunda değil tenvînli olan tüm harflerde "n" sesi oluşur.

Örnekler: Kalın: رٌ = run gördüğünüz gibi çift ötre olması hasebiyle tenvîn "un" diye okuttu. 
                   İnce: هٌ = hün burada da çift ötre olması hasebiyle tenvîn "ün" diye okuttu.

5. İki üstün (Fethalı tenvîn - التنوين مع الفتحة ): Bulunduğu harfin üzerine "_ً " şeklinde yazılan harekedir. İnce harflerde "en" kalın harflerde "an" şeklinde telaffuz edilir. Bunun için ilk derse bakabilirsiniz. 

*Burada dikkat edilecek husus gördüğünüz gibi ikinci harekemiz olan üstünün sonuna "n" harfinin gelmesidir. Sadece bunda değil tenvînli olan tüm harflerde "n" sesi oluşur.

Örnekler: Kalın: رً = ran gördüğünüz gibi çift üstün olması hasebiyle tenvîn "an" diye okuttu. 
                   İnce: هً = hen burada da çift üstün olması hasebiyle tenvîn "en" diye okuttu.

6. İki esre (Kesralı tenvîn - التنوين مع الكسرة ): Bulunduğu harfin üzerine "_ٍ " şeklinde yazılan harekedir. İnce harflerde "in" kalın harflerde "ın" şeklinde telaffuz edilir. Bunun için ilk derse bakabilirsiniz. 

*Burada dikkat edilecek husus gördüğünüz gibi ikinci harekemiz olan üstünün sonuna "n" harfinin gelmesidir. Sadece bunda değil tenvînli olan tüm harflerde "n" sesi oluşur.

Örnekler: Kalın: رٍ = rın gördüğünüz gibi çift esre olması hasebiyle tenvîn "ın" diye okuttu. 
                   İnce: هٍ = hin burada da çift esre olması hasebiyle tenvîn "in" diye okuttu.


Arapça Dersleri-06: (Harekeler-III)


arapça dersleriEvet kardeşlerim konulara kaldığımız yerden devam ediyoruz. Arapça'da yer alan harekelerden birkaçını da bugün anlatarak harekeler başlığına son vermek istiyorum. Harekeler-I ve II konularını muhakkak iyi kavramak gerekiyor. Burada anlatacaklarımız ile temel bir bilgiye sahip olacaksınız.  Genel tekrar olması açısından arapça harflerin ancakhareke denilen özel işaretlerle okunabileceğini hatırlatmakta fayda görüyor ve hemen konumuza kaldığımız yerden devam ediyorum.

7. Cezm-Sükûn ( السكون - الجزم ): Bulunduğu harfin üzerine "_ْ " şeklinde yazılan harekedir. Harfe diğer harekelerdeki gibi belli bir ses vermez aksine o harfin kendi sesini verir. Daha iyi anlamak için şöyle düşünelim; Türkçe'de sonu sessiz harfle biten her kelimede son harfin çıkardığı ses o harfin kendi sesidir. Mesela "ağaç, toprak, kitap" bakınız burda orjinal sesler var herhangi bir yönelme sesi yok "e, a, i" gibi. 

*Burada dikkat edilecek husus bu harekenin sadece kelime sonunda olmayacağı yani kelime ortasında da gelse aslî ses ile okumak gerekiyor bu yüzden "sakîn veya sükûn" diye adlandırılıyor.

Örnekler: اَيْنَ = Eyne (Nerede) gördüğünüz gibi "y" harfinin üstünde cezm var bu yüzde "ye, yi, yü" gibi okuma yapmadık. Kısaca "eyene, eyine, eyüne" gibi sesler katarak okumadık. 

8. Şedde-İdğâm (الادغام - الشدة ): Bulunduğu harfin üzerine "_ّ " şeklinde yazılan harekedir. Burada ikili bir yazım sözkonusudur. kelimenin kendisinden de anlaşılacağı gibi harfleri birbirine katmaya, çarptırmaya sebep olur şedde. Bakın kendi okunuşunda bile "d" harflerinde bir çarpma sözkonusu. İşte iki benzer harften biri cezimli diğeri harekeli olup ard arda gelirlerse kolaylık olsun diye "şedde" ile bunları birbirine katarız. İki harfin böyle şeddeli olup, birbirine katmaya aynı zamanda "idğâm" denilir. Kur'an-ı Kerim okurken yani tecvidde çok lazım olan bir kuraldır idğâm... 

*Burada dikkat edilecek husus cezimden sonra gelen harfin üstün, esre, ötre olmasında bir farklılık olmamasıdır. Yani hangisi gelirse gelsin şeddeleme yapılır.

Örnekler: Kalın: مَدَّ = Medde (Çekti) gördüğünüz gibi "d" harfleri çift şekilde okundu. Yani birbirine katıldı., çarptırıldı aynı harfler Bu kelimeyi açarsak farkı daha rahat görürüz. مَدْدَ = Medde (Çekti) Bakın bir cezimli "d" harfi bir de üstünlü "d" harfi mevcut açık yazılımda oysa okunuşları aynı. İşte şedde bunları birleştirmeye yarıyor.
Burada söylenmesi ve dikkat edilmesi gereken bir husus daha var. Arapça'da illetli yani "kusurlu" dediğimiz bazı harfler var bazen bunlar kurallarda istisna oluşturabiliyor. Özellikle "elif, vav, ye" harfleri yazılış ve okunuşlarda farklı şekillerde olabiliyor. Bu duruma örnek verecek olursak:
Dedik ki; şedde aynı harfleri birleştirir ve o harfin üzerine gelir ancak "elif" harfi biri sakin biri harekeli geldiğinde şedde almaz "med" dediğimiz bir yazım şeklinde bürünür. Yani okunuşu biraz uzar buna bir elif miktarı çekme deriz.
Örnekler: آمَنَ = Âmene (İman etti) Bakınız burda elif üzerinde özel bir işaret var. İşte bu işaret harfin bir elif uzatılmasına sebep olur. Peki bu harfin asıl hali yani açık hali nasıl görelim: أَأْمَنَ = Âmene (İman etti) Gördüğünüz gibi biri sakin biri harekeli iki elif yan yana gelmiş ancak birleştirilmiştir ve "med" olmuştur. Birbirine çarptırma olsa "şedde" olurdu. Kısaca elif harfine dikkat etmek gerekir.   




Arapça Dersleri-03: (Şemsi Harfler)


اَلْحُـرُوْفُ الشَّمْسِـيَّةُ= el-hurûfu'ş-Şemsiyye = Şemsî Harfler 
Şimdi de Şemsi harfleri görelim bunlar da dikkat ederseniz el değil de kelime ne ile başlıyorsa o harfi alarak başlıyor. Yani şemsi harfle başlayan ismin önünde kelime bulunursa "lam" harfi okunmuyor ve kelimenin ilk harfi şedde ile bağlanıyor. Mesela şemsun yani güneş elif-lam takısı alınca ş ile başladığı için el-şemsu yerine eş-şemsu oluyor. 
Örneklere dikkat edelim: 

(1) ت : اَلتَّاجِـر = et-tâciru = tacir
(2) ث : اَلثَّـوبُ = eth-thevbü = elbise
(3) د : اَلـدِّيْكُ = ed-dîkü = horoz
(4) ذ : اَلـذَّهَبُ = esz-szehebü = altın
(5) ر : اَلرَّجُـلُ = er-racülü = adam, kişi
(6) ز : اَلزَّهْـرَةُ = ez-zehratü = çiçek
(7) س : اَلسَّـمَكُ = es-semekü = balık
(8 ) ش : اَلشَّـمْسُ = eş-şemsü = güneş
(9) ص : اَلصَّـدْرُ = es-sadru = göğüs
(10) ض : اَلضَّـيْفُ = ed-dayfü = misafir
(11) ط : اَلطَّـالِبُ = et-tâlibü = talebe
(12) ظ : اَلظَّهْـرُ = ez-zahru = sırt
(13) ل : اَللَّحْـمُ = el-lahmü = et
(14) ن : اَلنَّجْـمُ = en-necmü = yıldı

Arapça Dersleri-02: (Kameri Harfler)

اَلْحُـرُوْفُ الْقَمَـرِيَّةُ = el-hurûfu'l-Qameriyye = Kameri harfler
Es-selamu aleykum kardeşlerim şimdi çok işinize yarayacak bir konuya geldik. Geçen derslerde bahsetmiştir kelimeyi marife yapmak için kelimenin başına elif-lam takısı getiririz siz bunu hep el- diye bilin. İşte bu derste bunu genişletip kelimenin nerde el diye başlayıp nerde el diye başlamayacağını anlatacağım.
Arapçada harfler kiye ayrılıyor. Bunlar kameri ve şemsi harflerdir. Kameri ve şemsi bunlar tecvidin de en önemli konularından birisidir. İlk kameri harfleri görelim.
Kameri harfle başlayan her kelimenin başında yer alan elif-lam takısı hep el- diye okunur. Bu harflerin yer aldığı kelimeler hep el- şeklinde başlar.
" ال "  yani belirtme edatından sonra gelen harfler alfabeye göre sıralanmıştır. Buna göre hangi harflerin kamerî olduğunu tespit etmeye çalışınız.  Şimdi aşağıyı dikkatle okuyunuz ve inceleyiniz:

(1) أ : اَلأبُ = el-ebü = baba
(2) ب : اَلْبَابُ = el-bü = kapı
(3) ج : اَلْجَنَّـةُ = el-cennetü = cennet
(4) ح : اَلْحِمَـارُ = el-mâru = eşek
(5) خ : اَلْخُـبْزُ = el-khubszü = ekmek
(6) ع : اَلْعَين = el-*aynü = göz
(7) غ : اَلْغَـدَاءُ = el-ğıdâü
(8 ) ف : اَلْفَـمُ el-femü = ağız
(9) ق : اَلْقَمَـرُ = el-qameru = ay
(10) ك : اَلْكَلْـبُ el-kelbü = köpek
(11) م : المَـاءُ = el ü = su
(12) و : اَلْوَلَـد = el-veledü = çocuk
(13) هـ: اَلْهَـوَاءُ = el-hevâü = hava
(14) ى : اَلْيَـدُ = el-yedü = el

Arapça Ders Giriş

Giriş

Öncelikle Hafıza tekniği konusunda size olağan üstü bir ip ucu.

Sureler kolaydan zora doğru sıralanır. Bir sayfa alınarak 3′e bölünür. Önce ilk 5 satır, daha sonra diğer satırlar 5′er 5′er ezberlenir ve sonrasında birleştirilerek tekrar yapılır. İkinci sayfaya geçilir ve o sayfanın ezberinde de aynı metot izlenir. 1 ve 2. sayfa tekrar okunur ve bu silsile 10 sayfa boyunca devam ettirilir. Ezber 3 kişiye dinlettirilir. Hata yok ise ikinci 10 sayfaya geçilir. Aynı sistemle ikinci 10 sayfa da ezberlendikten sonra ilk 10 sayfayla birleştirilerek okunur, 4 kişiye dinlettirilir ve bir cüz tamamlanır.

Arapça sıradan bir dil değil malumunuz o yüce Kitabımızın ana dilidir. Bu nedenle arapça öğrenimine karşı eğilim oldukça fazla. Böyle olunca arapçayı bir hevesle öğrenmeye kalkışanlar olduğu gibi ciddi ciddi bu dili öğrenip dinini daha iyi anlamaya çalışanlar da çoğalıyor. Türkiye'de bu dili öğretim işi medreseler ve üniversitelerde yürütülmekte malumunuz. Ancak artık yadsınamaz bir gerçek olan internet de bu öğrenimde oldukça pratik ve hızlı bilgiler sunmakta. İşte ben de bilgim dahilinde bu yolu kullanarak kardeşlerimize faydalı olması ümidiyle bu yolu tercih edip zamandan yana sıkıntısı olanlara veya durumu müsait olmayanlara yardımcı olmak istiyorum. Mevla niyetimizi halis, çalışmalarımızı faydalı kılsın inşaallah.

Arapça öğrenmek isteyenler ilk başta şunu iyi bilmek zorundadır. Dil öğrenimi esnasında ne kadar fazla kelime ve kalıpları ezberler, kelime dönüşümleri arasındaki bağı iyi kavrarsak o kadar hızlı öğreniriz arapçayı. Ayrıca bol bol tekrar, ara vermeden çalışma da olmasa olmazlardan.
Arapça öğrenmek, Kur'an öğrenmek ile karıştırılmamalı. İlk esnada bu yanılgıya düşenler olabiliyor. Kur'an öğretiminde harfler geniş manasıyla tanıtılıp, okunuşları, yazılışları, seslendirilmeleri anlatılırken, Arapça öğretiminde bunlar yoktur. Hatta arapça bunun üstüne bina edilir. Yani arapça öğrenilirken genelde bu alt yapının olduğu bilinerek temel kelimeler, günlük ifadeler, zamirler, zamanlar ilk konu olarak karşımıza çıkar. Alt yapısı olmayan bir kişi dolayısıyla ne okuyabilir bunları ne de anlayabilir. Bu yüzden farka özellikle dikkat edelim, yeni başlayacakların ilk başta bu alt yapıya sahip olmaları gerekmektedir.

Arapça genel olarak "sarf" ve "nahiv" olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Şimdi bunların manalarına sonra da arapçanın temeli olan harflerin tanıtılmasına geçelim.

Sarf: Kısaca şekil bilgisi demek olup, arapça kelimelerin aldığı şekilleri ve kalıpları incelemektedir.
Nahiv: Bu da kelimenin cümle içindeki durumunu ve buna göre i'rabını incelemektedir.


Şimdi de arapça kelimeleri oluşturan ve yazıp-okumamızı kolaylaştıran harfleri inceleyelim. Yukarıda da ifade ettiğim gibi burası aslında Kur'an öğretiminin ilk konusu ancak giriş olması ve bazı özel sesler olması hasebiyle bunu buraya ekledim. Bazı harflerin Türkçe'de olmamasından dolayı onlar için özel ifadeler eklenmiştir. Tüm dersler burdaki harfler üzerine kuruludur, dikkatlice bakalım ve güzelce öğrenelim inşaallah. Buradaki incelik ve kalınlık özelliğine çok takılmayalım, çünkü istisnalar ile beraber bazen farklılıklar yaşanmaktadır.

ء-ا = elif-hemze ince harftir. ( e, i, ü seslerini vermektedir.)
ب = ba ince harftir. (be, bi, bü)
ت = te ince harftir. (te, ti, tü)
ث = the (se) peltek-ince harftir. (the, thi, thü)
ج = cim ince harftir. (ce, ci, cü)
ح = hâ kalın harftir. (ha, hı, hu)
خ = khı (hı) Türkçe'de olmayan bir harftir. (kha, khi, khu)
د = dal ince harftir. (de, di, dü)
ذ = szel (zel) peltek harftir. (sze, szi, szu)
ر = rı kalın harftir. (ra, rı, ru)
ز = ze keskin ve ince bir harftir. (ze, zi, zü)
س = sin ince harftir. (se, si, sü)
ش = şın ince harftir. (şe, şi, şü)
ص = sad kalın harftir. (sa, sı, su)
ض = dad kalın harftir. (da, dı, du)
ط = tı kalın harftir. (ta, tı, tu)
ظ = zı peltek ve kalın bir harftir. (za, zı, zu)
ع = ayn kalın harftir. (a, ı , u)
غ = ğayn kalın harftir. (ğa, ğı, ğu)
ف = fe ince harftir. (fe, fi, fü)
ق = qaf (gaf) kalın harftir. (qa, qı, qu)
ك = kef ince harftir. (ke, ki, kü)
ل = lam ince harftir. (le, li, lü)
م = mim ince harftir. (me, mi, mü)
ن = nun ince harftir. (ne, ni, nü)
و = vav ince harftir. (ve, vi, vü)
ه = he çok ince-yumuşak harftir. (he, hi, hü)
لا = lamelif lam ile elif harfinin birleşmiş halidir ve kalındır. (la)
ى = ye ince harftir. (ye, yi, yü)

Arapçanın önemi

Arapça Ders Ana Sayfa

3 Şubat 2012 Cuma

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRRAHİM

Ya ilahel alemin

İlk yarattığın nur efendimizin nuruydu.
Sen onu var etmeden evvel gündüzün geceden,
baharın da kıştan farkı yoktu.
İyilikler, kötülüklerle iç içe;
akıl nefse yenik,
ruh da bedenin esiri idi.
O güzeller güzeli
Varlığın sırrını keşfedip akla yüksek hedefler gösterdi
düşünceye kapılar açıp
insanın ebedlere namzet olduğunu âlemşümul bir dille haykırdı.
Böyle bir elçiyi insanlığa bahşetmenden
Ve sayısız nice nimetlerinden ötürü
sana sonsuz hamd ü senalar olsun ya rabbi!

Güç ve kuvvet ancak kendisine has olan yüce ve büyük Allâh’ım!

Mahlûkatın adedince,
Zatının rızası,
Arşının ağırlığı ve kelimelerinin toplamınca
Efendimiz Hz. Muhammed (sas) ve O’nun ehli ve ashabı üzerine salât ü selam la bir kere daha yâdederek huzûr-u İlahi'de el açıp yakarıyoruz

Ey her şeye hayat bahşeden Allah’ım

bütün insanlık, hatta bütün bir varlık âleminin bayramı sayılan
mübarek günleri vardır.
bir gün daha vardır ki,
o da Allah Rasûlü’nün dünyayı teşrif buyurarak
tenezzülen aramıza girip bizi şereflendirdiği kutlu zamandır.
Bizler şimdi o anı yaşıyoruz.
Rahmet-i Rahman’ın galeyana geldiğine inandığımız
bu kutlu zaman diliminde,
Mevlid Kandili’nin bizim için hakiki bayram olması ümidiyle,
ümmet-i Muhammed’in hal-i pürmelali açısından
bayram hediyesine en muhtaç birer yetim olduğumuz mülahazasıyla, Şefkat Peygamberi’nin ruhaniyetine sığınarak,
sen den yeniden bir kere daha diriliş istiyoruz ya rabbi

Ey her şeye gücü yeten Allah’ım

Efendimizi düşünmekle
hayatın hiç kimseye nasip olmayan tadını
ve varlığın bitmeyen zevkli maceralarını duyarız.
Duyarız imanın yenilmez gücünü,
Duyarız Müslümanlığın kahramanlık olduğunu,
Duyarız doğruluğun paha biçilmez kıymetler ihtiva ettiğini,
Duyarız iffet ve ismetin, meleklerinkine denk insan tabiatının bir buudu haline geldiğini.
N’olur bu ve benzeri nice güzellikleri daha derince ve engince
Bütün insanların ruhlarına duyur ya Rabbi!

Ya Rabbel alemin

Onun terbiyesi, onun üslûbu ve onun sistemiyle yetişmiş olan nesillerin
imanları iz’ân ufkuna erişiyor,
muhabbetleri çağlayanlara dönüşüyor.
efendimizi bu ölçüde duyup sevmeleri münasebetiyle
her an daha da şahlanıyor
ve o kutlunun arkasında bulunma sevinciyle adeta yeni bir asr-ı saadet yaşanıyor.
Sen dünyamıza yeniden bir huzur çağı
ve gül devri yaşat ya Rabbi!

Ey yüceler yücesi Allah’ım

Yüzümüz yok, hicap içindeyiz;
Efendimizin senin katındaki nazının geçerliliğine de ümitlerimiz tam.
Keşke ne seviyede olursa olsun
efendimizden hiç uzaklaşmasaydık;
ondan gelen ışıklardan
ve ruhlarımıza boşalan mânâlardan
hiç mahrum kalmasaydık..
ve onu o inandırıcı çehresiyle
içlerimizde hep taptaze ve dipdiri duyabilseydik!..
sen bizleri kendi uzaklıklarını aşabilen
hak ve hakikatleri de bütün derinlikleriyle duyabilenlerden eyle ya rabbi!

Ya ilahel alemin

O güzeller güzeli Sevgiliyi, bir kere daha misafirimiz eyle..
tahtını sinelerimize kur
gönüllerimizdeki karanlıkları kov,
bütün benliğimize ruhunun ilhamlarını duyur
ve bize yeniden diriliş yollarını göster ya rabbi

İnananları karanlıklardan aydınlığa çıkaran Allah’ım

her gün biraz daha azgınlaşan şu zulmetleri o kutlunun ışığıyla dağıtıver
herkesi inleten zulüm ve adaletsizlik ateşini söndürüver.
her şekliyle kine, nefrete, düşmanlığa kilitlenmiş şu zavallı ruhların boyunlarındaki zincirleri çözüver
sevgiye, merhamete, şefkate hasret giden sinelerimizi muhabbetle, hoşgörüyle coşturuver
ruhlarımızı aklın aydınlığı, gönüllerimizi de mantık ve muhakeme enginliğiyle buluşturuver
ve bizi kendi içimizdeki hicran ve hasretlerimizden kurtarıver ya Rabbi!

Ey merhameti bol olan Allah’ım!

şefkati, adaletini aşkın gönüller sultanını unuttuğumuzun
ve saygısızlıkta bulunduğumuzun farkındayız.
Biliyoruz ki o rahmet nebisi
incinse de küsmedi
Vefasızlık görsede alakayı kesmedi
Başını yaranlar, dişini kıranlar karşısında bile ellerini açıp dua dua yalvardı. Katiyen lanette bulunmadı. Lanet ve bedduaya “âmin” de demedi.
Sinesini, Ebû Cehil'leri bile ümitlendirecek ölçüde açabildiği kadar açtı
ve her sözünü, her davranışını senin rahmetinin enginliğine bağladı.
Sen bizleri onun o engin merhametinden istifade eden
ve şefaatine de nâil olanlardan eyle ey Rabbi!

Ey ihsanları sonsuz olan Allah’ım

düşe-kalka olsa da hep Efendimizin izinde yürüme gayretindeyiz.
N’olur bizi bir kere daha sevindir.
Sevindir ki; bağının taptaze fidanlarıyla
adını âleme tam duyuracak demdeyiz.
Bu dünya ışığa hasret gidiyor.
Bizler o kırık azimlerimiz ve o çatlamış ümitlerimizle,
yolların hakkını veremesek de hep yollardayız.
Sadece hislerimizle de olsa, aradığımız hep senin habibin;
N’olur gönüllerimiz bir kere daha onunla dolsun,
ufuklarımızı saran şu upuzun geceler yerlerini gündüzlere bıraksın
ve viladeti bizim hakiki bayramımız olsun..

Ey yapılan dualara cevap veren Allâh’ım

Sana itaat edilir Sen karşılığını veririsin;
Sana isyan edilir, sen bağışlar ve affedersin,
Darda kalanlara icabet edersin,
Zararı sıkıntıyı ortadan kaldırırsın
Hastalara şifa, dertlilere deva verirsin
Günahları bağışlar, tövbeleri kabul edersin
Sen bizlerin dualarını kabul buyur ya Rabbi!

Allâh’ım

acizlikten, üzüntüden, tasadan, kederden,
Korkaklıktan, kabir azâbından, cehennem ateşinden sana sığınırız.
Bizleri kötülükten ve kötülerin şerrinden emin eyle ya Rabbi!

Ey Yüceler Yücesi!

bize karşı düşmanlık duygularıyla oturup kalkanların kalblerini yumuşatmak murad ediyorsan,
bize ve gönüllüler hareketine karşı onların kalblerini yumuşat
ve sinelerini daimî bir sevgiyle doldur! Ya Rabbi!
Ey kalbleri evirip çeviren Sultanlar Sultanı!
Bizim kalblerimizi de, onların kalblerini de sevdiğin ve hoşnut olduğun güzelliklere çevir! Ya Rabbi!

Allah'ım

Sen bizlere bizi aşan istidat ve kabiliyetler ver
ve lutfedeceğin bu kabiliyetleri
senin rızan yolunda kullanmayı
bizlere nasip eyle ya Rabbi!

Allah'ım

Sen bizlere peygamberleri donattığın sıfatları lutfet lakin biz lutfedeceğin bu sıfatları tefahur vesilesi yapmayalım ve hep kendimizi sıfır görelim ya Rabbi!

Allah'ım

Cümlemize vicdan genişliği lutfet
Kalplerimize inşirah bahşet
Bizleri kollektif şuura sahip kullarından kıl
Ve bizleri müttakilere rehber eyle ya Rabbi!

Ey yüceler yücesi olan Allah'ım

Biz ümmeti Muhammedin dağınıklığını gider
Bize ve ülkemize birlik ve dirlik ver
Bütün dünyaya da huzur ve barış nasibeyle..
Kalplerimizi birbirene ısındır ve
Bizleri birbirimize sevdir
Dünyanın dört bir tarafında hizmet eden kardeşlerimizi
Bizlerle beraber ihlas-ı etemme muvaffak kıl ya Rabbi!

Allâh'ım!

Efendimiz Hz. Muhammed (sav)’in Sen'den istediği
her türlü hayrı Sen'den istiyor,
yine Peygamber Efendimizin sana sığındığı
her türlü şerden de
sana sığınıyoruz.

Yâ Erhamerrâhimîn ve Yâ Ekremelekremîn!

Bizim, anne-baba ve ecdadımızın
Bize rehberlik ve kılavuzluk yapan büyüklerimizin,
Bir harf bile olsa kendilerinden istifade ettiğimiz hocalarımızın,
Sevdiklerimizin, sevenlerimizin,
Içinde neş’et ettiğimiz beldedeki insanların,
Milletimiz fertlerinin,
Kadın-erkek inanan bütün arkadaşlarımızın,
Dostlarımızın, kardeşlerimizin..
Bize karşı hep civanmertçe davrananların..
Hayır dualarında unutmayıp
Her zaman bizi de yâd edenlerin..
Üzerimizde hakkı bulunan kimselerin..
Kıymetli nasihatleriyle
Bize bekâ desenli sâlihatın yollarını gösterenlerin...
Ve bütün ümmet-i Muhammed’in
Günahlarını bağışla! Ya Rabbi!

Allah'ım!

Duamızın sonunda Sana olan minnet ve şükran hislerimizi
Bir kere daha tekrarlıyor,
Resûl-ü zîşânı, âlini, ashabını
Bir kez daha salavâtlarla anıyor
Ve dualarımızı kabul buyurmanı istirham ediyoruz.
Ne olur, bizlerin dualarına icabet buyur ya Rabbi!

Amin ve selamün alel murselin
vel hamdü lillahi Rabbi’l-alemin…

16 Ocak 2012 Pazartesi

İslam âlimleri buyuruyor ki:
Kalbinin ürperdiği işi yapma! Nefsine uyma! Şüphe ettiğin işlerde kalbine danış! Şüpheli bir şeyle karşılaşınca, eli kalb üzerine koymalı, kalb çarpması artmazsa, o şeyi yapmalı! Eğer, farzla çarparsa yapmamalı! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Elini göğsüne koy, helal şeyde kalb sakin olur Günah işte çarpıntı olur Şüpheye düşersen, din adamları fetva verseler de yapma!) [İAhmed, Hakim]

(Günah olan iş yapılırken kalbde çarpıntı olur) [Beyheki]

(Nefse sükunet ve kalbe ferahlık veren şey, iyi iştir Nefsi azdıran, kalbe heyecan veren iş günahtır) [Beyheki, İAhmed, Taberani]

(Helal haram bellidir Şüphelilerden kaçın! Şüpheli olmayanları yapın!) [Taberani]

(Seni rahatlatan şey iyidir Seni şüpheye düşüren, sıkıntı uyandıran şey günahtır Sana fetva verse de böyledir) [İ Ahmed, Beyheki, Taberani]

(Kalbine danış; iyilik, kalbin mutmain olduğu, rahatladığı şeydir Günah ise, canını sıkan, kalbinde tereddüt uyandıran şeydir Aksine fetva verseler de) [Taberani, İbni Asakir]

(Yapacağın bir iş için, yedi defa Rabbinden hayırlı olanı iste, sonra kalbine bak, hangisi kalbine ferahlık veriyorsa, hayırlı olan odur) [Deylemi]

(Şüphelileri bırak, şüphe uyandırmayana bak Doğru işlerde kalb sakin olur, yalan ise kalbde şüphe uyanır) [Tirmizi, Nesai]

(Müftüler, fetva verseler de sen, yine kalbine danış) [İAhmed]

Ahir zamanda bilen bilmeyen herkes, din hakkında konuşup fetva veriyor Bazısı, son hadis-i şerife dayanarak, bir çok sahih hadise, “Bu benim kalbime yatmıyor” diyerek uydurma damgasını vuruyor Dinimizde, herkesin kalbi ölçü olsa idi, Kur’an-ı kerime, Peygambere ve âlimlere ihtiyaç kalmazdı Bid’at fırkalarından mutezile de, (Akıl, iyi ile kötüyü, hak ile batılı birbirinden ayırır) diyerek aklı ölçü kabul ediyorBugün mutezile kafasında olanlar dindeki dört delile göre değil, aklına göre konuşuyorlar Dinimizde akıl da kalb de, bir şeyin haram olmasında kesin ölçü olamaz Mesela bir doktor, yazdığı kitabında (Dalak kandır ve haramdır) diyor Halbuki fıkıh kitaplarında dalak yemenin haram olmadığı bildiriliyor Bazıları da, (Ben Ankara’dan oğlumun bulunduğu İstanbul’a uçakla kısa bir zamanda geldim Bir gün kalıp gideceğim Ben günlerce yol gitmedim ki, hem gittiğim yer kendi evim sayılır, kendi evimden daha çok rahat ediyorum Niye İstanbul’da seferi olacakmışım ki Üstelik Peygamberimiz, aklı olmayanın dini yoktur, müftüler fetva verseler de sen kalbine danış, demiyor mu? Öyle ise ben de aklıma ve kalbime danıştım, Ankara’dan İstanbul’a gelmekle seferi olmam) diyorlar Halbuki, bir kimse Ankara’dan bir saatte İstanbul’a gelse, seferi olur da, Pendik’ten Fatih’e iki saatte gelse yine seferi olmaz

Eğer dindeki dört delil esas alınmazsa, herkesin aklına ve kalbine göre sayısız din meydana çıkar Ölçüyü iyi bilmek gerekir Bir kimse, bir memura hediye verse, müftü, bir çıkarı olmadan, kendi rızası ile vermişse bu hediye helal diye fetva verir Ama o kimse, (Ben bunu memur işimi yapsın diye verdim, kalbim bunu hoş görmüyor) diyorsa, burada kalbin rolü vardır Müftü o hediye diye fetva verse de sen rüşvete bulaşma
Unutkanlık ve çaresi

“...Unuttuğun zaman Allah’ı an...” (18/Kehf, 24)
Günah işlemek (İsyanı [günahı] çok olanın, nisyanı [unutması] çok olur) buyuruluyor Sabah namazı vakti uyumak, dünya için çok üzüntü, dünya ile çok meşgul olmak, tuzlu et yemek, çok sıcak yiyip içmek, çok şaka yapmak, mezarlıkta gülmek, mezar taşlarını okumak, tuvalette abdest almak, çok cünüp durmak, ellerini elbisesine silmek, camiye sol ayakla girmek, avret yerine bakmak, çok aç durmak, hep tok durmak, işlerin dağınık olması, kötü kokulu şeyler yemek, uyuşturucu kullanmak, ekşi elma yemek

Zihni açan ve unutkanlığı gideren şeyler:
Kereviz, kuru üzüm, çörek otu yemek, koyun sütü içmek, başı, gül yağı ile yağlamak, badem yemek, misk ve karanfil kullanmak, kimyon unu koklamak, öd buharını teneffüs etmek, bal yemek
Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
(Hacamat, aklı artırır, hafızayı kuvvetlendirir) [Hakim]
(Hafızayı kuvvetlendirmek için bal yiyin!) [MNasihat]
(Kabak dimağı besler, aklı artırır) [Deylemi, İMünavi]

Unutmamak için günah işlememek gerekir Daima Allahü teâlâyı anmalı, Peygamber efendimiz aleyhisselama salevat-ı şerife getirmelidirHadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Söyleyeceği şeyi unutan, hatırlamak için bana salât-ü selam getirsin!) [İbni Sünni]

24 Ekim 2011 Pazartesi

Risale-i Nurda Deprem Gerçeği

Birinci suâl: Bu zelzelenin maddî musîbetinden daha elîm, mânevî bir musîbeti olarak, şu zelzelenin devamından gelen korku ve me'yusiyet(Ümitsizlik), ekser halkın ekser memlekette gece istirahatini selb( Zorla alma, kapma, ortadan kaldırma, giderme, izâle)ederek, dehşetli bir azab vermesi nedendir?
Yine mânevî cevap: Şöyle denildi ki: Ramazân-ı Şerîfin terâvih vaktinde, kemâl-i neş'e (Tam neşe) ve sürur( Neşe, sevinç) ile, sarhoşçasına, gayet heveskârâne( Günahlı işlere hevesli olarak, istekli bir şekilde.)şarkıları ve bâzan kızların sesleriyle, radyo ağzıyla bu mübârek merkez-i İslâmiyetin her köşesinde câzibedarâne (Çekici bir şekilde)işittirilmesi, bu korku azabını netice verdi.

İkinci suâl: Niçin gâvurların memleketlerinde, bu semâvî tokat, başlarına gelmiyor; bu bîçare Müslümanlara iniyor?
Elcevap: Büyük hatâlar ve cinâyetler, tehir ile büyük merkezlerde ve küçücük cinâyetler, tâcil(Acele ettirme, hızlandırma, çabuklaştırma) ile küçük merkezlerde verildiği gibi; mühim bir hikmete binâen, ehl-i küfrün cinâyetlerinin kısm-ı âzamı(Büyük bir bölüm), mahkeme-i kübrâ-i haşre tehir edilerek, ehl-i imânın hatâları, kısmen bu dünyada cezası verilir.

Üçüncü suâl: Bâzı eşhâsın hatâsından gelen bu musîbet, bir derece memlekette umumi şekle girmesinin sebebi nedir?
Elcevap: Umumi musîbet, ekseriyetin hatâsından ileri gelmesi cihetiyle, ekser nâsın
( İnsanlar çoğu) o zâlim eşhâsın(Şahıslar) harekâtına fiilen veya iltizâmen( Taraftarlık yoluyla, iltizam suretiyle) veya iltihâken( Karışma, katılma, yapışma, bitişme)taraftar olmasıyla, mânen iştirak eder, musîbet-i âmmeye(Genel musibet) sebebiyet verir.

Dördüncü suâl: Mâdem bu zelzele musîbeti hatâların neticesi ve keffâretü'z-zünubdur(Günahların keffâreti, mü'minlere, işledikleri günahların affı için Allah tarafından verilen hastalık ve musîbetler). Mâsumların ve hatâsızların o musîbet içinde yanması nedendir? Adâletullah (Allah'ın adâleti)nasıl müsaade eder?
Yine mânevî cânibden elcevap: Bu mesele sırr-ı kadere taallûk(Alâkalı oluş; âit olma) ettiği için, Risâle-i Kadere havale edip, yalnız, burada bu kadar denildi:
Yani, "Bir belâ, bir musîbetten çekininiz ki, geldiği vakit yalnız zâlimlere mahsus kalmayıp, mâsumları da yakar." Enfâl Sûresi: 25.

Şu âyetin sırrı şudur ki: Bu dünya bir meydan-ı tecrübe(İmtihan meydanı) ve imtihandır ve dâr-ı teklif(Allah'ın teklif ve emirleri ile vazifeli olunan yer, dünya) ve mücâhededir(Cihad etme, çarpışma, gayret). İmtihan ve teklif, iktizâ(Gerekme, gerektirme, lazım gelme, işe yarama, icab etme) ederler ki, hakikatler perdeli kalıp, tâ müsâbaka ve mücâhede ile, Ebû Bekir'ler âlâ-yı illiyyîne (Cennetin en yüksek tabakası) çıksınlar ve Ebû Cehil'ler esfel-i sâfilîne(Cehennemin en aşağı tabakası) girsinler. Eğer mâsumlar böyle musîbetlerde sağlam kalsaydılar, Ebû Cehil'ler, aynen Ebû Bekir'ler gibi teslim olup, mücâhede(Cihad etme, çarpışma, gayret) ile mânevî terakkî (Yükselme, ilerleme)kapısı kapanacaktı ve sırr-ı teklif bozulacaktı.

Mâdem, mazlum zâlim ile beraber musîbete düşmek, hikmet-i İlâhiyece lâzım geliyor; acaba o bîçare mazlumların rahmet ve adâletten hisseleri nedir?
Bu suâle karşı cevaben denildi ki, o musîbetteki gazab ve hiddet içinde, onlara bir rahmet cilvesi var. Çünkü, o mâsumların fânî malları, onların hakkında sadaka olup, bâkî bir mal hükmüne geçtiği gibi, fânî hayatları dahi bir bâkî hayatı kazandıracak derecede, bir nevi şehâdet hükmünde olarak, nisbeten az ve muvakkat bir meşakkat ve azabdan büyük ve dâimî bir kazancı kazandıran bu zelzele, onlar hakkında, aynı gazab içinde bir rahmettir. (Sözler 14. Sözün Zeyli)

20 Eylül 2011 Salı

Birçok Manevi ve ruhani hastalıkların tedavisi için tesirli dualar


2 Eylül 2011 Cuma

1 Eylül 2011 Perşembe

Nuh (a.s.)

31 Ağustos 2011 Çarşamba

24 Ağustos 2011 Çarşamba

12 Ağustos 2011 Cuma

ORUÇ VE FAYDALARI
Ramazan ayında oruç tutmak İslam'ın beş şartından biridir. Oruç, niyet ederek tan yerinin ağarmasından itibaren güneş batıncaya kadar yememek, içmemek ve cinsi ilişkide bulunmamak suretiyle yerine getirilen bir ibadettir.
Peygamberimiz oruç tutanlar için şu müjdeyi veriyor: "Kim inanarak ve mükafatını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır."(El-Buhari, Savm:7)
Oruç,ancak Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için tutulur. Oruç, iyi bir irade terbiyesidir: İnsanlara iyi huylar ve ahlak güzelliği sağlar, insanı olgunlaştırır. Oruç, aynı zamanda müslümanı günah işlemekten ve cehennem ateşinden koruyan bir kalkandır. Acıma duygusunu geliştirir, sağlığımızın korunmasına yardımcıdır, nimetlerin değerini bildirir, olaylar karşısında sabırlı olmayı öğretir.
Yüce Allah bir hadisi kudsîde "Oruç benim içindir, o'nun mükafatını da ben veririm" buyurmuştur (Müslim, Siyam;30).
RAMAZAN ORUCU VE ORUÇ ÇEŞİTLERİ
Ramazan orucu müslüman, akıllı ve ergenlik çağına gelmiş kimselere farzdır. Ramazan orucu, kameri aylardan Ramazan ayının bazen 29, bazen 30 gün sürmesine göre 29 veya 30 gün olarak tutulur.
Oruçlarda niyet önemlidir. Niyet kalp ile olur. Geceleyin imsaktan önce veya imsak vaktinde ertesi gün oruç tutacağını kalbinden geçiren bir müslüman o günün orucuna niyet etmiş olur. Oruç tutmak düşüncesi ile sahur yemeğine kalkan kimse de oruca , niyet etmiş sayılır. Ancak oruç tutan kimsenin hem içinden niyet etmesi, hem de dili ile "Niyet ettim Ramazan'ın yarınki orucuna" diye söylemesi daha iyi olur.
Beş çeşit oruç vardır:
1. FARZ ORUÇ: Ramazan orucunun edası ve kazası farzdır. Keffaret oruçlarının tutulması da farzdır.
2. VACİP ORUÇ: Adak oruçları ile bozulan nafile orucun kaza edilmesi vaciptir.
3. SÜNNET ORUÇ: Kamerî aylardan Muharrem ayının 9-10 veya 10-11. günlerinde oruç tutmak sünnettir.
4. MÜSTEHAP ORUÇ: Kameri ayların 13. 14. 15. günleri ile her haftanın Pazartesi ve Perşembe günleri, Şevval ayında 6 gün oruç tutmak müstehaptır.
5. MEKRUH ORUÇ: İki türlü mekruh oruç vardır:
a) Muharrem ayının sadece 10. günü, yalnız Cuma veya Cumartesi günleri oruç tutmak, iki orucu iftar etmeksizin birbirine eklemek veya senenin tamamını oruçlu geçirmek "TENZÎHEN MEKRUH"tur.
b) Ramazan bayramının birinci günü ile Kurban Bayramının 4 günü oruç tutmak "TAHRÎMEN MEKRUH"tur.
RAMAZAN'DA ORUÇ TUTAMAYANLAR NE YAPARLAR?
Oruç tutmayacak kadar hasta olanlar, hastaya bakanlar, Ramazan ayında yolculuk yapanlar, gebe veya emzikli olanlar, aşırı yaşlılar ve düşkünler, aybaşı hali veya loğusalık halinde bulunan kadınlar Ramazan ayında oruç tutmazlar. Bunlardan:
a) Aybaşı hali veya loğusalık halinde olan kadınlar ile emzikli ve gebe olan kadınlar, bu özürleri sona erdikten sonra ve Ramazan ayı dışında oruçlarını kaza ederler.
b) Yolcular, yolculukları bitince oruçlarına başlarlar. Ramazan ayında tutamadıkları oruçlarını Ramazan ayından sonra tutarlar.

ORUCA NE ZAMAN VE NASIL NİYET EDİLİR
Orucun sahih olması için niyet etmek şarttır. Niyetsiz oruç makbul değildir.
Ramazan orucuna, akşamdan itibaren kuşluk vaktine kadar niyet edilebilir. Şöyle ki:
Normal olarak oruca, sahur yemeğini yedikten sonra niyet edilir. Ancak sahurda uyanamayıp yeme içme zamanının bittiği imsak vaktinden sonra kalkan bir kimse, güneş doğmuş olsa bile, kuşluk vaktine kadar o günün orucuna niyet edebilir. Yeter ki, imsak vaktinden sonra orucu bozacak bir şey yapmasın.
Sahura kalkmak istemeyen bir kimse, akşamdan sonra yarının orucuna niyet edebilir, geceleyin kalkıp tekrar niyet etmesi gerekmez. Ramazan ayında tutulamayan orucu, başka günlerde kaza ederken niyetin geceleyin «tan yeri ağarmadan önce» yapılması gerekir. Keffaret oruçları da böyledir. Bu oruçlara imsaktan sonra niyet edilmez.
Niyet esasen kalp ile olur. Yani geceleyin, yarın oruç tutacağını kalbinden geçiren kimse niyet etmiş demektir. Oruç tutmak düşüncesi ile sahur yemeğine kalkan kimsenin bu düşüncesi de niyettir. Oruca kalp ile niyet etmek yeterlidir. Ancak kalp ile yapılan bu niyeti dil ile söylemek daha iyidir. Bu sebeple, oruç tutacak olan kimse, hem içinden niyet etmeli, hem de dili ile: "Niyet ettim Ramazan-ı şerifin yarınki orucuna" diye söylemelidir.

ORUÇ NASIL TUTULUR
Oruç, imsâk vaktinde başlar. Oruca niyet eden kimse bu vakitten itibaren herhangi bir şey yiyemez, içemez ve orucu bozan şeyleri yapamaz. Bu durum akşam güneş batıncaya kadar devam eder. Güneş battıktan sonra yiyip içmek sûretiyle orucunu açar. İşte niyet ederek, imsâk vaktinden akşam güneş batıncaya kadar yememek, içmemek, ve orucu bozan şeylerden sakınmakla bir günlük oruç tutulmuş olur.

ORUCU BOZUP KAZA VE KEFFARET GEREKTİREN HALLER
Oruçlu olduğunu bildiği halde kasden;
1- Yemek, içmek, (ister gıda maddesi, isterse ilaç olsun)
2- Cinsi ilişkide bulunmak.
3- Sigara içmek
Orucu bozar, kaza ve keffareti gerektirir.
Kaza: Bozulan orucun yerine gününe gün oruç tutmaktır.
Keffaret: Bozulan bir gün orucun yerine iki ay veya altmış gün peşpeşe oruç tutmaktır.
Ramazan ayında niyet ederek oruca başlayan bir kimse özürsüz olarak bile bile yiyip içse veya cinsi ilişkide bulunsa orucu bozulur. Bozulan bu orucun gününe gün kaza edilmesi, ayrıca oruç özürsüz olarak ve bile bile bozulduğu için de keffaret tutması gerekir.
Başlanan bir orucu bilerek bozmanın dünyadaki cezası keffarettir. Yani altmış gün birbiri ardınca oruç tutmaktır. Herhangi bir sebeple keffaret orucuna ara verilir veya eksik tutulursa yeniden başlayıp altmış günü kesintisiz tamamlamak lazımdır. Kadınlar keffaret orucu tutarken araya giren âdet günlerini tutmazlar, âdet halleri bitince ara vermeden temiz günlerinde oruca devam ederek altmış günü tamamlarlar.

ORUCU BOZUP YALNIZ KAZAYI GEREKTİREN ŞEYLER
1) Yenmesi mutad olmayan ve ilaç olarak da kulanılmayan şeyleri yutmak, (toprak, kağıt, pamuk gibi)
2) Buruna ilaç çekmek,
3) Kulağın içine yağ damlatmak,
4) Abdest esnasında ağzına ve burnuna su alırken kendi elinde olmayarak boğazına su kaçmak,
5) Ağzına aldığı renkli ipliğin boyası tükrüğe geçip, boyanan bu tükrüğü yutmak,
6) Zorla orucu bozulmak,
7) Ağız dolusu kusmak, (Kendi isteği ile)
8) Akşam vakti girmediği halde, akşam oldu zannederek iftar etmek,
9) İmsak vakti geçtiği halde, İmsak'a daha vardır zannederek yemek.
10) Kendi iradesi olmaksızın ağzına kar ve yağmur tanesi kaçan ve bunu yutmak
11) Meşru bir özür sebebiyle; makadından şırınga (iğne) yaptırmak

ORUCU BOZMAYAN ŞEYLER
1) Oruçlu olduğunu unutarak yemek, içmek, (unutarak yiyip içerken oruçlu olduğunu hatırlarsa hemen ağzını yıkayıp oruca devam eder, oruçlu olduğunu hatırladıktan sonra boğazından aşağıya bir şey geçerse orucu bozulur.)
2) Kulağına su kaçmak,
3) Göze ilaç damlatmak,
4) Gece yıkanması gerekirken sabahleyin yıkanmak,
5) Kendi isteği olmayarak kusmak,
6) İhtilâm olmak, (yani uyurken cünüplük hali meydana gelmek)
7) Kan aldırmak,
8) Kendi isteği olmayarak boğazına toz, duman girmek,
9) Ağzındaki tükrüğü yutmak.
10) Yemeksizin herhangi bir maddenin tadını boğazında hissetmesi
11) Nohut tanesinden daha küçük olan ve dişler arasında bulunan yiyeceği yutmak.

ORUÇLUYA MEKRUH OLAN HUSUSLAR
1- Bir şeyi dilinin ucuyla gereksiz yere tatmak
2- Lüzumsuz yere bir şey çiğnemek
3- Sakız çiğnemek
4- Kendisinden emin olmayan bir kişinin hanımını öpmesi, boynuna sarılması, kucağına alması.
5- Tükrüğü ağızda biriktirip yutmak
6- Kan aldırmak
7- Kendini zayıf düşüreceğini tahmin ettiği yorucu bir işte çalışmak.
8- Ağzına su alıp çalkalamak

9 Ağustos 2011 Salı

Namaz Kılan Askerin Muhteşem Cevabı
Bir asker, namaz kılan diğer askere sordu:

- Arkadaş kaçıncı asırda yaşıyoruz? Niçin kendini zahmete sokup her gün 5 defa namaz kılıyorsun.

...Namaz kılan asker, tam o sırada uzaktan görünen teğmeni gösterdi:

- Şu insan niçin yanından geçerken toplanıyor, selam veriyor ve bütün emirlerine itaat ediyorsun. ''yat'' dese yatıyor, 'kalk' dese kalkıyorsun? O da senin gibi iki ayağı, iki eli ve bir başı olan bir insan değil mi?'

Diğer asker cevap verdi:

-'Evet! O da benim gibi biri insan ama rütbesi var, omuzun da yıldızı var'.

Namaz kılan askerin cevabı müthişti:

-Ey arkadaş! Sen omuzun da bir tane yıldızı var diye senin gibi bir insana
itaat ediyorsun da ben, yerdeki kumlar adedince yıldızları olan ve hepsini
tespih tanesi gibi kudret eliyle çeviren Allah’a niçin itaat etmeyeyim?
Niçin namaz kılıp emrini yerine getirmeyeyim?

27 Temmuz 2011 Çarşamba

Hiç aklınıza gelmiş miydi?... Siz bir müzik parçasını ya da bir konuşmayı dinlerken, büyük bir mucize gerçekleşiyor. Havada yayılan ses titreşimleri saniyede 350 kilometrelik bir hızla kulağınıza ulaşıyor. Ve o ana kadar sadece birer fiziksel hareket olan titreşimler, kulağınızda gerçekleşen mükemmel ve benzersiz işlemler sonucunda "ses"e dönüşüyor. Ayrıca bu olaylar, saniyenin binde birinden daha hızlı bir şekilde yaşanıyor...

Dış kulak yolundan geçen ses titreşimleri, kulak zarına varırlar. Kulak zarı öylesine hassastır ki, molekül boyutundaki titreşimleri bile algılar. Bu sayede, gürültüsüz bir ortamda, sizden metrelerce uzakta fısıldayan bir insanı kolaylıkla duyabilirsiniz. Ya da iki parmağınızı birbirine yavaşça sürterek elde ettiğiniz titreşimi işitebilirsiniz.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...