Allah insanı nasıl korur?

Zünnu-i Mısri'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir :Bir gün elbiselerimi yıkamak için Nil nehrinin kenarına gitmiştim. Nehrin kenarında dururken, bir de baktım ki, görülmemiş şekilde büyük bir akrep bana doğru geliyor.

Bu sudan İçmek Müslümana Haram

Vaktiyle Bursa’ da bir Müslüman, eski adı “Yahudilik Yolağzı,” bugünkü adı Arap Şükrü olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş: - “Her kula helâl, Müslüman’a haram!”

Hiçbirinin haccı kabul edilmedi!

Ali bin Muvaffak hazretleri, Şam’da yaşamış olan evliyânın büyüklerindendir. Zünnûn-ı Mısrî ve Abdullah bin Mübarek ile görüştü. 878 (H.265) senesi vefât etti... Abdullah bin Mübarek bir hac mevsiminde Mekke’de hac vazifelerini ifa ettikten sonra, Harem’de uyuyakalır

Kuran Sırları

Bilindiği gibi DNA terimi, canlılardaki genetik malzemenin kısaltılmış ifadesidir. Genetik biliminin başlangıç tarihi ise, Mendel isimli bilim adamının 1865 yılında hazırlamış olduğu genetik yasalarına dayanır. Bilim tarihi için bir dönüm noktası oluşturan bu tarihe, Kuran’da 18:65 numaralı Kehf Suresi’nin 65. ayetinde işaret edilmektedir. (En doğrusunu Allah bilir.)

Nefsin Mertebeleri

BİRİNCİ DAİRE: Nefs-i Emmare: Allah`ın emirlerine uymayan, yasaklarını çekinmeden yapan ve zevkine tabi olan nefistir. Nefs-i emmâre denilen bedbaht nefis zenginleştikçe şımarır. Bilgisi arttıkça kibri, gururu da artar. Hele bir de makam sahibi olursa artık onun yanına varmak, sokulmak ne mümkün!

YAHUDİLERİN MAYMUN OLMASI

Onlar, Davud Aleyhisselâm’ın zamanında "Eyle" denilen bir şehirde yaşıyorlardı. Eyle Medine ile Şam arasında bir yerde ve Kızıldenizin sahilinde bir yerdeydi. Allah onlara cumartesi günü balık avlamayı yasak etti. Cumartesi günü olduğu zaman, denizde balık kalmaz, hepsi sahile gelirdi.

ARAPÇA ÖĞRENİYORUM

Öncelikle Hafıza tekniği konusunda size olağan üstü bir ip ucu.Sureler kolaydan zora doğru sıralanır. Bir sayfa alınarak 3′e bölünür. Önce ilk 5 satır, daha sonra diğer satırlar 5′er 5′er ezberlenir ve sonrasında birleştirilerek tekrar yapılır.

Günahın Reçetesi

Büyük Mutasavvıf Beyazıd-ı Bestamî Hazretleri bir gün tımarhanenin önünden geçiyordu. Tımarhane hizmetçisinin tokmakla birşeyler dövdüğünü görüp

Ahir Zaman Bu Zaman Mı?

Ahir zamanın kendini hissettirdiği şu günlerde, Rabbimizin ikazlarını neden duymamazlıktan geliyoruz acaba? Nereye gidiyorsunuz? Nerede Muhammed ümmeti?

Şeytan İşi

Günlerden birgün şeytanın yolu bir köye düşmüş.Keyfi yerinde olan şeytan sırtını bir ağaca dayamış ve buzağısı kazığa bağlı olan ineğini sağan genç bir kadını uzaktan izlemiş.

Artan pilav

Yahya baba, II. Bâyezîd Hân zamanında, Edirne Bâyezid Külliyesi'nin aşçılarından biridir.. Arkadaşları hoşaf, kebap sebze, bakliyat pişirir. Ama onun ihtisası pilavdır. Mübârek işe girişti mi, ibadet ettiğini sanırsınız.

Olgun İmana Kavuşma

MESCİD-İ Saadet'te Ashab-ı Kiram toplanmışlar, derin bir vecd ve huşu içinde Allah'ın Resûlünü dinlemekteydiler. Hazret-i Fahr-i Kâinat Efendimiz ise, Al-i İmrân sûresinden şu mealdeki Âyet-i Kerimeyi okuyordu:

Gönül Örtüsü Hayâ

Gönlün titremesidir hayâ. Gönül ki kurtulmuştur da ağırlıklarından, bir yaprak kadar incelmiştir. İşte o nazenin yapraktır müminin gönlü. Titrer bir günah, bir yanlış, bir aykırı hal gördüğünde.

KÂLU BELÂ

Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu. (Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.”

AY'IN RESÛLULLAH (S.A.V)'A SELAM VERMESİ

Ebû Kubeys dağının altında duruyorduk.Ay doğu tarafından göründü.Yükselerek yukarı çıktı. Nûru bütün âlemi doldurmaya başladı.Göğün ortasında kâmil bir dolunay haline geldi...

2 Ocak 2015 Cuma

Hz. Muhammed(s.a.v) Çanakkale'de

Allah bizimledir

Resûlullah (s.a.v)  Çanakkale'deki asker evlâtlarinin yardimina gitmisti.

Tarihler 1928 yilini göstermektedir. Osmanlinin son devir âlimlerinden ilmi ile amil Alasonyali Cemal Ögüt Hocaefendi hacca gider. Cumhuriyet yeni kurulmus hizli bir degisim yasaniyor Çanakkale savasinin üzerinden de on yili askin bir zaman geçmistir. 

Cemal Ögüt Hocaefendi Mekke'deki vazifesinin tamamladiktan sonra Medine'ye gider. Medine'de her zamankinden fazla kalir. Bu esnada Osmanli cografyasinin degisik bölgelerinden gelen hacilarla istisarelerde bulunur. Osmanli devleti yikilmistir Osmanli'dan geri kalan topraklarin büyük çogunlugu ya isgal altindadir ya da sömürge durumuna düsmüstür. 

Cemal Ögüt Hocaefendi vaktinin çogunlugunu Mescid–i Nebevî'de geçirir. Bu arada Efendimizin türbesindeki görevlilerle yakinlik hâsil olur. Hiçbir dünyalik beklemeden sadece Resûlullah'a sevgi ve muhabbetinden dolayi türbeye hizmet eden bu güzel insan da Cemal Ögüt Hocaefendiye yakinlik duyar ve güzel bir dostluk kurulmus olur. 

Cemal Ögüt Hocaefendi türbedarla yaptigi sohbetlerde bir sey dikkatini çeker. Türbedar Osmanli devletine son derece baglidir hatta o kadar ki Osmanli adi geçtigi yerde muhakkak bir hürmet ifadesi belirtisi gösteriyordu. Bu nuranî ihtiyarin Osmanli'ya bu derece bagli ve hürmetli olmasi Cemal Ögüt Hocaefendinin merakimi celbeder bir gün sorar:

"Sizde Osmanli'ya karsi derin bir sevgi ve muhabbet görüyorum bunun özel bir sebebi var mi?" Nurani ihtiyar derin bir düsünceye daldi kisa süre sonra basini kaldirdi ve söyle dedi:

"Allah ve Resûl'ünün muhabbeti Osmanli'yi sevmemi gerektirir." Cemal Ögüt Hocaefendi bu açiklamadan pek bir sey anlamaz. Anlamadigi da zaten yüz hatlarindan anlasilmistir. Türbedar pek fazla bilgi vermek niyetinde degildir ancak Cemal Ögüt Hocaefendi bir seylerin oldugunu anlar ve israr eder. Nur yüzlü ihtiyar anlatmaya devam eder:

"Osmanli'yi sevmem için su anlatacagim hâdise yeter de artar bile."

1915 senesinde Medine'de basindan geçen bir hâdiseyi söyle anlatir.

1915 yilinin hac mevsimi idi. Her hac mevsiminde oldugu gibi dört bir yandan mü'minler geliyordu bu gelenlerin içinde Hindistan ulemâsindan âlim zahit kesfi açik gerçek bir Allah dostu da bulunuyordu. Bu Allah dostu ile sizinle oldugu gibi yakinlik olustu sohbetine katildik. O kadar güzel sohbetleri oluyordu ki kendi agliyordu dinleyenleri de aglatiyordu. O zamanlar Osmanli'nin çok sikintida oldugu zamanlardi ehl–i küffar Islâm'a karsi saldiriya geçmis Payitahtta Çanakkale Bogazi'nda büyük savas oluyordu. 

Hindistanli âlimde bir sey dikkatimi çekmisti sohbetlerinde agliyor namazlarinda agliyor yolda yürürken bile gözünden yas eksik olmuyordu. Aglamadigi zamanlar bile devamli hüzünlü idi. Merakim artikça arti ve bir gün kendisine bunun sebebini sordum:

"Efendi! Bu mübarek yerdesin gözün gönlün açilacagi yerde devamli agliyorsun aglamadigin zamanlarda yüzünde hüzün var bunun sebebi hikmeti nedir?" Beni yayina oturttu gözlerindeki yas damlalari daha da hizlanarak akmaya basladi. Sonra yaslarini sildikten sonra bana dedi ki:

"Ben uzun yillarin hasreti ile çok uzaklardan buralara geldim. Ben Kâinatin Efendisi'nin kokusunu ruhaniyetini Hindistan'dan alirdim. Simdi buralara geldim Efendimin kabr–i serifi basindayim ama Hindistan'da aldigim feyiz ve nuranîligi burada bulamadim. Bu ne hâldir diye düsünüyorum acaba bir günah mi isledim bir suçum mu var? Efendim benim üzerimden himmetini çekti mi? Ya da Efendim burada degil burada olsa onu hisseder onun ruhaniyetinden bereketlenirdim. Bu hâl beni perisan etti… Aglamamin sebebi budur." 

Türbedar bu Allah dostunu dikkatle dinledi ancak o da bu ise ne bir yorum getirebildi ne de bir sey diyebildi. Ancak nur yüzlü türbedarin da kafasi karismisti. Bu Hindistanli âlimin yalan söyleme abarti yapma gibi bir durumu söz konusunu degildi. Son derece samimî bir hâl içindedir. Hindistanli âlimin söylediklerine yabanci degildi. Her hac mevsiminde degisik bölgelerden gelen Allah dostlari ile karsilasir onlari Allah Resûlü'nün ruhaniyeti ile nasil baglantilar kurduklarini bilirdi. Bu Hindli âlim de onlardan biri idi türbedarin bunda zerre süphesi yoktu. Peki bu âlimin söyledikleri nasil açiklanacakti?

Yasli türbedar gündüz dinlediklerinin etkisinde kalmisti gece yatagina yattiginda da kafasindaki soru isaretleri gitmemisti. 

Sabah namazina kalkmadan önce türbedar bir rüya görür. Rüyasinda Kâinatin Efendisini görür. Nur yüzlü türbedar edebinden Efendimize bir sey soramaz. Dün yasananlar aklina gelir bir sey diyemez. Türbedarin düsüncelerine Kâinatin Efendisi cevap verir:

"O kardesimin hissettigi dogrudur. Ben her zamanki makamimda degilim birkaç zamandir Çanakkale'deyim… Çok zor durumda bulunan kardeslerimi yalniz birakmaya gönlüm razi olmadi. Onlara yardim ediyorum…"

Hindistanli âlim Allah dostunun vaziyeti anlasilmisti. Burada akla söyle bir soru gelebilir: Efendimiz bulundugu makam itibariyle bir anda birden çok yerde bulunamaz mi? Elbette bulunur basta Hizir Aleyhisselâm'in ve Allah'in veli kullarinin bulundugu gibi. Buradaki hâdise birine gösterirler ondan da herkese duyururlar mahiyetindedir. 

Yetis ya Muhammed Kur-an’in elden gidiyor!

Çanakkale en zorlu günlerinden birini geçiriyor. Küffar ordusunun askerleri ilk defa karaya ayak basmistir ellerindeki üstün silah ve teçhizatla saldiriya geçerler. O zamanlar Osmanli'nin müttefiki olan Almanya ordusuna mensup bazi subaylar da cephede bulunmaktadir. Simdi bu subaylardan birine kulak verelim. 

Alman Subay Sanders anlatiyor:

Çok dehsetli bir saldiri karsisinda kalmistik. Karaya çikan Ingiliz askerlerini gemiden top atislari ve makineli tüfekler destekliyordu. Bulundugumuz siperlerden degil hareket etmek en küçük bir hareket belirtisi bile onlarca mermiyi hemen o hareket noktasina çekiyordu. 
Mevzilerden elini kaldiranin eli migferini kaldiranin migferi parçalaniyordu. Böyle bir saganak altinda çaresizlik içinde beklemekten baska bir sey yapamiyorduk. 

Bu sekilde ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Birden bulundugum yerden yaklasik on bes metre uzagimizdan korkunç bir ses geldi. Sesle birlikte bir Türk askeri siperden kalkti düsmana dogru kosmaya basladi. Hem kosuyor hem kollarini saga sola salliyor hem de sesi çiktigi kadar bagiriyordu. Yanimda bulunan tercümanima dedim ki:

–Su kosan asker ne diyor? 
–Komutanim! "Yetis ya Muhammed Kitabin elden gidiyor!" diye bagiriyor. 




   Böyle bir manzarayi tarih görmemistir. Asker sanki üzüm toplar gibi düsman mermilerini elleriyle topluyordu. Onu gören diger askerler de siperlerinden hareketlendi ve o anda çok çetin bir savas basladi.



 Kisa zaman sonra karaya çikan Ingiliz birliginden geriye yerde yatan asker cesetlerinden baska bir sey görünmüyordu.


Kahramanlar / Nusret Mayın Gemisi ve Cevat Paşa’nın rüyası

   İtilaf devletlerinin Çanakkale ve İstanbul boğazlarını açmak için teşkil ettikleri İngiliz ve Fransız filolarından müteşekkil büyük armada, 17 Mart akşamı Karanlık Umanı çevresinde son bir defa daha yaptırdığı mayın taraması ile emniyet hissi ve ertesi gün kazanmayı düşündükleri zaferin tatlı hayalleriyle uykuya dalarlar. Oysa uyumayan birileri vardır. Saat gecenin bir buçuğunu gösterdiği zamanda 360 tonluk eski bir tekne olan Nusret Mayın Gemisi bütün ışıklarını karartmış, ağır ağır, Rumeli kıyısını çok yakından takip ederek sessizce Boğaz’dan aşağıya doğru inmektedir.


   Gemi kumandanı Yüzbaşı Hakkı Bey, aldığı emir gereği çok rizikolu bir işe girişmiştir. Sisli ve yağmurlu havanın görüş alanını çok azaltmasından faydalanan Hakkı Bey, duman çıkarmaması için makinelerinin dakika devrini l40’da tutmak şartıyla her 15 saniyede bir mayın olmak üzere poyraz lodos yönünden 26 adet Türk yapımı mayını bu bölgeye döktürür.

Böyle bir plan nereden çıkmıştır?

  Müstahkem Mevki Komutanı Cevat (Çobanlı) Paşa bir gece çok enteresan bir rüya görür. Rüyasında kulağında yankılanan ses şöyle demektedir: “... Deniz üzerine bak! Denize doğru nazar eden Cevat Paşa dalgalar arasında çiçeklerle bezenmiş pırıl pırıl “Kef” ve “Vav” harflerini görür. Heyecanla uyanan Cevat Paşa, rüyaya bir anlam veremez.

  O sırada Seddülbahir, Ertuğrul, Kumkale, Orhaniye istihkam ve bataryaları düşmanın çok üstün sayıda ve taretler içinde korunmuş çabuk ateşli ve büyük çaplı gemilerin acımasız saldırısı karşısında çoktan susmuş, moloz ve toprak yığını haline geldiğinden savaş dışı kalmıştır.

   Tenger, Soğanlıdere ve Baykuş bataryalarını takviye ettirmek için teftişe çıkan Cevat Paşa, Kilitbahir’den istimbota binerken yedi yıl önce veremden ölen kızı Bedile Hanım’ı hatırlar. Kabri büyük veli Ahmed Cahidi Sultan’ın türbesinin haziresindedir. Az sonra onun mezarı başına geldiğinde rüyasındaki sesi burada da duyar; şöyle demektedir lahuti ses: “... Cevat, depolardaki 26 mayını denize döşe”. Cevat Paşa, korku ve şaşkınlık içinde bocalarken karşısında yüzüne bakılmayacak kadar güzel, nurânî bir siluet belirir. Adam, Cevat Paşa’nın kolundan tutup sorar:

- Bir derdin mi var?

Cevat Paşa, gördüğü rüyayı ve az önce duyduğu sesi bir solukta anlatır. Nur yüzlü adam (Ahmed Cahidi Sultan) cevap verir:

- Nur, zafer işaretidir. Ebced hesabında “Kef” harfi 20, “Vav” da 6 rakamını bildirir ve 26 yapar...

Bunları söyledikten sonra aniden kaybolur. Cevat Paşa, hemen Mayın Grubu Kumandanı Nazmi Bey’i çağırıp sorar:

- Depolarımızda kaç mayınımız var? Nazmi Bey’in cevabı çok şaşırtıcıdır:

- Elimizde bir Türk usta tarafından yapılan 26 mayın var. Alman teknisyenler bunları döşememizi istemediler. Şu anda Boğaz’daki mayın sayısı 377’dir ve hepsi Alman yapımıdır.

Nazmi ve Hakkı Bey'le buluşma

Cevat Paşa, daha sonra Nusret Mayın Gemisi Komutanı Yüzbaşı Hakkı Bey ile Yüzbaşı Hafız Nazmi Bey’i makamına çağırır ve mayınları nereye dökecekleri konusunda plan yaparlar. Ve plan gereği bu sırlı 26 mayın Kumbağı Burnu ile Soğanlıdere arasına iki sıra halinde Boğaz’a paralel olarak tekbir ve dualarla dökülür.

Ertesi gün 18 Mart 1915 sabahı İngilizlerin en büyük zırhlılarından Irresistible ve Ocean zırhlıları, Nusret’in sabaha karşı döktükleri mayınlara çarparak herkesin şaşkın bakışları arasında Boğaz’ın dibini boylarlar. 




Seyyid onbaşı 275 kğ top mermisini taşırken

PEYGAMBERIMIZIN (S.A.V) DOGUMU ve Mevlid Kandili


   Mevlit ;Mevlid, doğum zamanı demektir. Mevlid gecesi, Rebiul-evvel ayının 11. ve 12. günleri arasındaki gecedir. 
   Peygamber efendimizin doğum günü, bütün Müslümanların bayramıdır.
  Mevlid Kandili Nedir Anlamı bilgi ; İnsanlığın kurtuluşu için gönderilen son ve en büyük peygamber, bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) 571 yılında Kameri aylardan Rebiü'l-evvel ayının 12. gecesi doğmuştur. Bu mübarek geceye "Mevlid Kandili" denir. 

   O'nun doğduğu çağda dünyanın her tarafında cehalet, zulüm ve ahlâksızlık almış yürümüş, Allah inancı unutulmuş, insanlık korkunç ve karanlık bir duruma düşmüş, dünya yaşanmaz hale gelmişti. 

  Sevgili Peygamberimizin tebliğ ettiği İslâm dini ile dünya aydınlandı, tek Allah inancı ile kalpler nurlandı. Eşitlik, adalet ve kardeşlik geldi. O'na inanan toplumlar gerçek huzura kavuştu. O'nun doğduğu gece, insanlığın kurtuluşu için çok hayırlı ve mübarek bir başlangıçtır. 

   Bu gece, müslümanlar arasında yüzyılllardan beri büyük bir coşku ile kutlanmakta, Sevgili Peygamberimiz derin bir saygı ile anılmaktadır. Büyük Türk Alimi Süleyman Çelebi tarafından yazılan ve asıl adı "Vesiletün'necat" olan mevlid kitabı O'nun doğumunu, üstünlüğünü ve mucizelerini en güzel bir şekilde dile getiren değerli bir eserdir. 

  Peygamberimizin doğum yıldönümlerinde okunan mevlidleri saygı ile dinlemek, O'nun mübarek ruhuna salât ve selâm okumak hiç şüphesiz  milletimizin Sevgili Peygamberimize olan engin sevgi ve bağlılığının bir ifadesidir. 


  Bununla beraber, O'nun ahlâk ve fazilet dolu hayatını öğrenmek ve kendimize örnek almak başta gelen görevlerimizdendir. Asıl o zaman O'nun sevgisini ve hoşnutluğunu kazanmış oluruz.
  
   Peygamberimiz Fil vakasindan 50 gün sonra ,Rebiullevvel ayinin on ikinci Pazartesi günü,tan yeri agarirken, Mekke'de dogdu.

PEYGAMBERIMIZ DOGDUGUNDA BAZI HADISELER VUKU'A GELDI

  Peygamberimiz dogdugunda bazi hadiseler vuku a geldi,bunlardan bazilarini söyle siralayabiliriz:Peygamberimiz ,Anadan Sünnetli ve göbegi kesik olarak dogdu. Peygamberimiz dogarken, çocuklarin yere düstükleri gibi düsmeyip ellerini ,yere dayamis basini semaya kaldirmis olarak dogdu.Peygamberimiz dogdugu zaman ,bir yildiz dogmus ve bilginler, bu yildizin dogdugu gece,Ahmed dogmustur dediler.Bir çok Yahudi Alimi Tevrat tan inceleme ile peygamberimizin bu gecede dogdugunu yakinlarina bildirmislerdir.

  Peygamberimiz dogdugu gece Kisranin sarayindan on dört serefe yikildi. Iranlilarin,bin yildan beri hiç sönmeden yanan Atesgedeleri sönüverdi.Save Gölünün suyu çekildi.Sema ve Vadisini su basti.Iran Sahi, Araplarin, ülkesini istila edecegini rüyasinda gördü,ve telasa düstü.

PEYGAMBERIMIZIN BABASI HZ.ABDULLAH

   Peygamberimizin babasi Hz. Abdullah Kureys'in ileri gelen delikanlilarindan idi. Güzel yüzlü,iki gözü arasinda peygamberlik nurunu tasiyordu.Mekkenin bütün genç kizlari onunla evlenmek için can atarlardi.Babasina o kadar itaatliydi ki babasinin izinden hiç çikmazdi.Hatta birinde babasi Abdulmuttalip Allaha dua etmis ve "Allahim eger bana on erkek evladi verirsen onlardan birini senin için kurban edecegim"demis ,on evladi olunca da Allaha verdigi sözü tutmak için oglu Abdullahi kurban etmek istemistir.Oglu Abdullah babasina itiraz etmemis ve boyun egmistir Etraftan yapilan elestirilerle oglunu kurban etmekten vaz geçmis onun yerine 100 Adet Deve kurban etmistir. Hz. Abdullah hz. Amine ile evlendikten Kisa bir müddet sonra gittigi ticaret kervanindan dönerken yolda hastalandi. Medine'de dayisi Beni Adiy bin. Neccarin yaninda bir ay hasta aldiktan sonra vefat etti.Hz. Abdullah vefat ettigi zaman Peygamberimiz henüz Anne karninda alti aylikti.

PEYGAMBERIMIZIN SÜT ANNEYE VERILISI

Yeni dogan çocuklari süt anneye vermek; Kureys ve sair Arap esrafinin adeti idi.

Bu da; kadinlarin kocalari ile daha iyi mesgul olmalarini ve çocuklarinda ,özellikle ,havasinin güzelligi, rutubetinin azligi ve suyunun tatliligi ile taninan yerlerde yasayan serefli kabileler arasinda, saglam vücutlu,siki etli, cesaretli yetismelerini ve düzgün, pürüzsüz konusmayi ögrenmelerini saglamak içindi.

Mekke çevresinde ve Harem içinde oturan kabilelerden Süt annesi olanlar, her yil iki defa, yaz ve güz olmak üzere Mekke'ye gelirler,çocuklari alip götürürlerdi.

Peygamber efendimizi(A.S) Ben'i Sa'd b.Bekr kabilesinden Süt annesi Halime hatun götürdü.

Peygamberimizin Süt kardesleri sunlardir::

Abdullah b. Haris,Üneyse binti.Haris,Seyma bint-i Haris.

Peygamberimizi Yetim oldugu için Arap kadinlari kabul etmemis; sadece kabilesine götürecek çocuk bulamayan Halime, eli bos gitmemesi için peygamberimizi kabul etmisti.Peygamberimizi aldiktan sonra Halime ve Ailesinin yasam tarzi bir anda degisti.

Bunlardan bazilarini Halimenin dilinden dinleyecek olursak; Halime Hatun der ki;" 0çinde bulundugumuz kuraklik ve kitlik yilinda hiç bir seyimiz kalmamisti. Ben, kir merkebimin üzerinde idim.Yanimizda, yasli bir devemiz vardi,bize bir damla süt vermiyordu.

Üzerinde bulundugum merkebin agir yürümesi yol arkadaslarimi çileden cikartiyordu.Nihayet Mekke'ye varip emdirilecek oglan çocuklari aramaya basladk. 0çimizden hiç bir kadiin Muhammedi almak istemiyor,ondan uzak duruyorduk. Çünkü, bizler emdirecegimiz çoçugun babasindan bahisse kavusmayi ve ondan armaganlar almayi bekliyorduk.

Bir ara Muhammed in dedesi Abdulmuttaliple karsilastim,bana; Ismin nedir ?diye sordu.

Halime dedim. Bana;Ey Halime! Benim yanimda bir yetim çocugum var onu emzirmek için Beni Sa'd kabilesi kadinlarina teklif ettim öksüz oldugu için kabul etmediler. Sen kabul eder misin? Ben ,"bana biraz müsaade ette kocama bir danisayim"dedim.

Hemen kocamin yanina döndüm,ona haber verdim. Kocam izin verince Muhammedi aldim.

Muhammed bize gelince,evimiz öyle bereketlendi ki kocam la hayretler içinde kaldik.Sütü çekilmis olan devemizde sütler fazlaca akmaya, zayif olan merkebimizi,yolda baska hiç bir binek hayvan geçememege,davarlarimiza inen süt hiç bir davara inmemeye basladi.

Peygamberin Çocuklugu daha degisikti. Daha iki Aylik iken,her tarafa yuvarlanmaya çalisiyordu.Üç Aylik olunca day durmaya çalisiyordu.Dört Aylik olunca, duvara tutunup yürüyordu.Bes Aylik olunca bir yere tutunmadan yürüyebiliyordu.Alti Ayi tamamlayinca, yürümeyi hizlandirmisti.Yedi Aylik iken her tarafa gidebiliyor,kosabiliyordu. Sekiz Aylik iken,konusuyor,konusulani anlayabiliyordu.On Aylik iken Ok atabiliyordu. Iki Yili doldurdugu zaman,oldukça, iri ve gösterisli bir çocuk olmustu.Onu Annesine götürdük, Amma,biz,Onun yüzünden gördügümüz hayir ve bereketten dolayi, Yanimizda bir müddet daha tutmaya çok istekli bulunuyorduk.

HZ.AMINENIN MEDINE ZIYARETI VE VEFATI

Hz. Amine Peygamberi de yanina alarak Medine'deki Neccar ogullarindan olan Dayilarini ziyarete gitti. Orada peygamberle, bir ay kadar misafir oldular.

Yahudi kavmi peygamberimizi orada görünce onu devamli kontrol edip hal ve hareketlerine dikkat ediyorlardi. Hz. Amine Yahudilerin Peygamberimiz hakkinda takindiklari tavirlardan korkmaya basladi Ve acilen Mekke ye dönmek için yola koyuldular.

Hz. Amine, Mekke'ye gelirken, yolda hastalanip Evba köyünde durakladi.Basucunda duran Peygamberimizin yüzene bakti.Sonra da söyle hitap etti:

"Ey çekilen dehsetli ölüm okundan, Allah in lutfu ve yardimi ile yüz deve karsiliginda kurtulan zatin oglu!Allah, Seni,mübarek ve devamli kilsin! Eger rüyada gördüklerim dogru çikarsa,Sen Celal ve bol ikram Sahibi tarafindan,Adem ogullarina helal ve harami bildirmek üzere gönderileceksin! Allah, Seni milletlerle birlikte devam edip gelen putlardan, putperestlikten de, esirgeyecek,alikoyacaktir.

Her canli varlik ölecektir. Bende ölecegim.Fakat temelli anilacagim Çünkü, temiz bir ogul dogurmus,arkamda hayirli bir ani birakmis bulunuyorum demistir.

Ve hz. Amine Ebva da vefat etti.Hazret-i Amine vefat ettiginde 30 yaslarinda idi.

Dünyada,böylece Babasiz ve Annesiz kalan Peygamberimizi,yüce Allah,hamisiz birakmadi: Önce dedesi Abdulmuttalibin yaninda, sonra da amcasi Ebu Talib-in yaninda kaldi. Peygamberimiz, sekiz yasina kadar, Dedesi Abdulmuttalibin yaninda,sekiz yasindan sonra da Amcasi Ebu Talib-in yaninda kaldi.

PEYGAMBERIMIZIN TICARET HAYATINA ATILISI

Kureysliler, öteden beri ticaretle ugrasirlardi. Ticaretle ugrasmayanlarin ise,ellerinde hiç bir seyleri bulunmazdi. Peygamberimizin de, hazreti Hatice hesabina ticarete baslamadan önce, ticaretle ugrastigi olmustur. Nitekim, Said b.Ebu Saib, Islamiyetten önce Peygamberimizin ticaret ortagi idi.Peygamberimizin,ticaret yapmak için, sermayesi olmadigindan,hazreti Hatice peygamberimizi ücretle tuttu ve Kureysilerden tuttugu, baska bir zatida, Peygamberimizin yanina katti. Hazreti Hatice yapacagi her sefer için, Peygamberimize, ücret olarak genç ve yigit birer erkek deve veriyordu. Peygamberimiz, Hazreti Hatice'nin ticaret Malini Sam'a götürmek için ,ilk defa dört tane erkek ve genç deveye anlastilar. Peygamberimizle Kervan halki Sam'a gitmek için yola koyuldular: Sam topraklarindan Busraya vardiklarinda peygamberimiz orada getirdigi bütün mallari çok karli bir sekilde satip alacaklarini aldiktan sonra,Mekke'ye yardimcisi olan Meysele ile birlikte geri döndü.

PEYGAMBERIMIZIN EVLENMESI

Peygamberimiz hazreti Hatice adina ticaret yaparken, Peygamberimizdeki harikulade halleri görmüs ve yardimcisi Meysele ile Peygamberimize evlilik teklif etmisti. Peygamberimiz bu teklifi kabul ederek Kureyslilerin en soylu kadinlarindan olan hazreti Hatice ile evlendi.

PEYGAMBERIMIZIN ÇOCUKLARI

Peygamberimizin, hazreti Haticeden,iki erkek çocugu,dört kiz çocugu dogmustur Isimleri söyleydi: Kasim, Abdullah, Zeynep,Rukayye ,Ümmü Külsüm,Fatima ve Cariyesi Misirli Maria'dan dogan Ibrahim'dir.

KABENIN KUREYSILERCE YENIDEN YAPILISI VE PEYGAMBERIMIZIN HAKEMLIGI

Bir Kadin, Kabe Hareminde buhurdanlikta Öd agaci yaktigi sirada , buhurdanliktan siçrayan bir kivilcimdan Kâbenin kat kat olan örtüsü tutusup tamami ile yanmis, bu yüzden duvarlar da her taraftan gevseyip çatlamis bulunuyordu. Zaman, zaman sahilden gelen sel baskinlari ilede Kâbenin tabani ve duvarlari da iyice yikilacak duruma gelmisti.

Bunun icin,Kureysliler Kabenin duvarlarini onarip saglamlastirmak ve üzerinede,tavan çatmak istiyorlar,fakat, yikmaga kalkarlarsa azaba ugrayabileceklerinden korkuyorlar,aralarinda mesvere ediyorlardi.

Am bu sirada Rum tüccarlarindan birisine Ait olan insaat malzemesi yüklü bir gemi Cüdde sahillerinde parcalandi,bunu firsat bilen Kureysliler aralarinda yardimlasarak bu batan gemiden Kabe insaasi için gerekli malzemeleri almis oldular.Ve Kâbenin insaatina basladilar.

Hacerül Esved tasi yerine konulacagi zaman kabileler ,birbirleriyle anlasamadilar. Hatta isi okadar ilerlettiler ki aralarinda kavga yapmaya çok az bir zaman kaldi. Kureysiler, Bu is üzerinde, dört veya bes gece durdular. Sonra Kureysin yaslilarindan Ebu Ümeyye b. Mugire bir teklifte bulundu;

Teklifine göre ,mescidin kapisindan giren ilk kisi bu tasi koymak için hakem olacakti. Bütün kavmin ululari bu teklifi kabul ettiler.

Tam bu sirada peygamberimiz içeri girdi, bütün kureysliler el çirparak El-Emin'in hakemligine raziyiz dediler.

Peygamberimiz de hakemlik yaparken bütün kabilelerden birer kisi alarak Hacerul Esved-i bir beze koydurdu,ve onu konulacak yere getirttikten sonra besmele çekerek kendi elleriyle Hacerul-Esvedi yerine koymus oldu.




Kaynak: Islam tarihi

28 Aralık 2014 Pazar

Osmanlıca Türkçesi güzel sözler






Çeşm-i ibretle nazar kıl dünyâ bir misâfirhânedir
Bir mûkim âdem bulunmaz ne garib kâşânedir
Bir kefendir âkibet sermâyesi şâh u gedâ
Bes buna mağrur olan Mecnûn değil de yâ nedir





Bulutlar ağlamasa Yeşillikler nasıl güler





Pisboğaz ile boş boğaz beladan kurtulmaz




Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi


Kanuni Sultan Süleyman
Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi
Saltanat didükleri ancak cihan gavgasıdır
Olmaya baht u saadet dünyada vahdet gibi
Ko bu ıyş u işreti çün kim fenadur akıbet
Yâr-ı baki ister isen olmaya tâat gibi
Olsa kumlar sagışmca ömrüne hadd ü aded
Gelmeye bu şîşe-i çarh içre bir saat gibi
Ger huzur itmek dilersen ey Muhibbî fârig ol
Olmaya vahdet cihanda kûşe-i uzlet gibi


GAZELİN AÇIKLAMASI (Günümüz Türkçesi) :

Halkın gözünde iktidâr gibi, zenginlik gibi değerli bir şey yok. Halbuki şu cihânda bir nefes sıhhat gibi hiç mutluluk olamaz.
Saltanat dedikleri sadece bir dünyâ kavgasıdır.
Bu kavga, gürültüden uzak yalnızlık gibi büyük saâdet ve baht açıklığı olamaz.
Bu eğlenceyi yeme içmeyi bırak, sonu kötüdür.
Eğer ebedî bir sevgili istiyorsan ibâdetten ayrılma.
Ömrün, kumlar sayısınca sınırsız ve hesapsız olsa bile,
O, şu dünyâ içinde bir saât gibi geçip gider.
Ey Muhibbî, eğer huzûr içinde olmak istersen, ferâgat sâhibi ol, dünyâdan vazgeç.
Yalnızlık köşesi gibi dünyâda huzûr olmaz.




Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz 
Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde


Çok uğraştım. İnsanların söküklerini dikmek için. 
Ama beceremedim. Sonra anladım ki sökük
 kişilikteyse dikiş tutmaz.





İnsanları olgunlaştıran yaş değil yaşadıklarıdır.



Ahlak iledir kemal-i adem Ahlak iledir nizam-ı alem

Hayvandan insana dönen yoktur ama 
insandan hayvana dönen çoktur.


Allah hikmetiyle bir kapıyı kaparsa rahmetiyle başkasını açar.


5 vakir namaz Günde bir saat Haftada 7 saat Ayda bir gün 3 saat Yılda 10 gün yapar Yılda 10 gününü cennetin anahtarına ayırmaz mısın


Şeytanın artistliği (bismillahirrahmanirrahim) 
besmeleyi duyana kadardır.

Cennet anaların ayakları altındadır.


Cesaretiyle yaşayamayan, esaretiyle ölür.


İsyanlardayım dedi Hayır imtihanlardaydı Fark etse idi Kurtulacaktı Hazreti Mevlana



Bazen arkasına dönüp bakması gerekir insanın. 
Nerden geldiğini unutmaması için...


Yavuz Sultan Selim kendisine bir sandık içinde insan pisliği gönderen Şah İsmail'e bir kutu lokum göndererek şu notu ekler: Herkes yediğinden ikram eder.


Hayat bir nefestir, aldığın kadar. Hayat bir kafestir, kaldığın kadar. Hayat bir hevestir, daldığın kadar.


11 Aralık 2014 Perşembe

AYETEL KURSİ - FAZİLETLERİ - SIRLARI



Ayetel kürsi duası olarak bilinen dua kutsal kitabımız kuran’ı kerim de 2. Süre olan Bakara süresinin 255. Ayetidir. Yani ayetel kürsi kuranı kerimde geçen bir ayettir. İsmini ayet içinde geçen “kürsiyuhus semeveti” kelimesindeki kürsiden almıştır. Bu dua namazda fatiha süresinden sonra okunabileceği gibi Allahı tesbih etme yada dua etme amacıyla da okunabilir.




Ayet-el Kürsi Okunuşu

Allahü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm. Lâ te’huzühû sinetün ve lâ nevm. Lehû mâ fis-semâvâti vemâ fil erd. Menzellezî yeşfeu indehû illâ biiznihi. ya’lemü mâ beyne eydîhim vemâ halfehüm velâ yühîtûne bişey’in min ilmihî illâ bimâ şâe vesia kürsiyyühüssemâvâti vel erd. Velâ yeûdühü hıfzuhumâ ve hüvel aliyyül azîm.


Ayetel Kürsi Anlamı (Meali)

Allah ki, O’ndan başka ilah yoktur. O hayydır, kayyûmdur.
Kendisine ne uyku gelir ne de uyuklama.
Göklerde ve yerdekilerin hepsi O’nundur.
O’nun izni olmadan katında kim şefaat edebilir?
O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. (Hiçbir şey O’na gizli kalmaz.)
O’nun bildirdiklerinin dışında insanlar,
O’nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler.
O’nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır, onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez.
O, yücedir, büyüktür.

     Ezberlemesi belki de en zor surelerden biri olmasına rağmen muhakkak ezberlenmesi gereken ve önemi çok büyük olan surelerden bir tanesidir. Rabbimizin büyüklüğünü ve yüceliğini anlatan bu sure bizi tüm kötülüklerden ve beladan en iyi şekilde korur ve muhafaza eder. Surede O’nun izni olmanda hiçbir şeyin olmayacağı ve ne kadar koruyucu olduğu anlatılır. Yüce Rabb’in kullarına bahşettiği bu sure özellikle yatmadan önce kazadan, beladan korunmak için okunur ve bir işe başlamadan önce Rabb’e sığınmak için okunur. Uzun olması ile birlikte derin manalar barındırmaktadır ve bu manaların hepsi de O’nun ilmini içerir. O’nun ilminden hiçbir şeyi bilmeyeceğimiz ve O’nun yüce olduğu belirtilir. Her müslümanın ezberlemesi ve hatta anlamını da çok iyi bilmesi gerekir. Ayetel Kürsi diğer surelerden farklıdır ve daha fazla şey anlatır.


Ayet-el Kürsi Nerelerde Okunur?

Ayetel kürsi namaz içinde sure şeklinde okunduğu gibi, namazda tesbihden önce de okunur. Aynı zamanda bu ayeti namaz dışında dua olarak ihlas süresi, nas süresi ve felak süreleri ile birlikte okumanında iyi olduğu söylenmektedir.


Ayet-El Kursinin Faziletleri

Ayet-el kürsinin birçok faziletleri vardır. Hazreti Allahın tevhidi ile alakalı olan bir ayettir.


* Ayet- el kürsi okunan eve şeytan giremez. O evde büyü tutmaz.


* Devamlı olarak ayet- el kürsi okumaya devam eden kişi hem dünyada hem ahirette büyük makamlara erişir.


* Ayet- el kürsi nimetler 313 defa okuyup ve her okuyuşta hu diye üfürülürse o nimet bereketlenir. 313 ayet- el kürsinin hatim adedidir.


* Ayet- el kürsi okumayı adet edinen kimsenin geçmişte işlemiş olduğu günahlar bağışlanır. Hazreti Allah o kişiye hayır kapılarını açar.


* Bir kişi 7 defa okuyup birincide sağına ikincide soluna üçüncüde önüne dördüncüde arkasına beşincide yukarı altıncıda aşağı ve yedincide içine hu diye üflerse ve son olarak etrafını çevreleyecek şekilde üflerse melekler onu çevreler ve o gün içinde o kimseye bela isabet etmez.


* Ayet- el kürsi her namazdan sonra okunmalıdır. Bunu okuyan kişiye cennetin sekiz kapısı açılır ve dilediği kapıdan cennete girer.


* Cenabı hak sevdiği bir kuluna namazdan sonra ayet- el kürsi okumayı unutturmaz. Kabir ehli için okunursa cenabı hak ayet-el kürsinin fazileti hürmetine o kabir ehlilin kabrini genişletir ve makamını yükseltir. Okuyan kişiye de sevap yazılır.


* Gece yatmadan önce okunursa kişi kendini ve ailesini güven içine almış olur. Sıkınltılı zamanlarda okunursa Allah’ın izni ile sıkıntı geçer.



  Ayetel Kürsi okunan eve şeytan giremez. Büyücü sokulamaz. Ayetel Kürsi okumaya devam kişi; hem dünyada hemde ahirette yüce makamlara ulaşır. Günahlardan sakınmaya başlar. Huzura erer. Mevki ve makamı artar.

  Ayetel Kürsi durak yerlerinin sayısınca 17 kelimeleri sayısınca 50 harfleri sayısınca 170 resuller ve ashabı kiram sayısınca 313 defa okuyan kişinin her arzusu yerine gelir. Cesareti artar. Halk arasında sevgi saygısı ve itibarı çoğalır. İstediği makama ulaşır. Hiç kimse ona zarar veremez. Peygamber Efendimiz in S.A.V. isimleri sayısınca 201 defa okursa dünya ve ahiretle ilgili istekleri geri çevrilmez.

  Ayetel Kürsi; yemek buğday pirinç arpa gibi şeylere 313 defa okunarak her okunuşta o şeye üflenirse bereketi artar o şeyde bereketlilik olur.

  Ayetel Kürsiyi hergün okumayı adet haline getiren kişinin ALLAH geçmiş günahlarını bağışlar. Okuyan hem Tevhid hemde Tilaveti yerine getirmiş olur. Bu da üstün bir zikir olur.

  Ayetel Kürside 34 ilahi isim vardır. 17 acık olarak 17 de kapalı olarak. Aynı zamanda 17 mim harfi 17 de vav harfi vardır. ALLAH’ın en büyük ismi Ayetel Kürside mevcuttur. Bu yüzden Ayetel Kürsi ile dua edilirse kabul görür.

  Ayetel Kürsiyi bir hacet ve arzunun olması için okumak o işin olmasına vesiledir. Bu ayeti okumaya devam eden devamı nispetinde fayda görür.

  Bu ayeti okumaya ancak peygamberler sıddıklar ve şehidler devam eder. Kişi okumaya devam ederse ahlakı sehid ve sıddıkların ahlakına ulaşır.

  Ayetel Kürsiyi okumaya devam eden kişiye; ALLAH hayırlı ve faydalı kapılar açar. İlim öğretir. Gizli bilgileri ve tedavi etme yollarını öğretir. Hem Zahiri hemde Batıni ilim nasip eder.

  Ayetel Kürsi okunur ve sevabı kabir ehline bağışlanırsa o kabir nurla dolar kabir genişler ve ölünün derecesi mevkisi ve makamı yükselir. Okuyanada büyük sevap verilir.

  Ayetel Kürsiyi çok okuyanın anlayışı artar. Düşman şerrinden kurtulur. ALLAH’ı büyük isimleriyle anmak zikretmek isteyenler Ayetel Kürsiyi okumalıdırlar. Ayetel Kürsi ilahi rahmet ve nusret kapılarını açar.

  Sıkıntılı anlarda Ayetel Kürsi okunursa sıkıntı geçer. Tehlike durumunda okunursa o tehlikeden kurtulunur.

  Ayetel Kürsiyi 170 defa okuyana ALLAH her işinde yardımcı olur. Zorluk çekmez. Üzüntü ve kederden uzak olur. Rızkı genişler. Arzularına ve isteklerine kavuşur.

Bakara Suresinin ilk 4 ayeti Ayetel Kürsi Ayetel Kürsiden sonraki 2 ayeti ve Bakara Suresinin son 5 ayetini okuyanın kendisine ve ailesine şeytan ve kötülük yaklaşamaz. Deli üzerine okunmaya devam edilirse şifaya kavuşur.

  Şehvete düşkün kötü ahlaklı ve kötü kişiler okur ve okumaya devam ederlerse durumları değişir. Ahlakları düzelir ve en iyi hale yönelmiş olurlar.

  Ayetel Kürsiyi okuyan kendini güven içine alır. Cin şeytan ve insan zarar veremez.

  Gece yatarken okuyan kendini güven içine aldığı gibi ailesini ve komşusunuda koruyup güven içine alır.

  Her farz namazını mütakip Ayetel Kürsi okuyan ikinci bir namaza kadar korunmuş olur. Yatarken okuduğunda 2 melek onu korumakla görevlendirilir.

  Ayetel Kürsiyi her farz namazının arkasından okuyana Cennetin 8 kapısı birden açılır dilediğinden içeri girer. ALLAH okuyana; şükredenlerin kalblerini sıddıkların amellerini ALLAH’a dost doğru yönelenlerin sevabını verir. Ölünce doğruca Cennete girer. Muttakilerin elde edeceği mükafat verilir.

Evinden çıkarken Ayetel Kürsi okuyan kişinin günahları bağışlanır şeytanlar ondan uzaklaşır. Cin şeytan ve insan şerrinden ve korkularından emin olur. Her şeyden muhafaza olunur.

  Gece ve gündüz 10 defa İhlas ve Ayetel Kürsiyi okumaya devam eden kişi; ALLAH’ın rızasını kazanır. Şeytandan korunur. Mahşerde peygamberlerle birlikte olur.

  Ayetel Kürsi okunan evden şeytanlar 30 gün kovulmuş olur 40 günde büyücü ve sihirbaz giremez.

  Ayetel Kürsiyi 6 defa okuyup 6 yönüne üfler 7nci defa okuyup içine çeker ve 8inci de okuyup etrafına daire çizerse kendisini koruyan manevi bir hisar içine alır. (1inci okuyuşta önüne 2ncide sağına 3üncüde soluna 4üncüde arkasına 5incide yukarı 6ıncıda aşağı okuyup üfler. 7incide içine çekip yutar.8incide üfleyerek etrafına daire çizer) Böylece kendini tehlikeli yerden düşmanlarından musibetten korumuş olur. Bu uygulama yapıldıktan sonra hiç konuşmadan Ayetel Kürsi okuyarak düşman üzerine yürünürse düşman onu göremez ve zararda veremez.

  Her namaz sonunda Ayetel Kürsi okuyanı eceli gelince ALLAH bizzat kendi kudret eliyle ruhunu alır ve o kişi şehidlik sevabına nail olur.

  Ayetel Kürsi; okuyanı kötü ahlaktan kurtarır. Kişiyi ALLAH’a yöneltir.

  Okuyan kişiyi dinlemek üzere melekler gelip o yerde bulunur saf tutup dururlar. İhlas suresi okunan eve uğradıklarında secdeye kapanırlar. Haşr suresi okunan evde diz üzeri çöküp dururlar.

  Gece ve gündüz 1000 defa Ayetel Kürsiyi 40 gün okuyana ruhani alem kapısı acılır. Melekler ziyaretine gelir. Tüm sırlara vakıf olmaya başlar. İstek ve arzuları gerçekleşir. Resulullah S.A.V. Efendimizi rüyasında görme şerefine erer.

  Ayetel Kürsi ve Amenerrasulü Suresinin okunduğu eve şeytan girmez.

  Ayetel Kürsi bir kaba okunur ve o kabın örttüğünü hiçbir cin ve şeytan açamaz. İçindekileri alıp götüremez.

  Ayetel Kürsiyi 170 defa okumaya devam eden; hapisteyse hapisten kurtulur. Borçlu ise borcunu ödeme imkanı bulur. Rızık isterse geniş bir nimete erişir. Bu sayıda her farz namazının ardından okumaya devam ederse isteğine arzusuna çabuk kavuşur. Gece kıbleye yönelip okuduğunda da aynı şekilde istekleri kabul görür.

  Ayetel Kürsi günde 50 defa okunursa okuyan şeytandan korunur.

  İhtiyacı ve isteği olan 170 Ayetel Kürsiyi okuduktan sonra 3000 defa Ya Kafi Ya Ğani Ya Fettah Ya Rezzak isimlerini zikredip ihtiyacını ALLAH’dan isterse isteği kabul olur.

  170 defa Merih saatinde okursa her türlü günah ve beladan korunur. İnsanlar arasında itibarlı olur.

  Zuhal saatinde okursa amirler yanında patronu yanında büyük itibara ve makama erişir.

  Müşteri saatinde okursa dert ve kederi dağılır. Tüm kötülüklerden korunur. Hapisten kurtulmaya sebeb olur.

  Şems saatinde okunursa büyük mertebe ve derecelere yükselir. Halkın dertleriyle ilgilenecek uygun bir mevkiye gelir.

Zühre saatinde okunursa dostları arkadaşları arasında ve aile içinde kıymeti artar. Dünya işlerinden istediği olur.

Utarit saatinde okursa kin ve düşmandan korunur. Düşmanının helakı niyeti ile okursa düşmanından kurtulur.

 Kamer saatinde okursa rızkı genişler bereketi artar.

  Akıl ve anlayışın artması niyetiyle Ayetel Kürsi 50 defa yağmur veya zemzem suyuna okunur ve içilirse bu gerçekleşir.

  Ayetel Kürsi 18 defa hergün okunmaya devam edilirse ALLAH okuyanı tevhid ruhuyla diriltir. Kalbini buna açar rızkını genişletir. Kıymeti yücelir. Yazıp üzerinde taşıyanı ALLAH musibet afet kaza ve belalardan korur.

  Ayetel Kürsi şer ve kötülükten korunmak niyetiyle okunur ve “vela yeuduhu hıfzuhuma ve hüvel aliyyül azim” kısmı arka arkaya 70 defa tekrar edilerek okunursa tehlike ve kötülük ortadan kalkar. Aynı okuma şekli cin ve şeytandan korunmak içinde uygulanır.

  Ayetel Kürsi ev veya iş yerinin kapısının üst kısmına yazılırsa o yere hırsız giremez o yerin rızkı artar.

  Ayetel Kürsi yazılıp bir eşya arasına yerleştirilirse o eşya çalınmaz. Zarara uğramaz.

  Ayetel Kürsi bir kaba 3 defa yazılır ve içine su konulup hastaya içirilir. İçirilirken; falan hastalıktan kurtulup şifa bulmaya niyet ettim denilirse ALLAH’ın izniyle hasta şifaya kavuşur.

  Sabah yataktan kalkıp abdestli bir şekilde 3 defa Ayetel Kürsiyi okuyan kişi akşama kadar; akşam namazının ardından 3 defa okuyan sabaha kadar şeytan cin ve insan şerrinden korunur.

  Bir dileği olan gece yarısından sonra abdestli olarak kıbleye yönelip 170 Ayetel Kürsi okuyup dileğini ALLAH’dan isterse isteği olur.

  Cuma günü sabah namazından önce abdestli olarak tenha bir yerde kıbleye yönelip diz üzerine oturup 313 defa Ayetel Kürsi okuduktan sonra “Ya Rabbel Azim bu ayeti kerime hürmetine 313 ehli bedir ve 313 ashabı talut hürmetine muradımı ihsan buyur” diye dua edenin maksadı gerçekleşir.

  7 adet tuz parçasının her birine 7 defa Ayetel Kürsi okuyup aç karnına besmele ile hergün yutarsa balgamdan kurtulunur.

  Uykuda rüyasında korkan kişi yattığı zaman Euzu Besmele ile 3 Ayetel Kürsi okuyup her birinde “vela yeuduhu hıfzuhuma ve hüvel aliyyül azim”i 3 defa tekrar ederek yatarsa korkulu rüyadan kurtulur.

  Sara tutan kişiye 21 Ayetel Kürsi okunursa kendine gelir.

  Bir kağıda 11 defa Ayetel Kürsi; safran gül suyu misk karışımı mürekkeple yazılır. Üzerinede 101 defa Ayetel Kürsi okunur öd yada anberle tütsülendikten sonra bir yerin kapısının üzerine konulursa o haneye; hırsız düşman girmezafetlerden korunur. Ticaret haneye asılırsa o yer hem korunur hemde bereketi kazancı artar.

  Bir kağıda 3 Ayetel Kürsi yazıp üzerine 1289 defa Ya ALLAH Ya Hayy Ya Kayyum Ya Ali Ya Azim okunur sonra muşamba veya naylona sararak üzerinde taşıyan kişinin rızkı ve kısmeti açık olur. Düşman şerrinden ve afetlerden muhafaza olur.

  Büyü dolayısıyla bağlı olan kişi için; bir kase içine Ayetel Kürsi yazılır içine su konulur. Üzerine 101 Ayetel Kürsi ve 1289 defa Ya ALLAH Ya Hayy Ya Kayyum Ya Aliyy Ya Azim okunur. O suyu 3 gün sabah aç karnına içilirse bağı çözülür.

  Ayetel Kürsi bir kağıda yazılıp haşerenin bulunduğu yere asılırsa oradaki haşereler gider.

  Bir kağıda Ayetel Kürsi yazılıp üzerine 21 Ayetel Kürsi 3 İhlas 21 Salatü Selam okunup bir tarlaya gömülürse o tarlanın bereketi ve mahsülü artar. Korunur muhafaza olur.

  Tevhid ilmiyle alakalı en büyük Ayet-i Kerimedir. Geceleyin inmiş olan bu Ayet-i Kerimeyi, Efendimiz (SAV), Zeyd’i (RA) çağırarak yazdırmıştır. 
   Ayet-el Kûrsi indiğinde, dünyadaki bütün putlar ve krallar yere düşmüş ve başlarındaki taçları yuvarlanmıştır. Şeytanlar birbirleriyle çarpışarak kaçıp, iblis’in yanına toplanmışlar ve ona bu karışıklığı haber vermişlerdir. 

   Peygamber Efendimiz’in(SAV) Ayet-el Kûrsi’de bulunan “Yâ Hayyu – Yâ Kayyumu”, “Hayy ve Kayyum olan ALLAH’ım Senin Rahmetinle yardım istiyorum” buyurarak (üzüntü ve keder anında) ettiği duadır. 
  İsm-i Azâm olduğu da rivayet edilmekle beraber, Ariflerin Sultanı Beyazıd-ı Bistami (RA) “Bu ismin belli bir tarifi yoktur, lâkin sen kalbini herşeyden boşaltıp, onu ALLAH’ın C.C. Vahdaniyyetine teslim ederek istediğin İsimle zikret” buyurmaktadır. 
  Ayet-el Kûrsi’de bulunan Esma-i İlahiye hiçbir Ayet-i Kerimede yoktur. Çünkü bu Ayet-i Kerime’de, bazısı açık, bazısı gizli olmak üzere onyedi yerde ALLAH’u Teâlâ’nın İsmi geçmektedir.   Yatmadan okuyana ALLAH’u Teâlâ tarafından bir koruma verilir, sabaha kadar hiçbir şeytan yaklaşamaz. 
  Yâ RasulULLAH (SAV) Kur’ân-ı Kerimin hangi Sûresi(derece bakımından) daha büyüktür? Diye soran Sahabe’ye(RA), “İhlâs Sûresi” buyurdu. O Sahabe(RA) “Kur’ân-ı Kerimde hangi Ayet(Fazilet bakımından) daha üstündür.” diye sorunca, Peygamber Efendimiz(SAV) “Ayet-el Kûrsi’dir” buyurdu. (Darimi) Ayet-el Kûrsi’yi okuyan kimse yedi kalenin içine girmiş gibi muhafaza edilir. 
  Ayet-el Kûrsi, Kur’ân-ı Kerimin dörtte biridir. Efendimiz(SAV) buyurdu ki; “İlim sana olsun ey Eba Münzir, Canım Kabza-i Kudretinde olan ALLAH’a C.C. yemin ederim ki, muhakkak Ayet-el Kûrsi’nin bir dili ve ikide dudağı vardır ki, Arş’ın direğinin yanında Melik-i (Müteâl olan ALLAH’u Teâlâ Hazretlerini) takdis eder(O’na Tazimde bulunur.)” (Ebû Dâvud, Ahmed İbni Hambel)      Efendimiz(SAV) buyurdu ki; “Her kim, her farz namazın arkasından Ayet-el Kûrsi’yi okursa, Cennete girmekten onu ancak ölüm men eder.Her kim onu yatacağı zaman okursa, ALLAH’u Teâlâ ona kendi evi, komşusunun evi ve etraftaki evler hakkında güvence verir.” (Beyhâki) Efendimiz(SAV) buyurdu ki; “Bakara Sûresinde bir Ayet vardır ki Kur’ân Ayetlerinin Efendisidir. Şeytan olan herhangi bir evde okunursa (şeytan) o evden çıkar. (O Ayet) Ayet-el Kûrsi’dir.” (Beyhâki) 
  Efendimiz(SAV) buyurdu ki; “Her kim farz namazın arkasında Ayet-el Kûrsi’yi okursa, diğer namaza kadar ALLAH’ın C.C. zimmetinde olur.” (Heysemi) Efendimiz(SAV) buyurdu ki; “Her kim Ayet-el Kûrsi’yi ve Bakara Sûresinin sonunu sıkıntılı(kederli) anında okursa ALLAH C.C. ona yardım eder” (Suyuti, Dürrül Mensûr) (şeytan, cinler v.s. şerli yaratıkların şerrinden ve anne yada çocuğuna zarar vermelerinden yada öldürmelerinden korunmaları için) Doğum yapacak kadının, Ayet-el Kûrsi, A’raf 54. Ayeti sonuna kadar, Felâk ve Nâs Sûrelerini okuyarak ALLAH’u Teâlâ’ya sığındırılması gerekir(Hadis-i Şerifle bildirilmiştir).      
   
   Efendimiz(SAV) buyurdu ki; “Sen Ayet-el Kûrsi’den neredesin? O herhangi bir yemek veya katık üzerine okunursa mutlaka ALLAH C.C. o yemek ve katığın bereketini çoğaltır.” (Suyuti) Efendimiz(SAV) Sûre-i Bakaranın sonunu(Amener Rasûlü) ve Ayet-el Kûrsi’yi okuduğu zaman gülerdi ve “Onlar Arş’ın altındaki, Rahman’ın (Teâlâ) hazinesindendir.” buyururdu. (Suyuti) Seleme İbni Kays(RA) “ALLAH’u Teâlâ, ne Tevratta, ne İncil’de, nede Zebur’da Ayet’el Kûrsi’den daha büyük bir Ayet indirmedi.” (Suyuti) 

    Ayet-el Kûrsi, cinlere karşı kendisinden yardım alınacak duaların en büyüğüdür. Ayet-el Kûrsi’nin insandan şeytanları kovmakta çok tesirli olduğunu söylemişler, ayrıca saralı kişiye, şeytanın kendisine yardım ettiği sahir(büyücü), kâhin, falcı, nefis ve şehvet ehli, zulüm ve gazab erbabı üzerine sadakatle okunulduğunda onların şeytanlarını etkisiz hale getirmekte de büyük gücü olduğunu denemişlerdir. Ancak sadakatle okunması şartı koşulmuştur. 
     Herhangi bir muradın hasıl olması için Ayet-el Kûrsi 313 kere okunduğunda, dünya ve Ahiret hakkındaki o istek ALLAH’ın C.C. izniyle hasıl olur(ne bir eksik ve ne bir fazla okunmamalıdır bu sayıların adedi çok önemlidir). 

   Cin musallat olan çocuğa 18 kere Ayet-el Kûrsi okunursa BİİZNİLLAH şifa bulur. Yemeğe okunursa yemek bereketlenir. Devamlı okunursa unutkanlığı giderdiğini Hz Ali (K.V.) buyurmuştur. Evden çıkarken okuyan her işinde muvaffak olur ve hayırlı işleri başarır. Evine gelince okursan iki Ayet-el Kûrsi arasındaki işlerin hayırlı olur ve fakirliğin önlenir. Bir kimse evinden çıkarken Ayet-el Kûrsi’yi okursa, Hakk Teâlâ yetmiş Meleğe emreder, o kimse evine gelinceye kadar ona dua ile istiğfar ederler. (Şeyh Muhakkik Celâl Divanî Hz.’nin beyanına göre kim Ayetel 
    Kürsi’yi harfleri sayısınca (170 defa) okursa, ne gibi bir mertebe talep ederse herhalde onu bulur. Rızık isterse geniş bir nimete erişir. Borcundan kurtulmak isterse ödeme imkânı bulur. Zindanda ise, Allah oradan kurtuluş sebeplerini yaratır. Düşmanlarının şerrinden kurtulur. Özellikle bu sayıyı farz namazlardan sonra okursa, talebi süratle yerine gelir. Gece ortasında abdestli bir durumda kıbleye yönelecek olursa, kabul olunmaya pek yaklaşmış olur. Ayetel     
    Kürsi’yi kelimeleri sayısınca (50 defa) yavaş yavaş okursa, mübarek kılınır ve şeytanın çekip çevirmelerinden korunur. (Şeyh İmam Ebül Abbas El-Bûnî (Bevnî)’nin beyanına göre Ayetel 
     Kürsi’yi harfleri sayısınca (170 defa) okuyan, ömrü boyunca hiçbir kötü şeyden korkmaz, kimse ona karşı kötülük yapmaya güç bulamaz. Ne söz, ne hareket ile dokunamaz. Şeytan’ın çevirmelerinden korunmuş olur. Bu sayıda okumaya devanı eden kimseye, varlık âleminde bulunan şeyler itaat eder. Hiçbir şey ona zarar vermeye güç yetiremez. 
   Farz namazlarından sonra okuyan, halk arasında ve ruhâni varlıklarkatında sevimli olur. 
   Kimin bir ihtiyaç ve dileği olur da ona ulaşmaya yol bulamazsa, 170 defa Ayetel Kürsi’yi okuduktan sonra 3000 defa “Ya Kâfi, Ya Ganiy, Ya Fettah, Ya Rezzak” demesi halinde, Allah’ın izni ile arzu ettiği sebep kapıları kendisine açılır. 
   Ayetel Kürsi’yi harfleri sayısınca (170 kez) okuyan kimse, arzu ettiğinin sevgisine lâyık olur. Rızık ona doğru gelir. Sevdiği bir kadın varsa, meşru yoldan onunla evlenir. Bununla düşmanını kahredebilir. înatçı ve kıskancı defedebilir. Hile yapanın düzenini bozabilir, borcunu ödeme imkânı bulur. Zenginlik arzu eder veya bir şeye erişmek isterse, Cenab-ı Hak bu isteklerini yerine getirir.
    Kim bu ayeti Peygamber Efendimizin isimleri sayısınca (201 defa) okuyup, dünya ve ahiret işleri ile ilgili bir hacetini Allah’tan isterse, onun bu ihtiyacı karşılanır.
    Ayetel Kürsi’yi 313 defa okursa, kendisine ölçülemeyecek kadar hayır hasıl olur. Allah ona hayır kapılarını açar. 313 sayısının büyük sır ve hikmeti ve garip özellikleri vardır. Bu sayı, 124 bin peygamber içinde resul olanların sayısıdır. (Her resul, ayrı bir vahye mazhar olmuştur.) Tâlut, 313 kişi ile Câlut’a karşı savaşa çıkmıştı.     
    Bedir savaşına katılan Eshab-ı Kiram da 313 kişi idi. (Şeyh El-Bûnî diyor ki; Yüce Kur’an’da en üstün ayet, Ayetel Kürsi’dir. Ayetel Kürsi İsm-i Âzam, yani Allah’ın en büyük ismidir. Cenab-ı Hak, bu ayetin başında “Allah Hu lâ ilâhe illâ Huvel Hayyül Kayyum” buyuruyor. Kim bu üç ismi anıp devam ederse, süratle faydasını bulur. 
   Rızık istediğinde, Lâ ilâhe illallahür Rezzak de. Şeref arzu ettiğinde, La ilâhe illallahül Muizz söyle. İlim talep ettiğinde, Lâ ilâhe illallahül Alim de. Sevgi ve muhabbet talep ettiğinde, La ilâhe illallahül Vedud zikrine devam et. Bir zalimden intikam almak istersen, Lâ ilâhe illallahül Müntekim’e devam et. Bilmiş ol ki,    
    Ayetel Kürsi’nin şanı çok büyüktür, faydası umumidir. Kim onunla dua ederse, Cenab-ı Hak kabul buyurur. Bu ayetin özelliklerinden biri de şudur : Her farz namazından sonra okunursa, kul hakkı ve millet hakkı dışında, Allah okuyanın bir sonraki farz namazına kadar olan bütün günahlarını ve kusurlarını bağışlar.     
    Uyumadan önce okuyan kimseyi, uykusu sırasında şeytandan korur. Kim de onu öfkelendiği zaman okuyup sol tarafına üflerse, şeytanını hapsetmiş olur, öfkesi de yatışır. 
     (Şeyhül Ekber Muhyiddin-i Arabi Hz.’nin buyurduğuna göre ; Kim Ayetel Kürsi’yi harfleri sayısınca (170 defa) okursa, halk ve seçkinler arasında büyük bir dereceye erişir. Cenab-ı Hak onun üzerine hayır ve fayda kapılarını açar. İlim hazinelerinin, gizli bilgilerin pencerelerini aralar. Tedavi etme yollarını ona öğretir. Böylece Cenab-ı Hak, ona hem zâhirî, hem bâtınî ilim ve hikmet verir. Arzu ettiği üzerinde tasarrufa sahip olur. Kim de Ayetel Kürsi’yi her gün bin defa okur ve bunu vird haline getirirse, dünyevi arzusuna kavuşur, maksadına erişir. Kim gece gündüz bin defa okur ve buna 40 gün devam ederse, ruhâni âlemin kapısı ona açılır, melekler onu ziyaret eder ve o kişinin bütün dilekleri yerine gelir. 
    Bunda hiçbir şüphe ve tereddüde yer yoktur. Aynı zamanda, rüyada Peygamber Efendimizi görme şerefine erişmek mümkün olur, ondan birtakım ihsanlar ve talimat alınır. 


Kürsî ve Allah’ın Kürsîsi: Kürsî; Taht, koltuk demektir. Kök anlamıyla üst üste katlanmayı, bir araya toplanmayı belirtir. Belli parçaların bir araya toplanmasından, üst üste eklenmesinden oluştukları için sandalye, koltuk, taht gibi üzerine oturulacak eşyaya kürsi denilmiştir. Mecâzî olarak da ilim, güç, egemenlik, sultan gibi anlamları dile getirir. Kur'an'da Allah'ın da bir kürsisi olduğu, bu kürsinin gökleri ve yeri içine aldığı belirtilir.[1] Sözkonusu âyet bu özelliği nedeniyle Kürsi Âyeti (Âyetü'l-Kürsi) olarak adlandırılır.

Allah'ın kürsîsinin mâhiyeti hakkında Kur'an'da bilgi verilmez. Hz. Peygamber (s.a.s.)'den gelen rivâyetlerde de bu konuda bir açıklama yoktur. Taberî'nin kaydettiği bir hadise göre yedi gök kürsi içinde bir kalkan içine atılmış yedi dirhem gibi kalır. Ebû Zer'in rivâyet ettiği bir hadis de Kürsi'nin arş karşısındaki durumunu belirler: "Arş içinde Kürsi, yeryüzünde bir çölün içine atılmış demir bir halka (yüzük) kadardır"[2]

Âyetü'l-Kürsî'de sözkonusu edilen Allah'ın Kürsisi'ne müfessirlerce getirilen yorumlar başlıca dört görüş çevresinde toplanır. Râzi'nin özetlediği[3] görüşlerden birincisine göre Kürsi, gökleri ve yeri kaplayan büyük bir cisimdir. Bu görüştekilerden Hasan el-Basri ayrıca Kürsi'nin Arş ile aynı şey olduğunu söyler. Ona göre üzerine oturulması nedeniyle tahta bazen arş, bazen de kürsi denmektedir. Bazı bilginler Hasan el-Basri'ye karşı çıkarak kürsi ile arşın ayrı şeyler olduğunu savunurlar. Bunlardan bazıları Kürsî'nin Arş'ın altında, yedinci semanın üstünde olduğunu söylerken, İmam Süddî'nin de içinde olduğu diğerleri yerin altında bulunduğu görüşünü öne sürerler. Said İbn Cübeyr'in rivayet ettiğine göre İbn Abbâs Kürsî'nin Allah'ın ayakların koyduğu yer olduğunu söylemiştir.

İkinci görüş Kürsi'yi Allah'ın hükümranlığı, kudreti ve mülkü olarak yorumlar. Kürsi'nin cisimliğini redde yönelik bu görüşe göre ulûhiyyet (tanrılık) ancak kudretle olur ve oturulan yere kürsî dendiği gibi bazan üzerine oturana da kürsi adı verilir. Bu nedenle Allah'ın Kürsi'si O'nun hükümranlığına, dolayısıyla kendisine işarettir.

Üçüncü görüşe göre: Kürsi Allah'ın ilmidir. İlim, âlimin dayandığı şey olması bakımından kürsi olarak adlandırılır. Kendisine güvenilen, dayanılan âlimlere de kürsiler (kerasi) denilir. Bu nedenle âyetteki Kürsi Allah'ın ilmini ifade etmektedir.

Kürsi'nin Allah'ın büyüklüğünü, ululuğunu dile getirdiği yolundaki yorum dördüncü görüşü oluşturur. Keffâl'in diğerlerine yeğlediği bu görüşe göre Allah, büyüklüğünü anlatmak için insanların kolayca anlayabileceği benzetmeler yapar. Allah'ın evi (Beytullah, Kâbe), Allah'ın eli (Yed'ullah, Hacerü'l-Esved) gibi deyimler de aynı amaçla kullanılır. Bunları maddi anlamlarıyla anlamak doğru değildir ve kişiyi tecsim (Allah'ı cisim gibi düşünme) ve teşbih (Allah'ı insana benzetme) yanlışına götürür.

Müfessirlere göre Kürsi konusunda nassa dayalı bir delil olmadıkça te'vile gitmek doğru değildir. Bu nedenle Kürsi'ye ilişkin âyetin açık anlamına uygun ilk görüşün doğru kabul edilmesi gerekir. Ancak bu görüşten yola çıkarak Allah'ın cisim olduğu, insanlara benzediği gibi bir sonuca varmaktan da sakınmak gerekir.[4]

Âyetü’l-Kürsî: Bakara sûresinin iki yüz elli beşinci âyetine Âyetü’l-Kürsî denir. Âyette geçen kürsî tâbirinden dolayı bu ismi almıştır. Kur'an-ı Kerîm'in bütünü içinde ayrı bir fazîleti olan bu ayet hakkında Resulullah'tan bazı hadisler nakledilmiştir.

Bu âyet-i kerîmede Cenâb-ı Allah'ın yüceliği, sıfatları, kâinatta meydana gelen büyük olayların tamamen onun iradesi doğrultusunda vukû bulduğu, onun isteği ve izni olmadan hiç bir kimsenin başkasına şefaat edemeyeceği, O'nun kürsüsü, göklerde ve yerdekilerin ona ait olduğu hakkında bilgi verilmektedir.[5]

Bakara suresinin ikiyüzellibeşinci ayeti. Ayette geçen kürsî tabirinden dolayı bu ismi almıştır. Kur'an-ı Kerîm'in bütünü içinde ayrı bir fazîleti olan bu ayet hakkında Rasulullah'tan bazı hadisler nakledilmiştir.

Muhammed b. İsâ'dan nakledildiğine göre İbnü'l-Aska' şöyle der:

"Adamın biri Hz. Peygamber'e gelip Kur'an'ın en faziletli ayeti hangisidir?' diye sordu. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Âllah'u Lâilâhe illâ huve'l-Hayyu'l-Kayyûm. "[6]

Başka bir hadiste de:

"Kur'an'ın en faziletli ayeti Bakara suresindeki Âyetü'l-Kürsi'dir. Bu ayet bir evde okunduğu zaman Şeytan oradan uzaklaşır."[7]

Rasulullah (s.a.s.) bir defa Ka'b oğlu Ubey'e, ezberinde olan ayetlerden hangisinin daha yüce olduğunu sormuş, "Allah ve Rasulu daha iyi bilir" cevabını alınca, soruyu tekrar etmiş, bunun üzerine Ubey, bildiği en yüce ayetin "Allahu lâ ilâhe illâhüve'l-Hayyu'l-Kayyûm" olduğunu söylemiştir. Rasulullah (s.a.s.) aldığı cevaptan memnun olarak Ubey'in göğsüne vurarak

"Ey Ebû Münzir! İlim sana kutlu olsun." buyurmuştur.[8]

Ayrıca Hz. Peygamber (s.a.s.)

"Âyetü'l-Kürsî Kur'ân âyetlerinin şahıdır" buyurmuştur.[9]

Bu ayet-i kerîmede Cenâb-ı Allah'ın yüceliği, sıfatları, kâinatta meydana gelen büyük olayların tamamen onun iradesi doğrultusunda vukû bulduğu, onun isteği ve izni olmadan hiç bir kimsenin başkasına şefaat edemeyeceği, O'nun kürsüsü, göklerde ve yerdekilerin ona ait olduğu hakkında bilgi verilmektedir. Meâli şöyledir:

"Allah (İbadete en lâyık olandır), Ondan başka ilâh yoktur. Diridir (ezeli ve ebedîdir), Kayyumdur (yaratıkların bütün işlerini düzenleyicidir. Yaratmada, rızık vermede mahlûkâtın yegane sahip ve hâkimi olup her şey onun sayesinde ayakla durur) Onu ne bir uyuklama alır, ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi onundur. O'nun izni olmaksızın yanında kim şefaat edebilir? O, (bütün yaratılmışların) önlerindekini (dünyadaki bütün yaptıklarını, açıklaytp gizlediklerini), arkalarındakini (Ahirette olacak Şeyi) bilir. Onun ilminden, kendisinin dilediğinden başka hiçbir şeyi kavrayamazlar. O'nun kürsüsü (ilmi) gökleri ve yeri kuşatmıştır. Ve onların (göklerin ve yerin) korunması O'na ağır gelmez. O, çok yüce çok büyüktür."[10]

ÂYET-EL KÜRSÎ'NİN ESRARI, HİKMETİ

   Hz. Ali (r.a) dan rivayet olunmuştur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki:
"Allah (C.C), Kürsî'yi inciden halk etmiştir. Büyüklüğünü, Cenâb-ı Ecelli ve Alâ'dan gayri kimse idrak edemez."

Diğer hadis-i şerifde:
"Yedi kat semâ ve yedi kat yerler Kürsî'nin yanında, sahra ortasında bir halka mesâbesindedir" buyurmuşlardır.

İbn-ü Mace'nin rivayetine göre:
"Yedi kat semâ ve yedi kat yerleri Kürsî kuşatmıştır." İkrime (r.a) dan rivayet edilen hadîs-i şerifde:

"Güneşin nûru, Kürsî'nin nûrunun yetmiş cüz'ünden bir cüz'üdür. Kürsî'nin nûru ise Arşın nûrunun yetmiş cüzünden bir cüzdür. Hamele-i Arş (Arşı yüklenen melekler ile Hamele-i Kürsî (Kürsîyi yüklenen melekler) arasında yüz kırk tane hicap vardır. Bunların yetmişi nûrdan yetmişi zulûmattan (karanlıktan) dır. Her hicâbın arasu, beş yüz senelik mesafedir. Eğer Arş-ı âzâmla Kürsî'nin arasındaki hicablar olmasa idi, Kürsî'deki melekler Arşın nûrundan yanardı" buyurmuşlardır.
   Yedi kat semâ ve yedi kat yerler, arşın yanında kaybolur. Lâ teşbih Arş-ı A'zâm, Cenâb-ı Ecelli Âlâ'nın sarayı gibidir. Emri oradan verir, emr-i ilâhî, Kürsî'nin üzerine indiği vakit, mermer üzerine düşen ağır altın zincirin ses yaptığı gibi ses yapar, Kürsî'deki melâikeler, Cenâb-ı Ecelli Âlâ'nın emrinin azâmetinden ve bu sesin şiddetinden bayılırlar, ayıkdıklarında arştaki meleklere sorarlar: "Rabbimiz ne emir buyurdu?" derler.
Onlar cevaben:

“Hakkı ve doğruyu emir buyurdu” derler.

Cenab-ı Ecelli Ala’nın Emr-i İlahisi oradan Sidre-i Münteha ’ya, buradan yedinci kat semaya gelir. Böylelikle Cenab-ı Ecelli Ala’nın Emr-i İlahisi bütün semalardan geçerek dünyaya iner.

Evliyaların büyüklerinden olan İmam-ı Şarani (KS), Emr-i İlahinin bu şekilde nüzul etmesinin sebeb-i hikmetini şöyle anlatır:


“Eğer Cenab-ı Ecelli Ala’nın Emr-i İlahisi, semalara uğramadan vasıtasız olarak dünyaya ve insanlara gelseydi, hitab-ı ilahinin azametinin şiddetinden hepsi erirdi…”

    Muhidin Arabî (k.s): Allah (C:C)'ın emr-i ilâhîsi beş yerden iner.

1. Kalem-i âlâ: Burada farzlar iner.
2. Levh-i mâhfuz: Buradan menduplar iner.
3. Arş: Buradan haramlar iner.
4. Kürsî: Buradan mekruhlar iner.

5. Sidret-il münteha: Buradan Cenâb-ı Ecelli Âlâ'nın helâl ve mübah gibi emirleri iner... buyurmuşlardır.

Kaynak:   http://www.ayetel-kursi.com/ayetel-kursinin-faziletleri.html#ixzz3LZYv9Ghf

http://www.muhammed.gen.tr/ayetel-kursi-suresinin-faydalari-ve-sirlari/#sthash.TdZxd8dA.dpuf
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...