Allah insanı nasıl korur?

Zünnu-i Mısri'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir :Bir gün elbiselerimi yıkamak için Nil nehrinin kenarına gitmiştim. Nehrin kenarında dururken, bir de baktım ki, görülmemiş şekilde büyük bir akrep bana doğru geliyor.

Bu sudan İçmek Müslümana Haram

Vaktiyle Bursa’ da bir Müslüman, eski adı “Yahudilik Yolağzı,” bugünkü adı Arap Şükrü olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş: - “Her kula helâl, Müslüman’a haram!”

Hiçbirinin haccı kabul edilmedi!

Ali bin Muvaffak hazretleri, Şam’da yaşamış olan evliyânın büyüklerindendir. Zünnûn-ı Mısrî ve Abdullah bin Mübarek ile görüştü. 878 (H.265) senesi vefât etti... Abdullah bin Mübarek bir hac mevsiminde Mekke’de hac vazifelerini ifa ettikten sonra, Harem’de uyuyakalır

Kuran Sırları

Bilindiği gibi DNA terimi, canlılardaki genetik malzemenin kısaltılmış ifadesidir. Genetik biliminin başlangıç tarihi ise, Mendel isimli bilim adamının 1865 yılında hazırlamış olduğu genetik yasalarına dayanır. Bilim tarihi için bir dönüm noktası oluşturan bu tarihe, Kuran’da 18:65 numaralı Kehf Suresi’nin 65. ayetinde işaret edilmektedir. (En doğrusunu Allah bilir.)

Nefsin Mertebeleri

BİRİNCİ DAİRE: Nefs-i Emmare: Allah`ın emirlerine uymayan, yasaklarını çekinmeden yapan ve zevkine tabi olan nefistir. Nefs-i emmâre denilen bedbaht nefis zenginleştikçe şımarır. Bilgisi arttıkça kibri, gururu da artar. Hele bir de makam sahibi olursa artık onun yanına varmak, sokulmak ne mümkün!

YAHUDİLERİN MAYMUN OLMASI

Onlar, Davud Aleyhisselâm’ın zamanında "Eyle" denilen bir şehirde yaşıyorlardı. Eyle Medine ile Şam arasında bir yerde ve Kızıldenizin sahilinde bir yerdeydi. Allah onlara cumartesi günü balık avlamayı yasak etti. Cumartesi günü olduğu zaman, denizde balık kalmaz, hepsi sahile gelirdi.

ARAPÇA ÖĞRENİYORUM

Öncelikle Hafıza tekniği konusunda size olağan üstü bir ip ucu.Sureler kolaydan zora doğru sıralanır. Bir sayfa alınarak 3′e bölünür. Önce ilk 5 satır, daha sonra diğer satırlar 5′er 5′er ezberlenir ve sonrasında birleştirilerek tekrar yapılır.

Günahın Reçetesi

Büyük Mutasavvıf Beyazıd-ı Bestamî Hazretleri bir gün tımarhanenin önünden geçiyordu. Tımarhane hizmetçisinin tokmakla birşeyler dövdüğünü görüp

Ahir Zaman Bu Zaman Mı?

Ahir zamanın kendini hissettirdiği şu günlerde, Rabbimizin ikazlarını neden duymamazlıktan geliyoruz acaba? Nereye gidiyorsunuz? Nerede Muhammed ümmeti?

Şeytan İşi

Günlerden birgün şeytanın yolu bir köye düşmüş.Keyfi yerinde olan şeytan sırtını bir ağaca dayamış ve buzağısı kazığa bağlı olan ineğini sağan genç bir kadını uzaktan izlemiş.

Artan pilav

Yahya baba, II. Bâyezîd Hân zamanında, Edirne Bâyezid Külliyesi'nin aşçılarından biridir.. Arkadaşları hoşaf, kebap sebze, bakliyat pişirir. Ama onun ihtisası pilavdır. Mübârek işe girişti mi, ibadet ettiğini sanırsınız.

Olgun İmana Kavuşma

MESCİD-İ Saadet'te Ashab-ı Kiram toplanmışlar, derin bir vecd ve huşu içinde Allah'ın Resûlünü dinlemekteydiler. Hazret-i Fahr-i Kâinat Efendimiz ise, Al-i İmrân sûresinden şu mealdeki Âyet-i Kerimeyi okuyordu:

Gönül Örtüsü Hayâ

Gönlün titremesidir hayâ. Gönül ki kurtulmuştur da ağırlıklarından, bir yaprak kadar incelmiştir. İşte o nazenin yapraktır müminin gönlü. Titrer bir günah, bir yanlış, bir aykırı hal gördüğünde.

KÂLU BELÂ

Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu. (Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.”

AY'IN RESÛLULLAH (S.A.V)'A SELAM VERMESİ

Ebû Kubeys dağının altında duruyorduk.Ay doğu tarafından göründü.Yükselerek yukarı çıktı. Nûru bütün âlemi doldurmaya başladı.Göğün ortasında kâmil bir dolunay haline geldi...

23 Şubat 2013 Cumartesi

İlimsiz Amel Edenin Sonu



Bersisa isminde bir zat, inzivaya çekilmiş, gece-gündüz vakti Allah’a (c.c.) ibadetle geçer ve hiçbir kötülükte bulunmazdı.
Bu zatı şeytan aleyhillane kandırmak için türlü hilelere başvurdu.
Fakat bir türlü kandıramadı.
En sonunda şeytan işin kolayını bulmuştu.
Çünkü Şeyh Bersisa, âmil, mütteld, züht ü takva sahibi bir zattı ama, alim değildi.
Yani ilm-i zahiri yoktu.
Ondan dolayı onu kandırmak kolay olacaktı.
Plânını şöyle tatbik etti:
Şeytan, sırtında cübbesi, elinde asası, başında sarığı, elinde tesbihi olduğu halde bembeyaz sakalıyla Şeyh Bersisa’nın ibadet ettiği yere varıp kapısını çaldı.
Şeyh Bersisa kapıyı açtıktan sonra, kim olup, nereden geldiğini ve niçin geldiğini sordu.
Şeytan Alleyhillane ona şu, cevabı verdi:
- Ben dünya nimetlerinden uzak, ömrünü Allah’a ibadetle geçirmek isteyen bir kimseyim. Bir Allah dostu bulup kendime arkadaş edinmek için çok yer dolaştım, fakat sizden başka bir kimseye rastlamadım. Memleketine yaklaştığımda, sizin isminizi duydum. Sizin de bütün gayretiniz Allah’ın rızasını kazanmak olduğuna göre, beni de kabul buyur da, beraber ibadete devam edelim, dedi.
Şeyh Bersisa, onun şeytan olduğunu ve kendisinin ayağını kaydırmak için geldiğini nereden bilecekti.
Arkadaşlığı kabul etti…
Beraber ibadete başladılar.
Aradan zaman geçiyor, Şeyh Bersisa ibadet ediyor, yiyor içiyor ve diğer insanlar gibi yaşıyor, lâkin Şeytan Allah’a öyle ibadet eder gözüküyor ki yemiyor – içmiyor, yatıp uyumuyor ve bütün zamanını ibadet ederek geçiriyordu.
Şeyh Bersisa, yeni dostuna hayran kalmıştı.
Aradan- çok zaman geçmeden dayanamayarak:
- Ey Allah’ın salih kulu, sen bu mertebeye nasıl yetiştin. Ben senelerden beri ibadet ederim, yeyip içmekten kurtulamadım. Sense bütün zamanını ibadete ayırabiliyorsun. Ne olur, bunun sırrını bana da öğret de, ben de senin gibi olayım, dedi.
Şeytanın istediği doğmuştu…
- Bunun kolayı var! Evvela bir büyük günah işleyecek, sonra da -ona samimiyetle tövbe edeceksin. Büyük bir günah işlemiş olduğundan Allah’tan daha fazla korkmaya başlayacak ve böylece de benim gibi, sen de her türlü insanî kötü hasletlerden kurtulmuş olacaksın, dedi.
Şeyh, meselâ ne gibi bir günah işlemesi lazım geldiğini sordu.
Şeytan, artık bayram ediyordu. Çünkü avını kandırmıştı.
- Zina edebilirsin, dedi.
Şeyh:
- Yapamam, dedi.
Bu sefer şeytan:
- Adam öldür! dedi.
Bersisa, yine:
- Onu da yapamam, dedi.
Şeytan:
- İçki içersin, dedi…
Bersisa, düşündü taşındı, onu biraz hafif görmüştü:
- O olur, yapabilirim, dedi.
Şeytan artık sevincinden havalarda uçuyordu.
Bersisa doğru kasabadaki meyhanelerden birine gidip bir miktar içki istedi, içkiyi sunan saki kadındı, içtikçe içti ve sonunda sarhoş olup kadına zina etmeyi düşünmeye başladı.
Şeytan tabiî ki boş durmuyor, adamın gözüne gözükmeden nefs yoluyla; ”Durma, böyle fırsat elegeçmez, hemen bu kadınla münâsebet kur,” diyordu.
Bersisa, tamamen sarhoş olduktan sonra, meyhaneci kadına orada zina etti.
Bu onun için çok kötü bir şeydi…
Duyulursa ne derlerdi.
En iyisi o kadını öldürüp gömmekti, ve öyle yaptı.
Kadını öldürüp meyhanenin arkasında bir yere gömdü.
Fakat hadise duyulmakta ve yayılmakta gecikmedi.
Bersisa’yı yakalayıp mahkemeye çıkardılar.
Katil olduğu için kısasa kısas Ölümüne hükmolundu.
Bersisa idam sehpasına çıkmış, artık ip boğazına geçirildikten sonra onu kurtaracak hiçbir kimse yoktu.
Şeytan karşıda görüldü.
- Bu hal nedir ey dostum? dedi.
Bersisa:
- Görüyorsun ey Allah’ın sevgili kulu beni kurtar, diye yalvarmaya başladı.
Şeytan:
- Bir şartla seni kurtarırım. O da bana secde edeceksin, dedi.
Bersisa:
- Görüyorsun ip boğazıma geçirilmiş nasıl secde edebilirim, deyince de:
- İşaretle secde edebilirsin, dedi.
Bersisa başıyla işaret ederek secde etti ve sandalye ayağının altından çekilince imansız olarak göçüp gitti.
Allah muhafaza buyursun.
İlimsiz amelin, insanı nereye kadar götüreceğine güzel bir misâl böylece vuku bulmuş oldu.
Eğer onda şeriata müteallik ilim olsaydı içki içmek, zina etmekle, adam öldürmekle evliya olunamayacağını bilir ve şeytana uymazdı.

Bu Zamanda İlahi Lütuf Olurmu




İnsan, her şeye kâdir olan Cenab-ı Hakk’tan bir şeyi can-ı gönülden ister, içi gerçekten o ateşle yanarsa Mevlâ’nın karşılık vereceği muhakkaktır.
Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-’i rüyasında görmeyi arzu ederek bunun yolunu bir âlimden soran kişinin hikâyesi meşhurdur.
Şöyle ki;
Âlim, o şahsa:
“Gece yatarken tuzlu balık ye ve yat, ama sakın su içme!” der.
Adam da Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-’i rüyada görmekle tuzlu balığın ne alakası var diye düşünür.
Ancak dediğini yapar.
Tuzlu balıkları yediğinde çok susamasına rağmen su içmez ve yatar.
O gece sabaha kadar dereler, çeşme başları, pınarlar görür.
Uyandığında doğru hoca efendiye koşar:
- Hani ben Peygamberimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’i görecektim? Sudan başka bir şey göremedim, der.
Hoca efendi de:
- Eğer Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in aşkı, tuzun içini yakması gibi seni yakarsa; işte o zaman O’nu görebilirsin, diyerek cevap verir.
Demek ki; varılmak istenen güzelliklere götürecek sihirli iksir, aşk ateşi…
**
Böylesi bir aşkı gerçekten yaşamış olan bir hanımın, Cenâb-ı Hakk’ın lutfuna nasıl kavuştuğunu anlatmak istiyorum, sizlere:
Bir mahallede hanımlar, günlük meşgalelerin arasından ayrılıp mânevî hava teneffüs etmek, rûhlarını dinlendirmek amacıyla ziyâretlerde bulunurlarmış.
Yine böyle bir zaman da hanımlar, beldelerindeki mübarek bir zâtın türbesini ziyaret etmek üzere hazırlanıp, sabah erkenden, tutulan arabanın yanında toplanmışlar.
Hanımlar arasında 4 çocuklu ve eşi vefat etmiş bir hanım da bulunmaktaymış. O da hazırlıklarını yapıp çocuklarını akrabalarına emanet ettikten sonra içi aşkla ve şevkle dolu olarak, heyecanla diğer hanımların yanına gelmiş.
Ancak biraz geç kalınca o hanıma yer kalmamış.
Diğer hanımlar ona:
- Sen zaten Kur’ân falan da bilmiyorsun. Gelmesen de olur. Yerimiz de kalmadı. Sen gelme! demişler.
Hanım çaresiz ortada kalakalmış.
Halbuki Mevlâ’nın sevgili kullarını ziyaret etmeyi, duâ edip Mevlâ’nın rızasını kazanacak bir amel yapmayı nasıl da istemekteymiş.
Öylece susup, hiçbir şey söylememiş.
Hıçkırıklar boğazında düğümlenirken gözlerinden akan yaşlar yanaklarından aşağı süzülmüş.
Yüzü solgun, gönlü kırık, çaresizliği yudumlayarak evine dönmüş.
Hüznün içinde dağ gibi büyüdüğü o günün sonunda namazını kılıp duâsını ettikten sonra yatmış.
Gecenin hangi kısmı bilinmez.
Belki de meleklerin yeryüzünde en çok dolaştığı vakitlerden biri.
Rahmân’ın sır kapılarını araladığı rüya âlemi…
Ak sakallı, nur yüzlü, beyazlar giyinmiş bir pîr-i fânî, güller saçan tebessümüyle o hanıma yaklaşmış.
Yumuşak, su gibi berrak bir sesle:
- Kızım, neden böyle mahzun ve ağlamaklısın? Nedir derdin?” diye sormuş.
Allâh rızasından başka bir amacı olmayan temiz kalbli hanım:
- Efendim, Allâh dostu bir zâtın ziyaretine Kur’ân bilmediğim için götürülmedim, diyerek olanları anlatmış.
O mübarek zât da:
- Peki kızım, sen artık üzülme. Kalkınca aç, Kur’ân-ı Kerim’i oku, der.
Duâlarda bulunmuş ve geldiği gibi gitmiş.
Kadıncağız heyecandan kalbi yerinden fırlayacakmış gibi yatağından kalkmış, abdest almış ve namazını kılmış.
Dudaklarında kıpır kıpır okuduğu dualarla, evin en güzel köşesindeki Kur’ân-ı Kerîm’i titreyen elleriyle örtüsünden çıkarmış.
Bismillah diyerek rastgele bir yer açmış.
Ezber okur gibi net bir şekilde Kur’ân’ı okuduğunu hayretler içerisinde görmüş.
Nereyi açsa takılmadan okumaya devam etmiş; heyecan ve mutluluktan ne yapacağını bilemez.
Kendisine böyle eşsiz bir lütuf ve ikramda bulunan Yüceler Yücesi Rabb’ine şükür secdesine kapanmış…

Bediüzzaman’ın Sakal Bırakmamasının Dinimizdeki Yeri Nedir?


“Sakal meselesi ise: Bu bir sünnettir, hocalara mahsus değil. Bu millette yüzde doksan sakalsız olanların içinde küçükten beri sakalsız bulundum. Bu yirmi senedir bana resmi hücumlarda bazı arkadaşlarımın sakallarını kestirmeleriyle, benim sakal bırakmadığım, bir hikmet, bir inayet-i İlahiye olduğunu ispat etti. Eğer sakal olsaydı, tıraş edilseydi, Risale-i Nur’a büyük bir zarardı. Çünkü ölecektim, dayanamayacaktım.”
“Bazı alimler “Sakalı tıraş etmek caiz değildir” demişler. Muradları, sakalı bıraktıktan sonra tıraş etmek haramdır, demektir. Yoksa hiç bırakmayan, bir sünneti terk etmiş olur. Fakat bu zamanda, dehşetli pek çok günah-ı kebireden çekinmek için, bu terk-i sünnete mukabil, Risale-i Nur’un irşadıyla, yirmi sene haps-i münferit hükmünde işkenceli bir hayat geçirdik; inşaallah o sünnetin terkine bir kefarettir.

Zeka, Hafızanın Gelişmesi İçin, Unutkanlıktan kurtulmak İçin Okunacak Dualar


Cevap 1:
Unutkanlıktan kurtulmak ve zekanın açılması için bu dua okunur.
“Bismillahirrahmanirrahim, Ferdün, Hayyün, Kayyumun, Hakemun, Adlün, Kuddüsün. İyyake na’büdü ve iyyakenesta’in. İnna fetehna leke fethen mubina.” Dokuz defa okunacak.
“Ya kebirü entellezi la tehdil ukulü livasfi azameti.” Bin defa okunacak.
Sonra; “Subhane rabbiyel a’la.” denecek. Sonra, “Sübhane minennaril eflaki, biezkaril emlaki kema tüskinül arza biezkarizzakirine, kale li ezkari himiletin lil mahmuline, ve meskenetin lil miskinine, ve muherriketin lil mutehharrikine, sübhane men hüve külle yevmin hüve fi şe’nin.” okunacak.
Bundan sonra ihtiyaç neyse o söylenecek ve şunlar okunacak.: “Ya ğıyasel müsteğisine vela havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim.” (Mecmuatül Ahzab)
Hz. İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: “Hz. Ali İbnu Ebî Tâlib (radıyallâhu anh) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a gelerek:
“Annem ve bâbam sana kurban olsun, şu Kur’an göğsümde durmayıp gidiyor. Kendimi onu ezberleyecek güçte göremiyorum.” dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ona şu cevabı verdi:
“Ey Ebû’l-Hüseyin! (Bu meselede) Allah’ın sana faydalı kılacağı, öğrettiğin takdirde öğrenen kimsenin de istifade edeceği, öğrendiklerini de göğsünde sabit kılacak kelimeleri öğreteyim mi?”
Hz. Ali (radıyallâhu anh): “Evet, ey Allah’n Rasûlü, öğret bana!” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (asv) şu tavsiyede bulundu:
“Cuma gecesi (perşembeyi cumaya bağlayan gece) olunca, gecenin son üçte birinde kalkabilirsen kalk. Çünkü o an (meleklerin de hazır bulunduğu) meşhûd bir andır. O anda yapılan dua müstecabtır. Kardeşim Ya’kub da evlatlarına şöyle söyledi: “Sizin için Rabbime istiğfâr edeceğim, hele cuma gecesi bir gelsin.” Eğer o vakitte kalkamazsan gecenin ortasında kalk. Bunda da muvaffak olamazsan gecenin evvelinde kalk. Dört rek’at namaz kıl. Birinci rek’atte, Fâtiha ile Yâsin sûresini oku, ikinci rek’atte Fâtiha ile Hâmim, ed-Duhân sûresini oku, üçüncü rek’atte Fâtiha ile Eliflâmmîm Tenzîlü’ssecde’yi oku, dördüncü rek’atte Fâtiha ile Tebâreke’l-Mufassal’ı oku. Teşehhüdden boşaldığın zaman Allah’a hamdet, Allah’a senayı da güzel yap, bana ve diğer peygamberlere salât oku, güzel yap. Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar ve senden önce gelip geçen mü’min kardeşlerin için istiğfat et. Sonra bütün bu okuduğun duaların sonunda şu duayı oku:
“Allah’ım, bana günahları, beni hayatta baki kıldığın müddetçe ebediyen terkettirerek merhamet eyle. Bana faydası olmayan şeylere teşebbüsüm sebebiyle bana acı. Seni benden râzı kılacak şeylere hüsn-i nazar etmemi bana nasîb et. Ey semâvât ve arzın yaratıcısı olan celâl, ikram ve dil uzatılamayan izzetin sâhibi olan Allah’ım. Ey Allah! ey Rahman! celâlin hakkı için, yüzün nuru hakkı için kitabını bana öğrettiğin gibi hıfzına da kalbimi icbâr et. Seni benden razı kılacak şekilde okumamı nasîb et. Ey semâvât ve arzın yaratıcısı, celâlin ve yüzün nuru hakkı için kitabınla gözlerimi nurlandırmanı, onunla dilimi açmanı, onunla kalbimi yarmanı, göğsümü ferahlatmanı, bedenimi yıkamanı istiyorum. Çünkü, hakkı bulmakta bana ancak sen yardım edersin, onu bana ancak sen nasib edersin. Herşeye ulaşmada güç ve kuvvet ancak büyük ve yüce olan Allah’tandır.”
“Ey Ebû’l-Hasan, bu söylediğimi üç veya yedi cuma yapacaksın. Allah’ın izniyle duana icâbet edilecektir. Beni hak üzere gönderen Zât-ı Zülcelâl’e yemin olsun bu duayı yapan hiçbir mü’min icâbetten mahrum kalmadı.”
İbnu Abbâs (radıyallâhu anhüma) der ki: “Allah’a yemin olsun, Ali (radıyallâhu anh) beş veya yedi cuma geçti ki Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a aynı önceki mecliste tekrar gelerek:
“Ey Allah’ın Resûlü! Geçmişte dört beş âyet ancak öğrenebiliyordum. Kendi kendime okuyunca onlar da (aklımda durmayıp) gidiyorlardı. Bugün ise, artık 40 kadar âyet öğrenebiliyorum ve onları kendi kendime okuyunca Kitabullah sanki gözümün önünde duruyor gibi oluyor. Eskiden hadisi dinliyordum da arkadan bir tekrar etmek istediğimde aklımdan çıkıp gidiyordu. Bugün hadis dinleyip sonra onu bir başkasına istediğimde ondan tek bir harfi kaçırmadan anlatabiliyorum.” dedi.
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bu söz üzerine Hz.Ali (radıyallâhu anh)’ye: “Ey Ebû’l-Hasan! Kâbenin Rabbine yemin olsun sen mü’ minsin!” dedi.” (Tirmizî, Daavât 125, (3565).
Cevap 2:
Zekanın açılması, hafızanın gelişmesi için dua okumanın yanında, maddi tedbirlere uymak ve yapılan işin gereklerini yerine getirmek gerekir. Dersine çalışması gereken bir öğrenci sadece diliyle değil haliyle ve bedeniyle de dua etmelidir. Buna fiili dua denilmektedir. Üzerine düşen görevi hakkıyla yerine getirdikten sonra diliyle dua etmek de kavli duadır. İki kanatlı bir kuş gibi, hem fiili hem de kavli duayı beraber yapmakla istediği yere uçabilecektir.
Ayrıca öğrendiklerini unutmamak ve onları korumak için de bazı tedbirler almalıdır. Çünkü unutkanlığa sebep olan konular vardır. Bunlardan sakınmak gerekir. Bazılarını kısaca söyleyelim:
1. Harama bakmak.
2. Haramla beslenmek.
3. Zihni çok yoracak olan gereksiz şeylerle doldurmak. Televizyon, bilgisayar gibi.
4. Aşırı derecede bedene zarar verecek kadar cinsel ilşkiye girmek. Özellikle kendi kendine tatmin olmak.
5. Zihnin sürekli çalışmasını engelleyecek kadar boş durmak. Unutkanlıktan kurtulmak için bu dua okunur.

Kuran Sırları 2





Bilindiği gibi DNA terimi, canlılardaki genetik malzemenin kısaltılmış ifadesidir. Genetik biliminin başlangıç tarihi ise, Mendel isimli bilim adamının 1865 yılında hazırlamış olduğu genetik yasalarına dayanır. Bilim tarihi için bir dönüm noktası oluşturan bu tarihe, Kuran’da 18:65 numaralı Kehf Suresi’nin 65. ayetinde işaret edilmektedir. (En doğrusunu Allah bilir.)



D-N-A harflerinin (Arapça’da Dal-Nun-Elif harflerinin) Kuran’da nerelerde yan yana geldiği incelendiği zaman, en fazla Kehf Suresi’nin 65. ayetinde geçtiği görülecektir. Bu ayette benzersiz bir şekilde, D-N-A harfleri ardı ardına tam üç defa, yan yana yer almaktadır. Kuran’ın başka hiçbir ayetinde “DNA” harfleri bu şekilde ardarda ve çok sayıda geçmez.
DNA teriminin dikkat çekici bir şekilde yer aldığı bu istisna ayetin numarası ise 18:65′tir. Bu rakamlar genetik biliminin başlangıç yılı olan 1865 yılına dikkat çekmektedir. Bunu rastlantı olarak değerlendiremeyiz. Çünkü Kuran’da sadece 18:65 ayetinde “DNA” ardarda üç defa geçmektedir. Bu işaret mucizevi niteliktedir; çünkü DNA (Deoksiribo Nükleik Asit) ismini bilim dünyası çok yakın sayılabilecek bir tarihte koymuştur. 
DNA ve genetik tarihinin başlangıcı olan ve 1865 yılına işaret eden Kehf Suresi’nde, DNA toplam 7 defa tekrarlanırken, RNA da (Arapça’da Ra-Nun-Elif harfleri) 7 defa tekrar etmektedir. Bildiğiniz gibi RNA molekülü de DNA gibi genetik yapıyı oluşturan diğer bir moleküldür. Bu nedenle DNA-RNA’nın özellikle bu surede eşit sayıda geçmesi, gerçekten bu moleküllere yüzyıllar önce Kuran’da işaret edildiğinin ayrı bir kanıtıdır. (En doğrusunu Allah bilir.)


18 Şubat 2013 Pazartesi

Bir Kere İnanırsam Anlınımı secdeden kaldırmam




Necip Fazıl, Abidin Dino’ya sormuş:
- “Niçin inanmıyorsun?”
Abidin Dino, kendisine kaybettiren, fakat başkalarına çok şey bulduran şu müthiş cevabı vermiş:
- “Korkuyorum, bir kere inanırsam bir daha başımı kaldıramam secdeden…”
Yani şunu demek istemiş:
- “Siz öyle bir Allah’a inanıyor; öyle azametli, merhametli bir Zat’tan bahsediyorsunuz ki; eğer öyle bir Allah varsa, değil ona itaat etmemek veya günah işlemek, O varken başımı secdeden kaldırmaya bile haya eder, o cesareti bile kendimde bulamam!”

Bu sudan İçmek Müslümana Haram


Vaktiyle Bursa’ da bir Müslüman, eski adı “Yahudilik Yolağzı,” bugünkü adı Arap Şükrü olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş:
- “Her kula helâl, Müslüman’a haram!”
Bursa başkent, tabii Osmanlı karışmış, bu nasıl fitnedir diye… Gitmişler kadıya şikâyete, adam yakalanıp yaka-paça huzura getirilmiş.
— Bu nasıl fitnedir, dini İslâm, ahalisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, “Hayrattır, sebildir!” diye çeşme yap, ama suyunu Müslüman’a yasakla! Olacak iş midir, nedir sebebi, aklını mı yitirdin?” diye çıkışmışlar adama.
Adam:
— Müsaade buyurun, sebebi vardır, lâkin ispat ister, delil şarttır, dedikçe kadı kızmış:
— Ne delili, ne ispatı? Sen fitne çıkardın, Müslüman ahalinin huzurunu kaçırdın, katlin vaciptir! demiş.
Demiş ama bir yandan da merak edermiş:
— Nedir gerekçen? diye sormuş.
Adam:
— Bir tek Sultan’a derim… diye cevap verince, ortalık yine karışmış.
Söz Sultan’a gitmiş, adam yaka paça saraya götürülmüş.
Padişah da sinirlenmiş ama diğer yandan o da meraklanırmış:
— De bakalım ne diyeceksen. Bu nasıl iştir ki, hem çeşmeyi yaparsın hem de ‘her kula helâl, Müslüman’a haram’ yazarsın?”
Adam, başı önünde konuşur:
— Delilim vardır, lâkin ispat ister.
— Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin?
— O zaman boynum, hükme kıldan incedir Sultanım…
— Eeee?!..
— Sultanım, herhangi bir havradan (Sinagog) rastgele bir hahamı izahsız yaka-paça tutuklayın, bir hafta tutun. Bakın neler olacak…
Dediği yapılmış adamın. Bütün azınlıklar bir olmuş, başlarında Musevîler,
- “Ne oluyor, bu ne zulüm?.. Bizim din adamımıza biz kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masumdur, gerekirse kefalet ödeyelim…”
Çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, elçiler mektup üstüne mektup getirmiş…
Bir hafta dolunca, adam:
— Sultanım, artık bırakmak zamanıdır, demiş.
Haham bırakılmış, azınlıklar mutlu, bu sefer Sultan’a teşekkürler, hediyeler…
Az zaman geçmiş ki adam:
— Aynı işi herhangi bir kiliseden herhangi bir papaz için yaptırınız Sultanım, demiş.
Aynı şekilde bir papaz derdest edilip yaka-paça alınmış Pazar ayininden ve aynı tepkiler artarak devam etmiş. Haftası dolunca da serbest bırakılmış. Mutluluk ve sevinç gösterileri daha bir fazlalaşmış, teşekkürler, şükranlar… Levantenler, din adamlarına kavuşmanın mutluluğuyla daha bir sarılmışlar birbirlerine..
Sultan:
— Bitti mi? diye sormuş adama.
— Sultanım son bir iş kaldı, sonra hüküm zamanıdır izninizle, demiş.
— Şimdi nedir isteğin?
— Efendim, payitahtımız Bursa’nın en sevilen, en sözü dinlenilen, itimat edilen âlimini alınız minberinden…
Adamın dediğini yapmışlar, Ulu Câmii imamını Cuma hutbesinin ortasında almışlar, yaka-paça götürmüşler… Ve ne olmuş bilin bakalım? Bir Allah’ın kulu çıkıp da “Ne oluyor, siz ne yapıyorsunuz? Hiç olmazsa vaazı bitene kadar bekleseydiniz,” gibi tek bir kelâm etmemiş, imamın peşinden giden, arayan-soran olmamış…
Geçmiş bir hafta, “Nerde imam?” diye gelen-giden yok! İlmi az ve kabiliyetsiz bir imam tayin edilmiş yerine, ne konuştuğunu kendi kulağı duymayan tam yobaz cinsinden biri… Halk hâlinden memnun, başlamış bir dedikodu, o geçen hafta derdest edilen koca âlim için:
— Biz de onu adam bilmiş, hoca bellemiştik…
— Kim bilir ne halt etti de tevkif edildi!..
— Vah vaah!.. Acırım vaazında geçen günlerime…
— Sorma, sorma…
Padişah, kadı ve adam izliyorlarmış olup bitenleri. Sonunda, Padişah çeşmeyi yaptırana sormuş:
— Eee, ne olacak şimdi?..
Adam:
— Bırakma zamanıdır. Bir de özür dileyip helâllik almak lâzımdır hocadan.
— Haklısın, demiş padişah.
Denilenin yapılması için emir buyurmuş ve adama dönmüş.  Adam başı önünde konuşmuş:
— Ey Sultanım, siz irade buyurunuz lütfen, böyle Müslümanlara su helâl edilir mi?
Sultan acı acı tebessüm etmiş:
— Hava bile haram, hava bile!… demiş.

8 Şubat 2013 Cuma

Dini Terimler ve Anlamları




1- Abdest Nedir?

Dirsekler ile beraber ellerin, yüzün, topuklarıyla beraber ayakların temiz su ile yıkanması ve başın meshedilmesidir.

2- Adak Nedir?
Kişinin dinen yükümlü olmadığı halde, farz veya vacip türünden bir ibadet yapacağına dair Allah’a söz vermesidir.

3- Ahiret Ne Demektir?

Kıyametin kopmasından sonra başlayan ve sonsuza kadar devam edecek olan cennet ve cehennem hayatıdır.

4- Ahkam Nedir?

Kur’an ve Sünnetin içerdiği dinî hükümlerdir.

5- Ahlâk nedir?

Bir kişinin iyi veya kötü olarak nitelenmesine sebep olan manevî değerleri, huyları ve bunların tesiri ile ortaya koyduğu davranışların bütünüdür.

6- Allah’ın Rızası Ne Demektir?

Yapılan herhangi bir işten Allah’ın hoşnut olmasıdır.

7- Amin Ne Demektir?

Yapılan duâ için, “Ya Rabbi Kabul buyur” demektir.

8- Arafat nedir?

Hacı adaylarının “vakfe” yapmak üzere arefe günü toplandıkları, Mekke’nin güneydoğusunda bulunan bir bölgedir.

9- Arş Nedir?

Mecazî anlamda, ilahî hükümranlık tahtı demektir.

10- Ashâb Ne Demektir?

Hz.Peygamber’i gören ve onunla sohbet eden müslümanlardır.

11- Aşere-i Mübeşşere Nedir? Ve Kimlerdir?

Dünyada iken Hz.Peygamber tarafından Cennetle müjdelenen on kişiye Aşere-i Mübeşşere denir.

Bunlar: Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali, Talhâ, Zübeyr, Avf oğlu Abdurrahman, Sa’d, Zeyd oğlu Saîd, Ebû Ubeyde (r.a.) hazretleridir.

12- Aşûre Nedir?

Kameri takvimin birinci ayı olan Muharremin onuncu gününe verilen isimdir.

13- Ayet Nedir?

Kur’an-ı Kerim’de durak işaretleri arasındaki cümle ya da ifadelerdir.

14- Berat nedir?

Borçtan, suç ve cezadan kurtulmaktır. Günahlardan kurtulmaya vesile olan Şaban ayının onbeşinci gecesine de Berat gecesi denir.

15- Beytullah Ne Demektir?

Müslümanların namaz kılarken yöneldikleri Kâbe’nin diğer adıdır.

16- Bid’at nedir?

Dinin aslından olmadığı halde dindenmiş gibi algılanan şeylerdir.

17- Câiz Nedir?

Yapılması dinen yasak olmayan şeydir.

18- Cami ve Mescid Nedir?

Müslümanların toplu halde veya tek başına namaz kılıp, ibadet ettikleri umuma açık mübarek mekanlardır.

19- Cennet, Cehennem, Sırat-ı Müstekîm, Berzâh ve Cüz Ne Demektir?

Cennet; Allah’ın emirlerine uyup yasaklarından sakınanların konulacağı ebedi mükafat yeridir.

Cehennem; kafirlerin sürekli olarak kalacakları azap yeridir.

Sırat-ı Müstakîm; Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de beyan ettiği dosdoğru yoldur.

Berzah; ölümle kıyamet arasındaki zaman dilimidir.

Cüz: Kur'an'ın bölünmüş olduğu otuz parçadan her biri:

20- Din Nedir?

Hür iradeleriyle inanan akıl sahibi insanları, en iyiye, en doğruya, en güzele ve ebedî mutluluğa ulaştıran ilahî kanunlar bütünüdür.

21- Dört Büyük Kitabı Biliyor musunuz?

Dört büyük kitab: Tevrât, Zebûr, İncil ve Kur’an’dır.

22- Dört Büyük Meleği Biliyor musunuz?

a) Cebrail: Allah’tan vahiy getiren melektir.

b) Mikail: Evrendeki tabiat olayları ve canlıların rızıkları ile görevli melektir.

c) İsrafil: Kıyametin kopması ve insanların kabirlerinden kalkması için “Sûr”a üflemekle görevli melektir.

d) Azrail: Canlıların ruhlarını almakla görevli melektir.

23- Duâ Nedir?

Kulun istek ve arzularını uygun bir üslupla Allah’a arzetmesidir.

24- Ebedî ve Ezelî Ne Demektir?

Ebedî, sonu olmayan; ezelî ise başlangıcı olmayandır.

25- Ecel Ne Demektir?

Allah’ın takdir ettiği ömrün sona erdiği andır.

26- Ecir Nedir?

Yapılan güzel ameller karşılığında Allah’ın kullarına verdiği mânevî mükafattır.

27- Esmâ-i Hüsnâ Nedir?

Yüce Allah’ın en güzel isimleri anlamına gelir.

28- Ezan Nedir?

Namaz vakitlerinin girdiğini bildirmek üzere müezzin tarafından okunan ve özel sözlerden oluşan dini bir davettir.

29- Farz Nedir?

Dinen yapılması kesin olarak istenen şeydir.

30- Fasık nedir?

Allah’ın emir ve yasaklarına riayet etmeyen kimseye denir.

31- Fıkıh Nedir?

Kişinin amel yönünden faydasına ve zararına olan şeyleri bilmesidir.

32- Fidye Nedir?

Meşru mazeretler sebebiyle bazı ibadetlerin yapılamaması veya ibadet sırasında eksikliklerin oluşması sebebiyle yerine getirilmesi gereken dinî yükümlülük.

33- Fitne nedir?

İyi veya kötü şeylerle deneme, manevî çöküntü, sosyal kargaşa ve kaos demektir.

34- Fitre Nedir?

Ramazan Bayramına kavuşan ve dinen zengin sayılan Müslümanların, kendileri ve bakmakla yükümlü oldukları kişiler için fakirlere vermeleri gereken belli miktarda mal ya da paradır.

35- Gusül Nedir?

Ağızı, burnun içini ve bütün bedeni yıkamaktır.

36- Günah Nedir?

Allah’ın emir ve yasaklarına aykırı olan amel, söz ve davranışlardır.

37- Hadis Nedir?

Hz.Peygamberin sözleri veya O’nun fiil ve onaylarının sözle ifadesine denir.

38- Haram Nedir?

Dinen yapılması kesin olarak yasaklanan şeydir.

39- Haşr Nedir?

Bütün canlıların yeniden diriltilerek mahşerde, hesap vermek üzere toplanmasıdır.

40- Hatim Nedir?

Kur’an-ı Kerim’in baştan sona kadar orijinalinden okunup bitirilmesidir.

41- Hayır Nedir?

Hayır, Yüce Allah’ın rızasını kazanmaya vesile olan güzel amellerdir.

42- Helal Nedir?

Yapılıp yapılmaması konusunda dinî bir hüküm bulunmayan şeylerdir.

43- Hicret Nedir?

Hz. Muhammed’in Miladî 622 yılında Mekke’den Medine’ye göç etmesi olayıdır.

44- Hilye-i Şerif Nedir?

Peygamber Efendimizin dış görünüşünü ve vasıflarını anlatan eserlere verilen addır. “Hilye-i Saâdet” de denir.

45- Hurâfe Nedir?

Akla ve ilme aykırı olan ve hiçbir temeli bulunmayan batıl inançlar ve uygulamalardır.

46- Hutbe Nedir?

Cuma ve Bayram günlerinde camilere gelen müminleri, dinî konularda aydınlatmak üzere hatibin yaptığı konuşmadır.

47- İbadet Nedir?

Allah’a gönülden, isteyerek yönelmek ve karşılığında sevap vadedilen dinî görevleri ve amelleri Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla yerine getirmektir.

48- İcmâ Nedir?

Hz.Peygamber’in vefatından sonra, herhangi bir asırda, bütün İslam müçtehitlerinin, dînî bir konuda ortak hüküm vermeleridir.

49- İçtihat Nedir?

Müçtehidin herhangi bir dînî mesele hakkında bir hükme ulaşabilmek için belli tekniklere başvurarak bütün gücünü harcaması demektir.

50- İftar Nedir?

Oruç açmaktır.

51- İhram Nedir?

Hac veya umreye niyet eden bir kimsenin, diğer zamanlarda mübah olan bazı davranışları belirli bir süre boyunca kendisine yasaklamasıdır. Bu amaçla giyilen şeye de aynı ad verilir.

52- İhsan Nedir?

İnsanlara iyilik etmek, yararlı ameller işlemek ve “Allah’ı görüyormuş gibi, O’na ibadet etmek” demektir.

53- İlahi Kudret Nedir?

Yüce Allah’ın gücü ve kuvvetidir.

54- İlâhî Ne Demektir?

Tasavvuf Edebiyatında Allah ve Peygamber sevgisini dile getiren şiir türünden dizelerdir.

55- İlk Müslümanlar Kimlerdir?

İlk Müslümanlar Hz.Hatice, Hz.Ali, Zeyd b. Hârise ve Hz.Ebu Bekir’dir.

56- İlk Vahiy Peygamberimize Ne Zaman Gelmiştir.?

İlk vahiy, Miladî 610 yılında, Hz. Peygamber, kırk yaşında iken, Mekke yakınındaki Nûr Dağı’nda ve Kadir Gecesi’nde gelmiştir.

57- İmam-Hatip Kimdir?

Cemaate namaz kıldıran ve hutbe okuyan kimse demektir.

58- İman Nedir? Veya İnanç Nedir?

Hz.Peygamber’in, Allah’tan getirdiği kesin olarak bilinen hükümlerin doğruluğunu kabul ve tasdik etmektir.

59- İmsak Nedir?

Oruç niyetiyle yeme, içme ve cinsel ilişki gibi orucu bozan şeylerden uzak durmaktır.

60- İrşâd Nedir?

Müslümanlara doğru yolu göstermek ve onları dinî görevleri hakkında aydınlatmaktır.

61- İslam Nedir?

Allah’ın, insanlara Peygamberi Hz.Muhammed (s.a.v.) vasıtasıyla gönderdiği son ilâhî dinin adıdir.

62- İsrâ Nedir?

Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v.)’in bir gece Allah tarafından Mekke’deki Mescid-i Haram’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya götürülmesidir.

63- İtâat Nedir?

Allah’ın emirlerine uyup, yasaklarından sakınmaktır.

64. İtikad nedir?

İnanma, gönülden tasdîk etme demektir. İtikadî konular denilince, iman esasları akla gelir.

65- İzar nedir?

Hac veya Umre yapmak üzere ihrama giren erkeklerin belden aşağısını kapatmak üzere büründükleri örtüdür.

66- Kâbe nedir?

Müslümanların namaz kılarken yöneldikleri Mekke’deki Mescid-i Haram’ın içinde bulunan, Hz.İbrahim ile oğlu Hz.İsmail (A.S.) tarafından inşa edilmiş olan mukaddes ma’bettir.

67- Kaç Çeşit İbadet Vardır?

İbadetler bedenî, malî ve hem bedenî hem malî İbadetler olmak üzere üç çeşittir.

68- Kader Ne Demektir?

Yüce Allah’ın ezelden ebede kadar meydana gelecek olayları, bunların zamanını, yerini, miktarını ve niteliklerini ezelî ilmi ile bilip takdîr etmesidir.

69- Kâfir Kime Denir?

İslam dininin temel esaslarını kabul etmeyen, Hz.Peygamber’in, Yüce Allah’tan getirdiği kesin olarak bilinen hususları inkar eden kimsedir.

70- Kaza Ne Demektir?

Yüce Allah’ın ezelî ilmiyle takdîr ettiği şeylerden her birinin zamanı gelince o takdire uygun olarak yaratmasıdır.

71- Kelime-i Şehadet Nedir?

“Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna şahitlik ederim” anlamındaki, “Eşhedü en lâ ilâhe illAllah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve rasûlühü” ifadesidir.

72- Kelime-i Tevhit Ne Demektir?“

Allah’tan başka ilâh yoktur, Muhammed O’nun elçisidir” anlamındaki “Lailâhe illâllah, Muhammedürresûlullah” ifadesidir.

73- Kıble nedir?

Müslümanların namaz kılarken yöneldikleri taraf, Kâbe cihetidir.

74- Kırâat Nedir?

Namazda Kur’an-ı Kerim’den bir miktar okumak demektir.

75- Kıyam Nedir?

Namazda ayakta durmak demektir ve namazın farzlarından biridir.

76- Kıyamet Ne Demektir?

Yüce Allah’ın belirlediği zaman gelince kâinat düzeninin bozulup yıkılması ve dünyanın sonunun gelmesidir.

77- Kıyas Nedir?

Kur’an ve Sünnet’te hükmü açıkça belirtilmeyen bir meselenin hükmünü, aralarındaki ortak nitelik dolayısıyla, hükmü açıkça belirtilen diğer meseleye göre açıklamaktır.

78- Kirâmen Kâtibîn Nedir?

Her mükellef insanın yaptığı bütün işleri kayda geçiren yazıcı meleklerin adıdır.

79- Kul Nedir?

Allah’ın hüküm ve tasarrufu altındaki tüm insanlar demektir.

80- Kur’an-ı Kerîm’de Kaç sûre Vardır?

Kur’an-ı Kerîm’de 114 sûre vardır.

81- Kurban Nedir?

Allah’a yakın olmak ve rızasına ermek için ibadet niyetiyle kurbanlık bir hayvanı kesmektir.

82- Kürsü Nedir?

Camilerde vaizlerin va’z sırasında oturdukları yüksekçe yerdir.

83- Mahşer Ne Demektir?

Öldükten sonra dirilen insanların toplanacağı yerdir.

84- Meâl nedir?

Her yönüyle aynen aktarılması mümkün olmayan bir sözün başka bir dile yaklaşık olarak çevirisidir. Özellikle Kur’an tercümeleri için kullanılmaktadır.

85- Mekruh Nedir?

Dinen yapılmaması zannî delille istenen şeydir.

86- Melek Ne Demektir?

Allah’ın emriyle çeşitli görevleri yerine getiren, gözle görülmeyen nûrânî varlıklardır.

87- Mevlid Nedir?

Doğum zamanı demektir. Peygamberimizin doğumu ve bunu anlatan eser anlamında kullanılır.

88- Mi’rac Nedir?

Peygamberimizin, Kudüs’deki Mescid-i Aksa’dan, Yüce Allah’ın, manevî huzuruna yaptığı yolculuğun adıdır. Dinî literatürde, Recep ayının 27. gecesi “mîrac gecesi” olarak bilinir.

89- Mihrap Nedir?

Cami, mescid ve namazgâhlarda kıble yönünde bulunan ve İmam-Hatibin namaz kılarken durduğu bölümdür.

90- Minber Nedir?

Camilerde İmam-Hatiplerin cuma ve bayram hutbesi okudukları basamaklı yüksekçe yerdir.

91- Mîzan Ne Demektir?

Mahşerde hesap görüldükten sonra herkesin amellerinin tartılacağı ilahi adalet terazisidir.

92- Mucize Ne Demektir?

Peygamberlerin, peygamber olduklarını ispat için Allah’ın izni ile gösterdikleri hiçbir insanın benzerini yapamayacağı harikulade hallerdir.

93- Mukâbele Nedir?

Kur’an-ı Kerim’i, birinin yüzünden veya ezbere okuması, diğerlerinin de onu takip etmesidir.

94- Mukaddesât Nedir?

Dinimizce kutsal kabul edilen değerlerdir.

95- Mushaf Ne demektir?

Kur’an-ı Kerim’in, Fatiha Sûresi ile başlayıp Nâs Sûresi ile bittiği şekliyle iki kapak arasında toplanmış haline mushaf denir.

96- Mü’min Kime Denir?

Allah’a, Hz.Peygamber’e ve O’nun haber verdiği şeylere gönülden inanıp, kabul ve tasdîk eden kimsedir.

97- Mübah Nedir?

Dînen yapılıp yapılmaması serbest bırakılan şeydir.

98- Müezzin-Kayyım Kimdir?

Namaz vakitleri girince ezan okuyup, cami ve cemaatle ilgili hizmetleri gören kimsedir.

99- Müfsid Ne Demektir?

Usûlüne uygun olarak başlanmış bir ibadeti bozup, geçersiz hale getiren herhangi bir davranıştır.

100- Müftü Kimdir?

Dinî konularda fetva vermeye yetkili olan kimsedir.

101- Mükellef Ne Demektir?

Dinî hükümleri yerine getirmekle yükümlü olan kimse demektir.

102- Münâcât Nedir?

Allah’a sessizce duâ etmek, yalvarmak ve niyaz etmektir. Dua içerikli şiirlere de münacât denir.

103- Münafık Kime Denir?

Kalben inanmadığı halde, dili ile mümin olduğunu söyleyen kimsedir.

104- Münker Nekir Nedir?

Kabre konulan kimseye “Rabbin kim?, Peygamberin kim?, Dinin nedir?” diye soru soran meleklerin adlarıdır.

105- Müstehab veya Mendup Nedir?

Hz.Peygamber’in bazen yaptığı, bazen de yapmadığı dini içerikli işlerdir.

106- Na’t Nedir?

Peygamber Efendimizi övmek maksadıyla yazılan şiir türüdür.

107- Nafile, Kaza Nedir?

Nafile; farz, vacib ve sünnet ibadetlerin dışında sevap kazanmak için yapılan tüm ibadetlerdir.

Kaza; vaktinde yerine getirilememiş olan farz bir ibadetin vaktinden sonra yerine getirilmesidir.

108- Nebî veya Resûl Ne Demektir?

Allah’tan vahiy yoluyla aldığı emir ve yasakları insanlara ulaştırmakla görevli olan seçkin insandır.

109- Nisap miktarı ne demektir?

Dînen zengin sayılmanın ölçüsüdür.

110- Niyâz Nedir?

Duâ etmek demektir.

111- Niyet Nedir?

İnsanın bir şeyi yapmaya kalben ve zihnen karar vermesidir.

112- Orucun Kazası Ne Demektir?

Vaktinde tutulamayan oruçların daha sonra gününe gün olarak tutulmasıdır.

113- Orucun Kefareti Nedir?

Ramazan’da mazeretsiz olarak kasten orucu bozmanın cezası olarak peş peşe tutulan altmış gün oruçtur. Buna gücü yetmeyenler altmış fakiri sabahlı akşamlı doyururlar.

114- Oruç Kimlere Farzdır?

Oruç ergenlik çağına ulaşmış, akıllı ve Müslüman olan herkese farzdır.

115- Öşür Nedir?

Tarım ürünlerinden onda bir ya da yirmide bir oranında verilen zekattır.

116- Peygamberimiz Hz.Muhammed Ne Zaman Doğmuştur?

Peygamberimiz Hz.Muhammed Miladî 571 yılında, Rebîulevvel ayının on ikinci gecesi seher vaktinde dünyaya gelmiştir.

117- Peygamberlerde Bulunan Temel Nitelikler Nelerdir?

Sözünde ve özünde doğru, her yönüyle güvenilir, günahlardan korunmuş, üstün akıl ve zeka sahibi, Allah’tan aldığı vahyi insanlara aynen ulaştırma peygamberlerin temel nitelikleridir.

118-Rab Nedir?

Yaratan, nimet veren ve terbiye eden anlamına gelir ve Yüce Allah’ın güzel isimlerindendir.

119-Rahman ve Rahîm Ne Demektir?

Allah’ın güzel isimlerinden olup çok merhamet eden, esirgeyen ve bağışlayan demektir.

120-Rahmet Nedir?

Allah’ın, yaratıklarına merhamet etmesi ve lütufta bulunmasıdır.

121- Regâib Nedir?

Rağbet olunun şey ve bol ihsan demektir. Örfümüzde Recep ayının ilk Cuma gecesi olarak bilinmektedir.

122- Rekat Nedir?

Namazın kıyam, rükû ve secdelerinden oluşan her bir bölümüdür.

123- Rida nedir?

Hac veya umre yapmak üzere ihrama giren erkeklerin belden yukarısını kapatmak üzere büründükleri örtüdür.

124- Ru’yet-i Hilâl Ne demektir?

Kamerî ayların başlangıcını belirleyen Hilal’in görülmesidir.

125- Rükû Nedir?

Namazda eller dizlere erecek ve sırt ile baş, düz bir satıh oluşturacak biçimde öne doğru eğilmektir.

126- Sa’y nedir?

Hac ya da Umre yaparken Kâbe yakınlarında bulunan Safâ ile Merve tepeleri arasında, dört gidiş üç geliş olmak üzere yedi defa gidip gelmektir.

127- Sadaka Nedir?

Zekat dışında ibadet niyetiyle fakirlere yapılan yardımlardır.

128- Sahur Nedir?

İkinci tan yeri ağarmasından az önceki vakit ve bu vakitte yenen yemektir.

129- Salih Amel Nedir?

Yapılması Allah ve Peygamberi tarafından istenen, fert ve toplum için faydalı işler ve davranışlardır.

130- Secde Nedir?

Namaz kılanın, ayak parmaklarını, dizlerini, ellerini, alnını ve burnunu yere koyması ile oluşan durumdur.

131- Sehiv (Yanılma) Secdesi Ne Demektir?

Yanılma, unutma veya dalgınlık gibi haller nedeniyle namazın farzlarından birinin ertelenmesi, vaciplerinden birinin terk edilmesi veya ertelenmesi durumunda namazın sonunda yapılan secdedir.

132- Sevap Nedir?

Allah’ın emir ve yasaklarına uygun olan amel, söz ve davranışlardır.kişiler günahı haram olan şeyleri yapmaları, farz olan şeyleri terk etmeleri ve kötü hareketleriyle kazanırlar. Buna göre ahirette sevabı günahından yüksek olanlar ebedi saadete kavuşacak, cennete gönderilecek, günahı sevabından çok olanlarsa azap ile karşılacaklardır. Ehl-i Sünnette genel kanı Mü'min kişinin günah sevabından çoksa bile, azabının ebedî olmayacağı, günahlarının cezasını bir süre azap çekerek gördükten sonra cennete alınacağı yolundadır. Haricîlikte ise günahkâr kişi dinden çıkmış sayılabilir ve bu sebeple öldüğünde ebedi azap görebilir.

133- Sûre Nedir?

Kur’an’ın, birbirinden besmele ile ayrılan her bir bölümüdür.

134- Sünnet Nedir?

Peygamber Efendimiz’in yaptığı ve müslümanlardan da yapılmasını istediği dinî görevlerdir.

135- Şirk Ne Demektir?

Allah’a ortak koşmak demektir. Bu da Allah’tan başka ilah edinmek veya O’ndan başkasına ibadet etmek şeklinde olur.

136- Şükür Nedir?

Nimetleri Allah’ın verdiğini bilip O’na şükranda bulunmaktır.

137-Taassup Nedir?

Herhangi bir delile dayanmadan, bir fikre körü körüne bağlanmaktır.

138- Tahiyyata oturmak Ne Demektir?

Namazların ikinci ve son rekatından sonra tahiyyât duasını okuyacak kadar bir süre oturmaktır.

139- Takvâ Nedir?

Allah’ın emir ve yasaklarına karşı gelmekten sakınmaktır.

140- Tavaf nedir?

Hacer-i Esved’den başlayarak, Kâbe’yi sola almak suretiyle, yedi defa Kâbe’nin çevresinde dönmektir.

141- Tebliğ Nedir?

Peygamberlerin getirdikleri ilahî mesajın insanlara aynen ulaştırmalarıdır.

142- Tefsir nedir?

Kur’an-ı Kerim’i usûlüne göre açıklamak ve yorumlamak demektir.

143- Tekbîr ve Tesbîh Nedir

Tekbir, “Allâhuekber”, Tesbih de, “Sübhânallâh” demektir.

144- Terâvih Namazı Nedir?

Ramazan ayına mahsus olmak üzere, yatsı namazından sonra kılınan sünnet bir namazdır.

145- Teşrik Tekbiri Ne Demektir?

“Allâhüekber, Allâhüekber, Lâilâhe illallâhü vallâhüekber, Allâhüekber ve lillâhi’l-hamd” demektir.

Kurban Bayramının arifesinde sabah namazından başlayıp, Bayramın 4. günü ikindi namazına kadar 23 vakitte, farz namazların sonunda teşrik tekbiri getirmek vâciptir.

146- Tevbe Ne Demektir?

Kişinin işlemiş olduğu günahlardan pişmanlık duyup Allah’a yönelmesi ve günahları terk etmesidir.

147- Tevekkül Nedir?

İnsanın, her konuda kendine düşen görevleri yerine getirdikten sonra sonucu Allah’a bırakmasıdır.

148- Tevhîd Nedir?

Allah’ın var ve bir olduğuna inanmaktır.

149- Teyemmüm Nedir?

Abdest ya da boy abdesti almak için su bulunmadığı veya bulunup da kullanma imkanı olmadığı durumlarda, niyet edilerek temiz toprak veya toprak cinsinden bir şeye elleri sürüp yüzü ve kolları meshetmektir.

150- Vâcib Nedir?

Dinen yapılması zannî delillerle istenen hükümlerdir.

151- Vahiy Nedir?

Yüce Allah’ın dilediği şeyleri peygamberlerine, özel yolla bildirmesidir.

152- Vaiz Kimdir?

Dinî konularda insanları aydınlatma görevi yapan ve bu amaçla va’z eden kimsedir.

153- Vakfe nedir?

Zilhicce Ayının 9.ncu gününde hac için ihramlı olarak Arafat’ta bulunmadır.

154- Vitir Nedir?

Yatsı namazından sonra kılınan üç rek’atlık vacip namazdır.

155- Yemin Kefareti nedir?

Yeminini bozan bir kimsenin on fakiri sabah akşam doyurması ya da giydirmesi veya bunlara gücü yetmeyenin üç gün peş peşe oruç tutmasıdır.

156-Yeryüzünde İlk Mabed Neresidir?

Yer yüzende ilk mâbed, Kâbe-i Muazzama’dır.

157- Zekat Nedir?

Dinen zengin sayılan müslümanların, belirli yerlere sarfedilmek üzere, mallarından vermekle yükümlü oldukları belli bir paydır

Şeytan İşi




Günlerden birgün şeytanın yolu bir köye düşmüş.

Keyfi yerinde olan şeytan sırtını bir ağaca dayamış ve buzağısı kazığa bağlı
olan ineğini sağan genç bir kadını uzaktan izlemiş.

Şeytan kadını epeyce izledikten sonra yerinden kalkıp kazığa bağlı buzağının
ipini biraz gevşetmiş.

Buzağı bu az ötede annesinin sütünün kovaya sağılmasını aç karnına izlemeye
daha fazla dayanamamış debelenmiş ve boynundaki ip çözülmüş.

Koşarak annesini emmeye giden buzağı süt kovasını devirmiş.

Sağdığı süt ziyan olunca sinirlenen genç kadın eline geçirdiği odunu
buzağıya vurunca yavru yere yığılmış.

Yavrusuna saldırılan inek kayıtsız kalamayıp bir tekmede kadını yere serip öldürmüş.


Uzaktan geçmekte olan kadının kayınpederi, ineğin ´gelinini öldürdüğünü görüp ineği tüfekle vurmuş.


Silah sesini duyan koca , karısını yerde cansız yatar babasınıda elinde tüfekle görünce silahını çekip babasını öldürmüş.


Kısa bir süre sonra gerçeği öğrenen genç adam , bu kadar acıya dayanamayıp intihar etmiş.

Bütün bu olayları bir kenardan izleyen şeytan;

"BU FELAKETİ DE BANA YÜKLERLER, BUZAĞININ İPİNİ GEVŞETMEKTEN BAŞKA BEN NE YAPTIM ŞİMDİ" demiş.

7 Şubat 2013 Perşembe

İbrahim Amca ve Cad




Bu yaşanmış gerçek bir hikaye.
Mısırlı bir dava adamı olan doktor Saffet Hicazi’den dinledim bir Tv kanalında…
Kendisi de, olayın kahramanından bizzat dinlemiş.
İbrahim Amca bir Türk. Fransa’da yaşıyor ve mütevazı bir bakkal dükkanı var, daha doğrusu küçük bir marketi..
O’ndan alışveriş yapan bir sürü site sakini var dükkanının çevresinde. Her milletten, her dinden, her renk ve ırktan pek çok insanlar..
Olayımızın kahramanı Cad, 7 yaşında bir Yahudi çocuğudur.
Cad, hergün gelir ve İbrahim Amca’dan alışveriş yapar, her gelişinde de sahibine hissettirmeden(!) bir çikolatayı cebine indiriverir..
Bu aylarca böyle devam eder.
Birgün yine gelir, alışveriş yapar ama her zaman yaptığı gibi çikolata almaz, çıkar..
İbrahim Amca, arkasından seslenir şefkatle;
“Caad, bugün çikolatanı almadın”
Ve uzatır ona her zaman Cad’ın aldığı çikolatayı..
Şaşırır çocuk ve;
“Biliyor muydun?” der hayretle.
İbrahim Amca başını okşar Cad’ın ve;
“Sakın bir daha çalma Cad, hırsızlık büyük bir suçtur.. Başkasının hakkına tecavüzdür! Buraya geldiğinde yine al çikolatanı, ama benden hediye olarak..” der şefkatle..
Bundan sonra Cad ile arkadaş hatta dost olurlar..
İbrahim Amca 50 yaşında, Cad ise 7 yaşında bir çocuktur.
Aradan yıllar geçer. Ne zaman Cad’ın bir sıkıntısı olsa, doğru İbrahim Amca’sına koşar Cad. O’nun şefkatli sinesine sığınır; Ailesiyle, arkadaşlarıyla vb. tüm sorunlarını anlatır bu dostuna ve nasihatlarini, çözümlerini hayranlıkla dinler, uygular.
Ne zaman sıkıntıyla İbrahim Amca’sına koşsa Cad, İbrahim Amcası çekmecesinden bir kitap çıkarır ve Cad’a vererek;
“Hadi aç bir yeri” der, sonra Cad’ın açtığı yeri okur, Cad’a anlatır ve sorununu böylece çözümlerler birlikte. Hayrettir ki, her defasında da teşhis ve çözümler doğrudur!..
Böylelikle tam 17 yıl geçer; Cad 24 yaşında koca bir genç delikanlı, İbrahim Amca da ötelere yürüyen bir fani..Ama dostlukları hep bu minval üzeri devam etmiştir..
Bir gün emr-i Hakk vaki olur ve İbrahim Amca, Hakk’ın rahmetine kavuşur..
Ölmeden önce çocuklarına bir vasiyeti vardır İbrahim Amca’nın;
“İçerideki küçük Sandık olduğu gibi hiç açılmadan Cad’a verilecektir.”
Cad, bu en büyük dostunun ölümüyle yıkılır… Çok ağlar, çok yanar. Artık elinden yüreğinden tutan, sorunlarına çözümler bulan, sırdaşı-dert ortağı yoktur.
Vasiyet üzerine sandık Cad’a ulaştırılır. Ama ilk anların hüznüyle açmak bile istemez Cad..
Neden sonra yine büyük bir sorunla baş başa kalır Cad ve içinden çıkamadığı, çok daraldığı bir vakit aklına İbrahim Amcası gelir, gözleri dolar; seslenir dostuna;
“Ah keşke burada olsaydın da, çözümleseydin yine, bak yalnız kaldım, bak ortada kaldım.” derken aklına sandık gelir.
Koşar açar sandığı. Bir de bakar ki sandıktan, İbrahim Amca’sının eline verip açtırdığı ve okuduğu böylelikle sorunlarını her seferinde çözümlediği o Kitap çıkar.
Kur’an’dır O!..
Ama bilmez bunu Cad.. Koşar, okutmak için birini arar, herkese gösterir kitabı. Sonunda bir Tunuslu okur açtığı sayfayı ve tercüme eder Cad’a. Sorun yine çözümlenmiştir o Kitap sayesinde..
Merak eder Cad, sorar
“Bu Kitap nedir?”
Tercüme eden Tunuslu;
“Bu Kur’an-ı Kerim’dir, Müslümanların kitabı”
Cad şaşırır, şoktadır!
Demek ki yıllarca bilmeden okudukları, her derde deva olan o esrarengiz kitap Kur’an’dır ha? Zerre tereddüt etmez Cad ve sorar hemen;
“Müslüman olmam için ne yapmalıyım?”
Tunuslu gerekeni söyler-öğretir-yönlendirir ve Cad müslüman olur.
Cadallah Kur’an adını alır..
Hikaye burada bitmiyor..
Cadallah Kuran, öyle ilerler, öyle kendini yetiştirir ki bu yolda, sadece Avrupa’da 5000 kişinin Müslüman olmasına vesile olur..
Her geçen gün artar, hidayetine vesile oldukları..
Daha sonra Cadallah Kuran, Afrika Kıtasına geçer, orada da 5 milyondan fazla kişi, sayesinde Müslüman olur..
Dr. Saffet Hicazi, Bizzat tanışır O’nunla ve hikayesini dinler, elinden hiç bırakmadığı hayli yıpranmış Kur’an’ı sorduğunda Cadallah;
“Ammu İbrahim’in Kur’an’ı işte bu!” der, yanında gezdirmektedir hep..
Dr. Saffet;
“Niçin Afrika Kıt’ası diye sorunca da;
Açar elindeki İbrahim Amca’nın Kur’an’nını ve kabını sıyırıp son sayfasında çizili Afrika haritasını gösterir ve der ki;
“İbrahim Amcam biliyordu benim Müslüman olacağımı ve bana işaret etti ki bu haritayla, Afrika’ya gideyim ve bu Nur’u gönüllere koyayım Rabbimin izniyle..”
Yine Dr. Safet’in anlattığına göre, bir gün Nijerya dan bir heyet gelir Mısır’a, yardım heyeti. Bu heyetin sözcüsüyle konuşurken Saffet Bey, kabilesini, nerede oturduğunu vb sorar adama. O da söyleyince,
“Sen der Cadalllah Kur’an’ı tanıyor musun?..
Bunu sorunca, adam çok şaşırır ve heyecanla;
“Evet!” der ve; ”Sen nerden tanıyorsun, yoksa gördün mü O’nu, konuştun mu O’nunla?” peşpeşe sıralar sorularını.
“Evet” deyince Saffet Bey, ellerine sarılır, elini-yüzünü öper, öper gözyaşlarıyla..
Ve der ki;
“Ben O’nun sayesinde Müslüman oldum. Madem bu eller O’nun elini tuttu, madem bu gözler O’nu gördü, ben sanki O’nu öpüyorum..”
2004 yılında vefat etmiş Cadallah Kur’an..
Rabbim mekanını cennet eyleye, amin..
Rabbim İbrahim Amca’ya da rahmet ede, O gibilerin emsallerini arttıra..
Avrupa’nın batağında bir Nur..
Dirayet, şefkat, din, ırk ayırmadan seven yüce bir gönül..
Her yaşa hitabetmesini bilen bir kocaman bir yürek,
O’na sallallahu aleyhi ve sellem benzeyenbir can..
Sana, senin gibilerine ne kadar muhtacız ya Ammu İbrahim!
Bir Arap kanalında Kur’an’ı, O’na sarılmayı, Kur’an’la amel etmenin lüzumunu anlatan bir Mısırlı Tebliğci, konuşmasının sonunu senin kıssana ayırmıştı. Gözyaşlarıyla anlattı seni. Gözyaşlarıyla dinledik. Gurur duyduk seninle İbrahim Amca!
Hele zerafetle, hiç örselemeden yetiştirdiğin fidanının, dünyanın dört bir köşesinde, ab-ı hayat dağıtması hiç olacak şey miydi İbrahim Amca?
Hele bu asırda!.. Herkesin maddeye meftun olduğu, herkesin “ben ben” dediği, kendi çocuklarını bile önemsemeyip, nefsinin bitmez tükenmez arzularının peşinde olduğu şu talihsiz asırda…
Senin amel defterin mahşere kadar hiç kapanmayacak ne mutlu sana İbrahim Amca.
Sana, senin gibilerine ne kadar muhtacız ya Ammu İbrahim! Nefesini yolla bize, diriltici yüreğindeki o nefhaları. Silkinip dirilelim, şu ölüm uykusundan kendimize gelelim..
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...