Allah insanı nasıl korur?

Zünnu-i Mısri'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir :Bir gün elbiselerimi yıkamak için Nil nehrinin kenarına gitmiştim. Nehrin kenarında dururken, bir de baktım ki, görülmemiş şekilde büyük bir akrep bana doğru geliyor.

Bu sudan İçmek Müslümana Haram

Vaktiyle Bursa’ da bir Müslüman, eski adı “Yahudilik Yolağzı,” bugünkü adı Arap Şükrü olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş: - “Her kula helâl, Müslüman’a haram!”

Hiçbirinin haccı kabul edilmedi!

Ali bin Muvaffak hazretleri, Şam’da yaşamış olan evliyânın büyüklerindendir. Zünnûn-ı Mısrî ve Abdullah bin Mübarek ile görüştü. 878 (H.265) senesi vefât etti... Abdullah bin Mübarek bir hac mevsiminde Mekke’de hac vazifelerini ifa ettikten sonra, Harem’de uyuyakalır

Kuran Sırları

Bilindiği gibi DNA terimi, canlılardaki genetik malzemenin kısaltılmış ifadesidir. Genetik biliminin başlangıç tarihi ise, Mendel isimli bilim adamının 1865 yılında hazırlamış olduğu genetik yasalarına dayanır. Bilim tarihi için bir dönüm noktası oluşturan bu tarihe, Kuran’da 18:65 numaralı Kehf Suresi’nin 65. ayetinde işaret edilmektedir. (En doğrusunu Allah bilir.)

Nefsin Mertebeleri

BİRİNCİ DAİRE: Nefs-i Emmare: Allah`ın emirlerine uymayan, yasaklarını çekinmeden yapan ve zevkine tabi olan nefistir. Nefs-i emmâre denilen bedbaht nefis zenginleştikçe şımarır. Bilgisi arttıkça kibri, gururu da artar. Hele bir de makam sahibi olursa artık onun yanına varmak, sokulmak ne mümkün!

YAHUDİLERİN MAYMUN OLMASI

Onlar, Davud Aleyhisselâm’ın zamanında "Eyle" denilen bir şehirde yaşıyorlardı. Eyle Medine ile Şam arasında bir yerde ve Kızıldenizin sahilinde bir yerdeydi. Allah onlara cumartesi günü balık avlamayı yasak etti. Cumartesi günü olduğu zaman, denizde balık kalmaz, hepsi sahile gelirdi.

ARAPÇA ÖĞRENİYORUM

Öncelikle Hafıza tekniği konusunda size olağan üstü bir ip ucu.Sureler kolaydan zora doğru sıralanır. Bir sayfa alınarak 3′e bölünür. Önce ilk 5 satır, daha sonra diğer satırlar 5′er 5′er ezberlenir ve sonrasında birleştirilerek tekrar yapılır.

Günahın Reçetesi

Büyük Mutasavvıf Beyazıd-ı Bestamî Hazretleri bir gün tımarhanenin önünden geçiyordu. Tımarhane hizmetçisinin tokmakla birşeyler dövdüğünü görüp

Ahir Zaman Bu Zaman Mı?

Ahir zamanın kendini hissettirdiği şu günlerde, Rabbimizin ikazlarını neden duymamazlıktan geliyoruz acaba? Nereye gidiyorsunuz? Nerede Muhammed ümmeti?

Şeytan İşi

Günlerden birgün şeytanın yolu bir köye düşmüş.Keyfi yerinde olan şeytan sırtını bir ağaca dayamış ve buzağısı kazığa bağlı olan ineğini sağan genç bir kadını uzaktan izlemiş.

Artan pilav

Yahya baba, II. Bâyezîd Hân zamanında, Edirne Bâyezid Külliyesi'nin aşçılarından biridir.. Arkadaşları hoşaf, kebap sebze, bakliyat pişirir. Ama onun ihtisası pilavdır. Mübârek işe girişti mi, ibadet ettiğini sanırsınız.

Olgun İmana Kavuşma

MESCİD-İ Saadet'te Ashab-ı Kiram toplanmışlar, derin bir vecd ve huşu içinde Allah'ın Resûlünü dinlemekteydiler. Hazret-i Fahr-i Kâinat Efendimiz ise, Al-i İmrân sûresinden şu mealdeki Âyet-i Kerimeyi okuyordu:

Gönül Örtüsü Hayâ

Gönlün titremesidir hayâ. Gönül ki kurtulmuştur da ağırlıklarından, bir yaprak kadar incelmiştir. İşte o nazenin yapraktır müminin gönlü. Titrer bir günah, bir yanlış, bir aykırı hal gördüğünde.

KÂLU BELÂ

Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu. (Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.”

AY'IN RESÛLULLAH (S.A.V)'A SELAM VERMESİ

Ebû Kubeys dağının altında duruyorduk.Ay doğu tarafından göründü.Yükselerek yukarı çıktı. Nûru bütün âlemi doldurmaya başladı.Göğün ortasında kâmil bir dolunay haline geldi...

5 Şubat 2013 Salı

Terbiyede Temel Esaslar




    Abdülhâlık Gucdevânî -kuddise sirruh-Hazretleri’nin tespit ettiği bâzı prensipler vardır.  Ham vasıflardan kurtulup, kâmil insan hüviyetine ulaşmayı hedefleyen mânevî terbiyede bu prensiplere riâyet, müstesnâ bir ehemmiyeti hâizdir. Bunları şöyle sıralayabiliriz:


1. Hûş der dem: Her alınıp verilen nefeste mânen uyanık bulunmak.
2. Nazar ber kadem: Gözün ayak ucuna bakması.
3. Sefer der vatan: Her adımda Hakk’a yürümek.
4. Halvet der encümen: Halk içindeyken bile Hâlık ile beraber olmak.
5. Yâd-kerd: Kalbin zâkir hâle gelmesi.
6. Bâz-geşt: Matlûb ve maksûdun ancak Allâh rızâsı olması.
7. Nigâh-dâşt: Şeytânî ve nefsânî havâtırdan korunmak.
8. Yâd-dâşt: Kendini dâimâ Allâh’ın huzûrunda bilmek.
9. Vukûf-i zamânî: Her an kendini yoklamak ve zamanı iyi değerlendirmek.
10. Vukûf-i adedî: Zikir sayısına dikkat ve riâyet etmek.
11. Vukûf-i kalbî: Kalbin dâimâ zikr-i ilâhî ile meşgûl olması ve zikirde kalbe yönelmek.
Bu kıymetli prensipler üzerinde kısaca durmakta fayda mülâhaza ediyoruz:

1- Hûş der dem: Her alıp verilen nefeste mânen uyanık bulunmaktır.
Mevlânâ Sâdeddin Kaşgarî bu ölçüyü;
“Bir nefesten diğer bir nefese geçerken bile asla gaflete düşmemek ve dâimâ Allâh ile huzurda olmak.” şeklinde târif eder.
Her nefeste uyanık olmak, zâkirin gerek zikir esnâsında ve gerekse sâir zamanlarda, Allâh’tan gâfil olmaması demektir. Nefesleri gafletten kurtarmak, kalbe huzur bahşeder. Her nefes alıp-verişte kalbin Allâh ile huzurda olması; Allâh’a itaat bereketiyle nefesleri ihyâ etmeye bağlıdır. Bir insanın kalbi Allâh ile beraberliğin huzûr ve şuuruna erişince, buna bağlı olarak diğer hâl ve tavırlarında da düzelme görülür.
2- Nazar ber kadem: Ayak ucuna bakarak yürümek demektir. Sâlik, gözünün ve ona bağlı olarak da gönlünün etrafa fazlaca takılıp kalmaması için, yolda ayaklarının ucuna bakarak yürümelidir. Çünkü lüzûmunu aşan mâsivâ alâkaları kalbî huzûru dağıtır, Hak ile araya perde olur.
Hadd-i zâtında bu usûl, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in yürüyüş tarzını tatbikten ibârettir. Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, yürürken gerekmedikçe etrafına bakınmaz, umûmiyetle ayaklarının ucuna bakarak, sanki yokuştan iniyormuş gibi serî ve vakarlı yürürlerdi. Yâni bu prensip, Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in örnek ahlâkından muktebestir.
Hakîkaten göz nereye bakarsa, gönül de oraya akar. Gözün âdetâ bir kamera gibi çektiği filimler, kalbi çoğu zaman lüzûmsuz yere meşgul eder. Bu bakışlar gönül arşivinde lüzûmsuz yer işgâl eder. Bu sebeple gönlün dağınıklıktan ve perişanlıktan sâlim kalabilmesi, bir bakıma oraya akseden görüntülerin keyfiyetine bağlıdır.
Çünkü sâlikin kalbi mâsivâya takılınca vesveseler başlar. Şâyet gâfillerle ihtilât ederse, onların katı kalblerinin kasveti, kötü huyları, bozuk fikirleri kalbine akseder. Bu ise son derece tehlikelidir.
Bu sebeple sâlikin, tevâzu ehline yakışan edeb ve üslûb ile, mümkün olduğunca ayak uçlarına bakarak yürümesi gerektiği gibi, sâir zamanlarda da bakışlarına dikkat etmesi îcâb eder. Yürürken ayak uçlarına bakmakta; tevâzû, edeb, haddini bilmek, gözü haramdan korumak ve Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in sünnetine bağlılık vardır.


Risale-i Nur talebelerinden bir genç hâfız, pek çok adamların dedikleri gibi dedi: "Bende unutkanlık hastalığı tezayüt ediyor, ne yapayım?"
Ben de dedim: "Mümkün oldukça nâmahreme nazar etme. Çünkü rivayet var: İmam-ı Şâfiî'nin (r.a.) dediği gibi, Haram-ı nazar, nisyan verir."
Evet, ehl-i İslamda, nazar-ı haram ziyadeleştikçe, hevesat-ı nefsaniye heyecana gelip, vücudunda su-i istimalâtla israfa girer. Haftada birkaç defa gusle mecbur olur. Ondan, tıbben kuvve-i hâfızasına zaaf gelir.
Evet, bu asırda açık saçıklık yüzünden, hususan bu memalik-i harrede o su-i nazardan su-i istimalât, umumî bir unutkanlık hastalığını netice vermeye başlıyor. Herkes, cüz'î, küllî o şekvâdadır. İşte, bu umumî hastalığın tezayüdüyle, hadis-i şerifin verdiği müthiş bir haberin tevili ucunda görünüyor. Ferman etmiş ki: "Âhir zamanda, hâfızların göğsünden Kur'an nez'ediliyor, çıkıyor, unutuluyor.".  Demek bu hastalık dehşetlenecek, hıfz-ı Kur'an'a bu sû-i nazarla bazılarda set çekilecek.

Göz bakar, cezasını akıl çeker
Hafızası kuvvetli imiş Mahir İz Hoca'nın. Karakterinin yavaş yavaş oluşturmaya başladığı devri Osmanlı'nın gölgesi altında idrak ettiği için, tavırları ve nazarı dahi bu gölge altında yetişmesinden mütevellitti. Bir gün Mahir İz'e sorulmuş kuvvetli hafızanın formülü. Demiş ki: "Evlâdım, biz Osmanlı mektebindeydik, bize ilk gün yolda yürüme kaidesini öğrettiler." Yolda yürüme kaidesi de 'pabuç ucu' kaidesi imiş: "Nazar ber kadem"
Gözünü, zihnini gereksiz şeylerle meşgul etmemek adına pabuçlarının ucuna bakarak yürüyen ve adımlarını, gözlerini,  gönüllerini güzel kılan insanların hafızası da elbette güzel olacaktı. Talebelerinin hafızasının zaaflığını "nazar bertaraf" olarak tarif eden Mahir İz, gözün mâlâyâni işlerle meşgul olmasını hafıza zafiyetinin sebebi sayardı. Mezar taşları okumayı iyi görmemek de bu derdin ürünü esasında, gözü mâlâyâni işlerle meşgul etmemek...
O dönemde mezar taşları okumak mâlâyâni iş görülürmüş ya, bizim şu dönemimizde ne kadar mâlâyâni işle iştigal ettiğimiz gerçeğini sorguluyorum. Hafıza kuvvetsizliğinden müştekîler varsa bu vesileyle onları da sorgulamaya davet ediyorum.
3- Sefer der vatan: Bir mürşid-i kâmile varabilmek kastıyla çıkılan yolculuğun yanısıra, sâlikin, kötü ahlâktan ve günahların kesâfetinden arınıp güzel ahlâk ve latîf duygulara, yâni aslî hüviyetine yönelmesini ifâde eder. Sâlik hiçbir zaman içinde bulunduğu mânevî hâli kâfî görmeyip, daha güzel bir hâle ulaşmaya çalışmalıdır. Yahut bir makamdan, daha yüksek diğer bir makama sefer gayretinde olmalıdır.
Ebû Osman el-Mağribî Hazretleri buyurmuşlardır ki:
“Sâlik, hevâ ve hevesini terk edip Allâh’a ibâdet ve tâata dönmelidir. «Sefer der vatan» sözüyle kastedilen, bir memleketten diğer bir memlekete yolculuk etmek değil, insanın kendi iç âleminde Allâh -celle celâlühû-’ya vuslatıdır. Sâlik, bir mürşid-i kâmil bulduğu zaman zâhirî yolculuğu bırakıp bâtınî yolculuğa başlar.”
Seyr u sülûkte bu düstûr ile sâlik, “Ben Rabbime gidiyorum.” (es-Saffat, 99) diyen İbrahim -aleyhisselâm- gibi, her adımda Rabbine gitmekte olduğunun idrâkine ulaşır.
4- Halvet der encümen: Halk içindeyken bile Hâlık ile beraberlik şuurunu muhâfaza edebilmektir. Yâni sâlik zâhiren insanlarla ihtilat hâlindeyken ve günlük işleriyle meşgulken bile, bâtınen Hak Teâlâ ile berâber olma dirâyetine erişmelidir. Bu sâyede etrâfına hissettirmeksizin Rabbiyle beraberliğini sürdürmüş ve aynı zamanda beşerî hayatın îcaplarını da aksatmamış olur. Nitekim “el kârda, gönül yarda” kelâm-ı kibârı, bu hâli pek veciz bir sûrette ifâde eder.
Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm’de bu kalbî dirâyete sâhip kullarını şöyle tavsif buyurur:
رِجَالٌ لَّا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَن ذِكْرِ اللَّهِ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ وَإِيتَاء الزَّكَاةِ يَخَافُونَ يَوْمًا تَتَقَلَّبُ فِيهِ الْقُلُوبُ وَالْأَبْصَارُ
“Onlar, ne ticâretin ne de alış-verişin kendilerini Allâh’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı kimselerdir. Onlar, kalblerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.” (en-Nûr, 37)
Nakşîlikte sohbet ve ictimâîleşmek esastır. Bu sebeple de tek başına tenhâ bir yerde halvete girmek değil, zâhiren kalabalıklar içinde bulunulsa bile kalben Hak Teâlâ ile halvet hâlini sürdürebilmek daha makbûl görülmüştür.
5- Yâd-kerd: Kalbin zâkir hâle gelmesidir. Nefy ü isbât yoluyla (Lâ ilâhe illâllâh zikriyle) kalbde bir nevî put hâline gelmiş bulunan bütün mâsivâ kirleri çıkarıldıktan sonra, yegâne maksûdun Allâh olduğu fikri kalbde sâbitlenir.
Zikrin latîf harâretinin kalbden bütün vücuda yayılması netîcesinde, insanın şuuraltında meknuz bulunan ulvî duyguları canlanıp bir şuur hâline gelerek, davranışlara aksedecek kıvâma ulaşır. Zîrâ zikri ve fikri Allâh ile olan bir insanın merhamet, sabır, sehâvet ve affedebilme gibi ilâhî ahlâktan nasibsiz kalması düşünülemez. Bütün bunlar ise kâmil bir insan olabilmenin mecbûrî şartlarındandır. Bu sebeple kalbin zikirle intibâha getirilmesi, tasavvufun en mühim prensiplerindendir.

6- Bâz-geşt: Matlûb ve maksûdun ancak Allâh rızâsı olmasıdır.
Nefy ü isbât zikrinin sonunda « ≈pHƒo∏r£ne  n∑Én°VpQnh  ipOƒo°ür≤ne  nârfnG  ≈p¡d@pG », yâni “Allâh’ım, maksûdum ancak Sen’sin ve matlûbum ancak Sen’in rızândır”, denilerek yapılan zikrin tefekküründe derinleşmektir. Bu, nefy ü isbâtın mânâsını te’kîd edip, tevhîd sırrının kalbde gerçek mânâda yerleşmesi içindir.
Böylece Allâh ile arada perde olan bütün gâye ve arzular nefyedilerek kalbî itmi’nân hâsıl olur. Diğer taraftan zikir gibi mânevî bir temrin ile mertebeler aşmak, kerâmetlere nâil olmak gibi gönle gelebilecek muhtemel vesveseler de tamâmen reddedilip, asıl gâyenin Allâh’ın rızâsını kazanmak olduğu düşüncesi gönle bir kez daha nakşedilir.
Bu sûretle yapılan zikrin mânâsı şuura iyice yerleşip hayata aksedince de artık fânî ve îzâfî takıntılar gözden düşüp her şeyde ilâhî tecellîler müşâhede edilmeye başlanır.

7- Nigâh dâşt: Nefsânî ve şeytânî havâtırdan korunmaktır. Gözü uygunsuz şeylere bakmaktan, aklı kötü düşüncelere dalmaktan muhâfaza etmek ve Hakk’ın tecellîgâhı olan kalbi dâimâ kontrol altında tutarak, mâsivânın orayı istîlâ etmesine mânî olmaktır.
Tasavvufun bir hedefi de, kalbi menfî havâtırdan ve fâsid fikirlerden muhafaza etmektir. Kalbi bunlardan muhafaza etmek ise çok zor bir iştir. Buna muvaffak olan kimse tasavvufun gerçek semeresini elde etmiş olur.
8- Yâd dâşt: Kulun dâimâ Cenâb-ı Hakk’ın mânevî huzûrunda bulunmakta olduğunu hatırında tutması ve bu şuurla hareketlerine dikkat etmesidir. Buna “murâkabe” de denilir.
Âyet-i kerîmede Cenâb-ı Hak:
“Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını da biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız.” (el-Kâf, 16) buyurmaktadır.
Bu sebeple ihsân duygusunu, yâni Cenâb-ı Hakk’ın, kulunu her an görmekte ve her hâlini bilmekte olduğu şuurunu hiçbir zaman kaybetmemek îcâb eder. Hakîkaten bu duygu, günahlara karşı sağlam bir zırh gibidir. Zîrâ bir insan, kendini ilâhî huzurda bilmekteyken ve kalbi Allâh ile berâberken nasıl günah işleyebilir?
9- Vukûf-i zamânî: Her geçirilen saati “huzur” veya “gaflet” nokta-i nazarından muhâsebeye tâbî tutmak ve zamanı iyi değerlendirmektir. Sâlik, içinde bulunduğu vaktin kıymetini iyi bilmeli ve lüzûmsuz şeyleri terk edip zamânını en kıymetli şeye hasretmelidir. Zamânı ne derecede değerlendirebildiği husûsunda da sık sık nefsini hesâba çekmelidir.
Diğer bir mânâda vukûf-i zamânî, sâlikin her an kendi hâlinden haberdâr olması ve hâlinin şükür mü yoksa özür mü gerektirdiğini bilerek mûcibince amel etmesidir. Hakîkaten sâlik, her gece ve gündüz işlediği amellerini birer birer muhâsebe etmeli, sâlih amelleri kendine müyesser kılan Allâh’a şükredip daha ötelere varmağa gayret göstermeli, hataları için tövbe ve istiğfâr edip pişmanlıkla Allâh’a yönelmelidir. Ömrün son derece kıymetli olan her ânını ve hâssaten Cenâb-ı Hakk’ın husûsî bir bereket bahşettiği müstesnâ demleri bir fırsat ve ganîmet bilmeli, bütün gücü ile mânevî uyanıklık içinde idrâk ve ihyâsı için gayret göstermelidir.
Velhâsıl her ân ve her hâlin muhâsebesini yaparak huzûrda geçirdiği ânına ve hâline şükredip, gafletle tükettiği zamanlar için tevbekâr olmalıdır. Bir başka ifâde ile kabz hâlinde istiğfâra, bast hâlinde ise şükre devam etmelidir. Bu sûretle her hâlükârda gafletten sakınan bir kimse, gereksiz mâzî endişesinden ve istikbâl telâşından kurtularak, yaşamakta olduğu hâlin ihyâsıyla meşgûl olur ki tasavvuftaki “Sûfî, ibnü’l-vakt olmalıdır.” prensibi de bunu ifâde eder.
10- Vukûf-i adedî: Zikrin adedine dikkat ve riâyet etmektir. Mürşid-i kâmiller, sâlikin mânevî hâline göre belli miktarda zikir verirler.29 Çünkü zikrin de umulan netîceyi hâsıl edebilmesi için, belli bir tekrar sayısı, tâbir câizse bir dozajı vardır. Bu sebeple sâlikin zikir esnâsında dikkatinin dağılıp gönlünün vesveseye düşmemesi için, mürşidinin söylediği ölçülere ve verdiği sayıya riâyet etmesi gerekir. Zîrâ zikirde her ne kadar evveliyetle keyfiyet mühimse de, zikrin kemmiyeti, yâni muayyen bir hudûdu ve ölçüsü olmadığı zaman bâzan zihnî ve kalbî huzursuzlukların görülmesi de muhtemeldir. Bu durum her şeyde olduğu gibi, zikirde de ifrat ve ölçüsüzlükten doğabilecek hatâların bir neticesidir. Bu sebeple zikri hem keyfiyet ve hem de kemmiyet itibâriyle en güzel bir sûrette îfâ etmeye gayret göstermelidir. Zîrâ zikirde sayıya riâyet, mücerred olarak sayı saymak değil, sayı çerçevesi içinde “kalbî zikri” derinleştirmektir. Bunun ise zikrin keyfiyetine mânî olmadığı gibi, aslında onu takviye eden bir şart olduğu açıktır.
Hakîkaten zihin, muhtelif düşüncelerle dolu ve kalb de çeşitli endişelerle huzursuz bir hâlde iken yapılan zikirde, adede riâyet de çoğu zaman mümkün olmaz. Bu sebeple aklı dağınıklıktan koruyup, zikir esnâsında dikkati zikrin mânâsı üzerinde teksîf etmekle berâber, zikrin adedine de riâyet etmek, aynı zamanda bu işe gösterilen ciddiyetin bir ifâdesidir.
11- Vukûf-i kalbî: Kalbin dâimâ zikr-i ilâhî ile meşgul olmasıdır. Bu, ihsân duygusunun dâimî bir şuur hâline gelmesi demektir. Sâlik her fırsatta kalbini yoklamalı, onun ne hâlde olduğuna bakmalıdır. Zîrâ zikirde asıl matlûb, kalbin zikredilenden haberdâr olmasıdır. Zikir, ağızdan kalbe inmeyen kuru lafızların tekrarından ibâret değildir. Bu sebeple zikir esnâsında murâkabe hâlinde olmalı, bütün dikkati zikredilene teksîf etmeye çalışmalıdır. Sâdât-ı kirâm hazerâtı, vukûf-ı kalbînin, yâni dikkati kalbe yöneltmenin zikirde şart olduğunu söylerler. Zikrin gerçek muhtevâsını tadabilmek için, bütün varlığın ve husûsan kalbin de Allâh’a yöneltilmesi îcâb eder.
Kur’ân-ı Kerîm’de Cenâb-ı Hak:
وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ وَتَبَتَّلْ إِلَيْهِ تَبْتِيلًا
“Rabbinin ismini zikret ve bütün varlığınla O’na yönel.” (el-Müzzemmil, 8) buyurur.



Mahir İz Hocadan Bir hatıra

Memur adamın zekâtı
Mahir İz'in talebelerinden kendisiyle ilgili hatıralarını dinlemek yolumuzu aydınlatıyor kuşkusuz. Yine bir güzel hatırâ: Diyanet’teki görevine yeni tayin olan Mustafa Uzun'u maaşıyla birlikte yanına çağırır Mahir İz. Buluşma gerçekleşir. Ve ayrılmadan biraz önce, maaşından "yüzde iki buçuğunu" ayırmasını ister Uzun'dan. Mahir Hoca, ayrılan parayı göstererek: "İşte bu senin zekâtın." der. Talebesi, memur bir adamın vereceği zekâtı sorgular, öyle ya, memur adamın zekâtı... Aldığı ne ki, vereceği ne ola? Mustafa Uzun sorgular: "Hocam nisap miktarı? Daha aldığım paranın üzerinden bir yıl bile geçmedi hem..." Kendisindeki bu malûmat furuşluğu gören Mahir Hoca, susturur talebesini; zira bu isteğinin elbet bir hikmeti vardır.

 Derdi, talebesinin para gören elini vermeye alıştırmaktır. Vermeye... Yani zekâta, sadakaya...

Dünyada dikili taşı olmadığı için şükreder Mahir İz... Vefat ettiğinde cüzdanındaki parayı da hatim yapıldığında hatmi yapanlara vermelerini rica eder bir talebesinden. Bu kadar mülksüzlüğe böyle güzel cömertlik... Mahir İz, aslında verdiklerimizi biriktirdiğimizi fark ettiren, malımızın verdikçe bereketleneceğini hâliyle dillendiren bir güzel insan...
Mahir İz'e rahmetler diliyorum. Bu devirde Mahir İz gibi güzel insanlar yok demiyorum, diyemem; bu yüzden duam şöyle: Allah, Mahir İz'lerin sayısını çoğaltsın.Amin


Mesala etrafımızda bir lağım borusu patlasa burnumuzla aldığımız koku bizi rahatsız eder ,rahat nefes alamayız.Aynı şekilde ibadetlerimizden aldığımız haz ve lezzetin  derecesi düşük olmasının sebebide manevi ortamımızın bozuk olması ,bu bizi ümitsizliğe düşürmemelidir.Mubarek aylarda gelen güzellik, alemi İslamın ahlakını düzeltir gidince manevi atmosfer tekrar bozulmaya başlar bu manevi atmosferi fert olarak aile ve toplum olarak düzeltmek veya tesiri kırmaya çalışmalıyız.

2 Şubat 2013 Cumartesi

Kuran Sırları

Pusulayı enlem  boylamı, uzayın  dünyanın koordinatlarını,matematiği , sayı istemlerini,hesaplamaları,gps'i,uzay teleskoplarını,gün ay yıl hesaplarını,yıl içindeki gündoğumu ve batımı hesaplamalarını bizmi yaptık Yoksa Allah müdahalesi ve bilmesiylemi oluyor izleyin yorum sizin

Zuhruf 14(çift)

O bütün çiftleri yaratan, üzerlerine kurulasınız, sonra da, kurulduğunuzda, Rabbinizin nimetini hatırlayasınız ve "Bunu hizmetimize veren Allah'ın şanı yücedir. Bunlara bizim gücümüz yetmezdi. Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz" diyesiniz diye sizin için bindiğiniz gemileri ve hayvanları yaratandır.

Yasin 36 (Çift)

Yerin bitirdiği şeylerden, insanların kendilerinden ve (daha) bilemedikleri (nice) şeylerden, bütün çiftleri yaratanın şanı yücedir.

Enbiya 47(simetri)

Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. (Yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz.



Zümer Suresi(simetri)

Allah sözün en güzelini; âyetleri, (güzellikte) birbirine benzeyen ve (hükümleri, öğütleri, kıssaları) tekrarlanan bir kitap olarak indirmiştir. Rablerinden korkanların derileri (vücutları) ondan dolayı gerginleşir. Sonra derileri de (vücutları da) kalpleri de Allah'ın zikrine karşı yumuşar. İşte bu Kur'an Allah'ın hidayet rehberidir. Onunla dilediğini doğru yola iletir. Allah kimi saptırırsa artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur.


Kur'an-ı Kerim'deki Sırasına Göre Sûrelerin Fihristi
Sûre Numarası
Sûre İsmi
Nâzil Olduğu Yer
Âyet Sayısı

1    7+1=8
2      288
3      203
4      180
5      125
6      171
7       213
8        83
9       138
10     119
11     134
12     123
13      56
14      66
15      114
16      144
17      128
18      128
19      117
20      155
21      133
22      100
23      141
24       88
25      102
26      253
27     120
28     116
29      98
30      90
31      65
32      62
33     106
34      88
35      80
36       119
37       219
38      126
39      114
40       125 
41       95
42        
95
43      132
44       103
45       82
46       81
47       85
48       77
49       67
50       95
51       111
52       101
53       115
54       109
55       133
56      152
57       86
58       80
59       83
60       73
61       75
62       73
63       74
64       82
65       77
66       78
67       97
68      120
69       121
70      114
71       99
72      100
73       93
74      130
75       115
76       107
77       127
78      118
79       125
80      122
81     110
82     101
83      119
84      109
85      107
86      103
87      106 88      114
89      119
90     110
91     106
92      113
93     104
94     102
95      103
96       115
97      102
98      106
99       107
100     111
101    112
102    110
103    106
104    113
105    110
106    110
107     114
108     111
109     115
110     113
111    116
112    116
113    118
114    120

+____
6555

+__________
         6236
+__________
         6555

Fâtiha  7-1 =6 ç
Bakara  286-2 =284 ç
Âl-i İmrân 200-3 =173 t
Nisâ 176-4 =172 ç
Mâide 120-5 =115 t
En’âm 165-6 =159 t
A’râf 206-7 =199 t
Enfâl 75-8 =67 t
Tevbe 129-9 =120 ç
Yunus 109-10 =99 t
Hûd 123-11 =112 ç
Yusuf 111-12 =99 t
Ra’d 43-13 =30 ç
İbrahim 52-14 =38 ç
Hicr 99-15 =74 ç
Nahl 128-16 =112 ç
İsrâ 111-17 =94 ç
Kehf 110-18 =92 ç
Meryem  98-19 =79 t
Tâ-Hâ 135-20 =115 t
Enbiyâ  112-21 =91 t
Hac 78-22 =56 ç
Mü’minûn 118-23 =95 t
Nûr 64-24  =40 ç
Furkan 77-25=52 ç
Şuarâ 227-26 =201 t
Neml 93-27 =66 ç
Kasas 88-28 =60 ç
Ankebût 69-29 =40 ç
Rûm 60-30 =30 ç
Lokman 34-31 =3 t
Secde
Ahzâb 73-33 =40 ç
Sebe’ 54-34 = 20 ç
Fâtır 45-35 =10 ç
Yâsin 83-36 =47 t
Sâffât 182-37 =145 t
Sâd 88-38 =50 ç
Zümer 75-39 =36 ç
Mü’min 85-40 =45 t
Fussilet 54-41 = 13 t
Şûrâ 53-42 =11 t
Zuhruf 89-43 =46 ç
Duhân 59-44 =15 t
Câsiye
Ahkaf
Muhammed
Fetih
Hucurât
Kaf
Zâriyât 60-51 =9 t
Tûr 
Necm 62-53 =9 t
Kamer 55-54 =1 t
Rahmân 78-65 =13 t
Vâkıa 96-56 =40 ç
Hadid
Mücâdele
Haşr
Mümtehine
Saf
Cum’a
Münâfikûn
Teğabün
Talâk
Tahrim
Mülk
Kalem
Hâkka
Meâric
Nuh
Cin
Müzzemmil
Müddessir
Kıyamet
İnsan
Mürselât
Nebe’
Nâziât
Abese
Tekvir
İnfitâr
Mutaffifin
İnşikak
Bürûc
Târık
A’lâ
Gâşiye 
Fecr
Beled
Şems
Leyl
Duhâ 
İnşirâh
Tin
Alak
Kadir
Beyyine
Zilzâl
Âdiyât
Kâria
Tekâsür 
Asr
Hümeze
Fil
Kureyş
Mâûn
Kevser
Kâfirûn
Nasr
Tebbet
İhlâs
Felâk
Nâs 


,
,
,
,
,
,,

Mekke
Medine
Medine
Medine
Medine
Medine
Mekke
Medine
Medine
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Medine
Mekke
Medine
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Medine
Medine
Mekke
Mekke
Mekke
Medine
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Medine
Medine
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Medine
Medine
Medine
Medine
Medine
Medine
Medine
Medine
Medine
Medine
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Medine
Medine
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke
Medine
Mekke
Mekke
Mekke
Mekke

7 t
286 ç
200 tç
176 ç
120 tç
165 çt
206 tç
75 çt
129 t
109 çt
123 t
111 çt
43 t
52 ç
99 t
128 ç
111 t
110 ç
98 tç
135 çt
112 tç
78 ç
118 tç
64 ç
77 t
227 çt
93 t
88 ç
69 t
60 ç
34 tç
30 ç
73 t
54 ç
45 t
83 çt
182 tç
88 ç
75 t
85 çt
54 tç
53 çt
89 t
59 çt
37 t
35 çt
38 tç
29 çt
18 tç
45 çt
60 tç
49 çt
62 tç
55 çt
78 tç
96 ç
29 t
22 ç
24 tç
13 çt
14 tç
11 çt
11 t
18 ç
12 tç
12 ç
30 tç
52 ç
52 tç
44 ç
28 tç
28 ç
20 tç
56 ç
40 tç
31 çt
50 tç
40 ç
46 tç
42 ç
29 t
19 çt
36 tç
25 çt
22 tç
17 çt
19 t
26 ç
30 tç
20 ç
15 t
21 çt
11 t
8 ç
8 tç
19 çt
5 t
8 ç
8 tç
11 çt
11 t
8 ç
3 t
9 çt
5 t
4 ç
7 t
3 çt
6 tç
3 çt
5 t
4 ç
5 t
6 ç


+______
    6236

Sure sırası Ayet Sayısı Simetrisi (sure sırası tek sayı- ayet sayısı tekse t şeklinde belirtilmiştir)
( 30 ve 30  -  27 ve 27  çifleri)

ç (çift) = 30
t (tek) = 27
çt (Çit-Tek) =27
tç (Tek-Çift) =30

Ayet SAYISI > Sıra numarasından  büyük olanların farkı
Çift olan =25
Tek olan =23
Ayet SAYISI> Sıra numarasından   olanlarda sıra numarası
Tek olan =25
Çift olan  =23


Sure Nosu ile Ayet sayısı  Toplamı Çift sayıların Toplamı(toplam 57 sure) =6236
Surelerin Ayet Sayısı Toplamı                                                                  =6236

Sure Nosu ile Ayet sayısı  Toplamı Tek sayıların Toplamı(toplam 57 sure) =6555
Surelerin Sıra No Toplamı                                                                        =6555




Tabakalardan Oluşmuş Gökyüzü

'Görmediniz mi Allah nasıl yedi göğü birbiri üstünde tabaka tabaka yarattı?' (NÛH suresi 15. ayet)

Dolunay olmuş aya Ki sizler binip binip gececeksiniz elbette tabakadan tabakaya. Böyleyken onlar acaba neden iman etmezler? . (İnşikak 18,19,20)

Günümüzde hepimizin bildiği bilimsel gerçeklerden biri olan yerin ve göğün tabakalardan oluştuğuna , göğün koruyucu yapısına ve her tabakanın farklı görevi olduğuna dair pek çok ayet bulunmaktadır. Fakat bu ayette ayrıca İnsanoğlu'nun tabakalardan oluşmuş göğü bir şeylere binerek geçeceği ve Ay'a doğru gideceği anlatılmaktadır. Ayetin sonunda insanlara tahmin edilmesi imkansız pek çok gerçeğin ayrıntıları ile haber verilmesine rağmen hala neden iman etmediklerini sorması çok düşündürücüdür.

Ayrıca bilimsel verilere göre dünya ile yaklaşık aynı yaşta olan uydumuz ay'da ışık veren çok sıcak bir yapıya sahipti ve dünyayı aydınlatıyordu. Yakın geçmişte keşfedilen bu bilimsel veri Kuran'da şöyle ifade edilmişti;

Biz geceyi ve gündüzü iki ayet kıldık; gece ayetini sildik ve gündüz ayetini aydınlatıcı kıldık... ( İsra 17 )

Ayet Arapça da gösterge, yol aydınlatıcı işaret ve delil anlamında kullanılmaktadır. Gece ayetinin silindiği dolayısıyla bir zamanlar gecelerin de aydınlık olduğu zamanla karartıldığı anlamı çıkmaktadır. Güncel bilimsel verilerle tamamen uyumlu şekilde yüzlerce milyon yıl önce ay dünyamıza çok daha yakındı ve görüntüsü neredeyse tüm göğü kaplıyordu. Yani sıra eski sıcak ve erimiş yapısı nedeniyle gece dünya semasında güneş gibi parlamış fakat insanoğlu yeryüzüne gelmeden uzaklaştırılıp sönmüştür. Gecelerin bir dönemde büyük oranda aydınlık olduğunu ve sonradan karartıldığı bilmek eskiden imkansızdı.


"Biz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve şüphesiz Biz (onu) genişleticiyiz.„
(Zariyat Suresi, 47)

Bilimadamları tüm evrenin tek bir noktadan patlayarak etrafa yayıldığını ve bu şekilde etrafa giderek yayılıp balon gibi şişerek genişlediğini keşfetmişlerdi. Bu gerçek, 1929 yılında gözlemsel olarak da ispatlandı. Amerikalı astronom Edwin Hubble kullandığı dev teleskopla gökyüzünü incelerken yıldızların ve galaksilerin sürekli olarak birbirlerinden uzaklaştıklarını keşfetti. Herşeyin sürekli olarak birbirinden uzaklaştığı bir evren ise, sürekli "genişleyen" bir evren anlamına gelmekteydi. Evrenin genişlemekte olduğu, ilerleyen yıllardaki gözlemlerle de kesinlik kazandı.

Rus fizikçi Alexander Friedmann ve Belçikalı evren bilimci Georges Lemaitre, bu yüzyılın başlarında evrenin sürekli hareket halinde olduğunu ve genişlediğini matematiksel olarak da hesapladılar.



İlahi Oran
Al-i İmran
(96)
Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ibadet evi elbette mekke'de, âlemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan Kâ'be'dir.





إِنَّ أَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذِي بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِلْعَالَمِينَ


(şeddeler hesaba katılmıştır)
29+18=47
47/1,618=29,0






Kabenin Koordinatları

(2)Bakara
125.Hani, biz Kâbe'yi insanlara toplantı ve güven yeri kılmıştık. Siz de Makam-ı İbrahim'den kendinize bir namaz yeri edinin. İbrahim ve İsmail'e şöyle emretmiştik: "Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rukû ve secde edenler için evimi (Kâbe'yi) tertemiz tutun."





                      2.125=21°25'(kabenin koordinatları enlem değeri 21 derece 25 dakikadır)


Dakika cinsinden yazılan kısmı yüzdelik olarak yazılırsa  Bu ayet karşımıza çıkar
(2)Bakara Suresi
142.İnsanlardan beyinsiz takımı: "Bunları bulundukları kıbleden çeviren nedir?" diyeceklerdir. De ki: "Doğu da batı da Allah'ındır. O, dilediği kimseyi doğru bir caddeye çıkarır.

2.142=21°42' Kabe Koordinatları Yüzdelik kesir





(16)Nahl
18.Halbuki Allah'ın nimetini saymaya kalksanız onu sayamazsınız. Şüphesiz Allah; çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

1,6180339887498948482045868343656338117720309179805762862135448622705260462818
902449707207........    sonsuza kadar gider.


Arapçası

وَإِن تَعُدُّواْ نِعْمَةَ اللّهِ لاَ تُحْصُوهَا إِنَّ
اللّهَ
لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ


                                 
                            1,618033     (33. harf şeddelerde tamamlanırsa Allah(c.c.) İsminin tam ortasına denk gelir)



 Sayısal değeri bir suresi sıra sayısıyla ayet sayısı toplamından bulunur eğer başka surenin sayısıyla aynıysa
tekrar eden sureler olrak alırız tekrar etmiyorsa tekrar etmeyen sureler olarak alırız

örneğin fatiha suresi 7+1=8 başka hiçbir surede 8 yoktur tekrar etmez.
örneğin zariyat+adiyat+kevser    111+111+111 tekrar eder
yukardaki fihriste akabilirsiniz
Sayısal Değeri Tekrar eden surelerin Toplamı        =7906
Sayısal Değeri Tekrar etmeyen surelerin Toplamı   =4885


7906/4885  =1,618 vermektedir




1 Şubat 2013 Cuma

Fatiha Suresinin Kelime Meali ve Sırları




Fatiha; giriş, açış, başlangıç demektir. Bir bitki tohumu nasıl o bitkinin dallarını, yapraklarını, meyvelerini ve diğer özelliklerini özünde barındıran bir çekirdek programı ise, Fatiha da Kur’an-ı Kerim’in özü ve özetidir. Peygamberliğin ilk yıllarında indirilmiştir. Bütün olarak gönderilen ilk sure olup, yedi ayetten oluşmaktadır.


Ahmed b. Hanbel'in, Müsned'inde rivayet ettiğine göre, Übeyy b. Ka'b Fatiha sûresini Rasulullah (s.a.v.)'a okumuş, bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Nefsimi kudret elinde tutan Allah'a andolsun ki, bu okuduğunun bir benzeri ne Tevrat'ta, ne İncil'de, ne Zebur'da ve ne de Kur'an'da (bundan önce) indirilmiştir. O seb'ul-mesânî (tekrarlanan yedi âyet) ve bana ve­rilen yüce Kur'an'dır."

Fâtiha, Kur'ân-ı Kerîm'in, dolayısıyla bütün semâvî kitapların ana gayesini, temel esaslarını ihtivâ eden, tam bir kitap genişliğinde mübârek bir sûredir. Kur'ân-ı Kerîm'deki ana esasları itikâd, ibâdet, muamelât veya hayat nizamı olarak hülâsa edecek olursak, Fâtiha sûre-i celilesinde, bütün itikâdî mes'elelere, ibâdetle alâkalı bütün hususlara ve bir hayat nizamına ya bir sarâhat, ya bir delâlet veya bir işâret, hiç olmazsa bir remiz bulmak her zaman mümkündür.
Fatiha, Yüce Yaratıcı huzurunda kulun, en içten şükran ve minnettarlık duygularıyla O’na yönelişi, O’nun sınırsız kudreti ve merhameti önünde saygıyla boyun eğişidir.


Fatiha, Allah ile kulu arasında ezelî ve ebedi, şerefli bir kulluk antlaşmasıdır.

1.Rahman, Rahim olan Allah’ın Adıyla

Ey insan ! Sen İlahi hitaba muhâtap olabilecek kabiliyette ve ahsen-i takvim sırrına mazhar olacak şekilde  yaratıldın ! Öyleyse, ferşi arşa bağlayan, seni nihayetsiz kudrete, rahmete rapteden Rabb’inin adıyla başla.O isimler ki senin insânî arşa çıkmana bir vesiledir.


2. Bütün hamdler, övgüler âlemlerin Rabbi olan Allah'adır. Her şeyde rahmetinin yeni yeni eserlerini meydana çıkaran rahmet sıfatıyla vasıflanmış olan Allah'ın ni­metinin büyüklüğüne, lütuf ve keremine ve bütün âlemlerin beslenip büyütülmesinde görülen uçsuz bucaksız nimetler okyanusunu mahlûkatına veren ve bu hakikati tefekkür etmemi sağlayan Rabbime Hamd olsun. Her türlü övgü ve teşekküre lâyık olan âlemlerin Rabbi sadece O’dur.

3. O Rahmandır, Rahimdir. Rahmandır; çok şefkatli, çok merhametlidir. Sizi sizden çok sever, size sizden daha yakındır. O’nun sonsuz rahmet ve şefkati, bu dünyada mümin kâfir ayrımı yapmaksızın herkesi kuşatmıştır.Rahimdir; rahmetini tamamlamak üzere bu Kitabı (Kur'an-ı Kerim’i) göndermiş ve onun ışığında yürüyen takva ve ameli salih sahibi bahtiyarlara, âhiret hayatında sonsuz mutluluk ve kurtuluş müjdesini vermiştir.

O çok şefkatli, çok merhametli olmakla birlikte, hikmetli ve adaletlidir de:
4. Din (Ceza ve Mükafat) Günü’nün mâlikidir. Âlemlerin Rabbi, sürekli yenilenen bol merhameti ile birlikte, din gününde kullarına yaptıklarının karşılığını verecek, mahlûkatını hesaba çekecektir. "O gün hiç kimse, başkası için hiçbir şeye (fayda ya da zarar verme gücüne) sahip değildir. O gün herkesin işi Allah'a kalmıştır. Gerçekleşeceğinde asla şüphe olmayan Yargı Günü’nünmutlakhâkimi yalnızca Yüce Allah’tır.

O hâlde ey Rabb’imiz, sana tüm içtenliğimizle söz veriyoruz ve diyoruz ki:
5. Yalnızca sana kulluk eder ve ancak senden yardım dileriz. Ey Rabbim ! Ben, senin hakîr ve zelil bir kulunum. Sana dua etmek için tek başıma bu kapıda durmak benim haddim değil. Ben sadece mü'min ve muvahhidlerin grubuna katılıyorum. Benim duamı da onlarla birlikte kabul buyur. Biz hepimiz sana kulluk eder ve senden yardım dileriz.

Fatiha suresini okurken  “ben” yerine “biz” dememizin açılımını Bediüzzaman Said Nursî Hz. İşarat’ül İ’caz’da şöyle anlatır:
“Birincisi: İnsanın vücudundaki bütün aza ve zerrata râcidir (yöneliktir)ki, bu itibarla şükr-ü örfîyi eda etmiş olur. İkincisi: Bütün ehl-i tevhidin cemaatlerine aittir. Bu cihetle şeriata itaat etmiş olur. Üçüncüsü: Kâinatın ihtiva ettiği mevcudata işarettir. Bu itibarla, şeriat-ı fıtriye-i kübraya tâbi olarak hayret ve muhabbetle kudret ve azametin arşı altında sâcid ve âbid olmuş olur.”

6. Ey Rabb’imiz! Bizi dosdoğru yola, insanın doğal yapısıyla, duyguları, eğilimleri ve ihtiyaçlarıyla birebir örtüşen, her türlü aşırılıktan uzak, varlık kanunlarıyla tam bir uyum ve ahenk içinde olan o apaydınlık yola, insanlığı hem dünyada hem âhirette mutluluğa ulaştıran İslâm yoluna ilet.

7. Nimet verdiğin kimselerin, insanlık tarihi boyunca tevhid sancağını elden ele taşıyan Peygamberlerin ve onların izinden yürüyen âlimlerin, şehitlerin, sana yakın olan kimselerin yoluna...
   Gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil ya Rab!

Bizi, senin gazabına uğramış olan Yahudilerin veya hak yoldan sapmış olan Hıristiyanların zümresine katma. Çünkü onlar senin mukaddes şeriatından çıktılar ve böylece gazaba ve ebedî lanete müstahak oldular.


Allah’ın Elçisi (s) bu surenin sonunda “Âmin!” yani “Duamızı kabul eyle, ya Rab!” derdi 


ZAFER KARLI  Nur Akedemisi





Peygamber efendimiz, Cebrail aleyhisselamla otururken bir melek gelip dedi ki:

(Senden önce hiç bir peygambere verilmeyen, sadece sana verilen iki nur ile seni müjdeliyorum. Bunlar Fatiha suresi ile Bekara suresinin son âyetleridir. Bu iki sureden okuyacağın her harften dolayı, istediğin mutlaka verilecektir.) [Müslim]



Bir kabile reisini yılan soktu. Eshab-ı kiramdan biri Fatiha suresini okuyunca, Allahü teâlânın izni ile hasta şifaya kavuştu. Kabile reisi, bir sürü koyun hediye etti. Sahabi, caiz olup olmadığını bilmediği için Peygamber efendimize sordu. Resulullah, (Ne okudun?) buyurdu. O da, Fatiha suresini okuduğunu bildirince, Peygamber efendimiz buyurdu ki: 

(Fatihanın şifa olduğunu nereden bildin? O koyunları al, yanındakilere pay et!) [B.Arifin]

Cenab-i Hak, Hadis-i Kudsi'de söyle buyuruyor: „ Ben Azimüssan, namaz suresi olan Fatiha suresini kulumla kendi aramda yariya taksim ettim. Fatiha suresinin yarisi benim, yarisi da kulumundur. Kulumun istedigi verilecektir. 

Kul. Elhamdü lillahi Rabbil, alemiyn, deyince Cenab-i Hak, '-Kulum bana hamd etti (ögdü) buyurur. 

Kul: Er'Rahmanir-Rahiym deyince Cenab-i Hak, '-Kulum beni sena etti' buyurur. 

Kul: Maliki yevmiddin deyince Cenab-i Hak, '-Kulum beni temcid etti,buraya kadar benimdir.' buyurur 

Kul: Iyyake'na'udu ve iyyake nesteiyn deyince Cenab-i Hak, '-Bu benimle kulum arasindadir. Kulum icin istedigi verilecektir' buyurur. 

Kul: Ihdinassiratal-müstekiym. Siratalleziyne en'amte aleyhim, gayril-magdubi aleyhim veled'daalliyn deyince Cenab-i Hak, '-Burasi yalniz ve yalniz kulumundur. Kulumun istedigi hakkidir. Kulumun istedigi verilecektir.' buyurur. 

Fatiha Suresi ile sırra erişilir. Arzuladığına hemen kavuşursun, şeref ve makama sahip olursun. Fakirlik, kötülük ve korkulardan emin olursun. Dünya ve ahiret saadetine kavuşursun.

Fatiha Suresinde bin zahir, bin de batın olmak üzere toplam iki bin hassa vardır. Ayet sayısı 7 dir. Fatiha 25 kelimedir. Kimi alimlere göre 123, kimine göre 125, bazısına görede 130 harf dir.

Hasta üzerine 41 Fatiha okunursa hasta şifa bulur.

Her gün Sabah namazının farzı ile sünneti arasında 41 defa Fatiha okuyan kişi; makam ve mevki sahibi olur. Fakirlik görmez, hastaysa şifa, zayıfsa kuvvet bulur. Emniyet içinde bulunur. Kısırsa çocuğu olur. İzzet ve şeref elde eder.

Her farz namazlarının ardından 7 Fatiha okuyan kişiye hayır kapıları açılır.

25 Estağfurullah, 11 İhlas, 7 Fatiha, 33 Selatü Selam okuyup; Peygamberimizin (s.a.v.), evliyanın, ashabı kiramın ruhlarına hediye edip, onların yüzü suyu hürmetine şifa isteyen kişiye Allah şifasını verir.

Farz namazları arkasından 20 defa Fatiha okuyan kişinin rızkı genişler, durumu düzelir, iç alemi nurlanır.

Sabah namazından sonra 30, öğle namazı sonrası 25, ikindi namazı sonrası 20, akşam namazı sonrası 15, yatsı namazı sonrası 10 defa Fatiha Suresi okunur. Toplam 100e ulaşır. Buna devam eden kişiye Allah istediğini verir.

Farz namazları ardından 100 Fatiha okuyan maksat ve arzusuna hemen kavuşur.

Sabah namazı ardından 125 Fatiha okuyan istediği şeyi elde eder.

Fatiha Suresini 125 bin defa okuyana büyük faydaları vardır.

Her gün Fatihayı 313 defa okuyanın isteği ve arzusu yerine gelir. Tembellik ve korkudan kurtulur. Allah okuyanın içini ve dışını temizler.

Yatarken Fatiha ile 3 İhlasla, Felak ve Nas surelerini okuyan herşeyden güven içinde olur.

İçi su dolu kaba 40 Fatiha okuyup, hastanın bedeni o su ile yıkanırsa hasta şifa bulur.

Haceti, isteği olan, akşam namazının ardından 40 Fatiha okuyup dileğini Allah'dan isterse dileğine kavuşur.

Göz ağrısı için sabah namazının sünneti ile farzı arasında 40 fatiha okuyup, şifasını Allah dan dilesin. Tükrüğünü parmak ucuyla gözüne sürsün veya okuyan kişi hastanın yüzüne üflesin.

Yola gidecek kişi kapıdan çıkarken 40 defa Fatiha okursa, güven içinde geri döner.

Sağ elini ağrıyan yere koyup, 7 defa Fatiha okur ve "Allah'ım hissettiğim acı ve ağrının kötülüğünü bender gider. Peygamberin Muhammed s.a.v. davetiyle beni bu acıdan kurtar" diye dua ederse Allah şifa verir.

Rızık için, yeni ayın pazar günü aya bakılır ve 70 Fatiha okunur. Pazartesi 60, salı 50, çarşamba 40, perşembe 30, cuma 20, cumartesi 10 olarak 7 gün okunur ve buna her ay devam edilir.

Fatiha Suresini seher vakti 41 defa okumayı adet haline getirene Allah rızık genişliği verir, işlerini kolaylaştırır.

Hayır için veya bir musibetten kurtulmak için günde 313 defa okunur veya 3 günde 1000 defa okunur.

Halvete çekilip günde 1000 defa Fatiha okuyarak gündüzleri oruç tutan, okurken buhur yakan (ud ve anber) bir takım esrarlara vakıf olur. (7 gün okunur)

Susuzluk ve açlık çeken; sabah Fatiha Suresini okuyup eline üflesin, sonra ellerini yüzüne ve karın bölgesine dokundurursa bu hislerden kurtulur.

Fatiha Suresi bir kaba yazılıp, su konulur ve yazı silindikten sonra hastaya içirilirse şifa bulur. Aynı şekilde ağrıyan yere 3 defa sürülürse ve Allah'ım sen afiyet ver. Sen afiyet verirsin diye dua edilir.

Ruhi deprasyonda olan hasta için; Fatiha Suresi bir kaba yazılır, içine su konulur, yazı silindikten sonra hasta o suyla yüzünü yıkarsa şifa bulur. İçerse sakinleşir.

Fatiha Suresi, safran, misk ve gül suyu karışımı ile yazıp, bunu su ile silip içersen zekan açılır. İşittiğini unutmazsın. Gül yağı ile silip kulak ağrısı için kulağa damlatıldığında ağrı geçer. Yine bir kaba yazıp kına çiçeği yağıyla silip 70 kere Fatiha okuyup ağrı olan yere veya felç, romatizmalı yere sürülürse şifa bulur.(tıbbi müdahele imkanı olmayan durumlarda uygulanır)

Akrep ve yılan sokan kişi, zehir çıkarıldıktan sonra, ağrının geçmesi için bir kaba su ve tuz konulur. 7 defa Fatiha okunur ve içirilir. Ağrı geçer.

Bir kişiden itibar görmek veya zalim kişinin yanına gitmek zorunda kalan kimse, 19 defa Fatiha okuyup, o kişinin yüzüne üflerse, onun şerrinden emin olur, itibar görür.

Cuma günü sabah namazının ardından 41 defa Fatiha Suresini yazıp üzerinde taşıyan kişi; cin, şeytan ve insan şerrinden korunur.

Gece, gündüz Fatiha okuyan tembellikten, ağır davranmaktan kurtulur. Hastalıklardan, cin, şeytan ve insanlardan gelecek zararlardan korunur.

Gözü ağrıyan sabah 3 Fatiha okuyarak parmağıyla göz kapaklarına sürerse ağrı geçer.

Bir isteği, haceti olan, maksadının olması için 2 rekat Allah rızası için namaz kılar ve namaz kıldıktan sonra 7 Fatiha okuyup dua ederse isteği olur.

Bir haceti, isteği olan maksadının olması için 40 gün ara vermeden, sabah namazının ardından, güneş doğmadan 41 defa Fatiha okuyarak Ya Rabbel Alemin, Ya Rabbel Azim, Fatiha Suresinin hürmetine isteğimi yada hacetimi ihsan buyur diye dua ederse haceti olur.

Yatağa uzandığın zaman; Fatiha, Ayetel Kürsi, Ve inne Rabbeküm AYETİNİ muhsinin 'e kadar, Haşr suresinin Huvalla Hülleziyi sonuna kadar, İhlas, Felak ve Nas surelerini okuyarak, yatıp, uyunursa 2 melek gelir ve tüm tehlikelerden korumak için sabaha kadar beklerler.

Hasta olan kişi; bir kap içine zemzem yada yağmur suyu koyup, üzerine 70 defa Fatiha, 70 Ayetel Kürsi, 70 İhlas, 70 Felak, 70 Nas surelerini okur ve içerse hastalığı iyileşir, şifa bulur.

Hastaya ve büyüye maruz kalana Fatiha Suresi, Ayetel Kürsi ve 4 İhlas; 7 şer defa okunur.

Bir ölünün ardından 1 Fatiha 11 İhlas okuyup öncelikle Peygamber Efendimizin S.A.V. mübarek ruhlarına, peygamberlere, ashabı kirama, evliyaya ve ölen kişinin ruhuna hediye etmek çok faydalıdır. Hem ölüye, hemde okuyana hayır getirir


Fatiha Suresinin Büyüye Karşı Sırları


Hamd, yalnızca Allah'adır.

Kendisine büyü yapılan kimse, büyüyü başka bir büyü ile tedâvi edemez. Çünkü şer, şer ile izâle edilmez (ortadan kaldırılmaz). Küfür de başka bir küfür ile izâle edilmez. Şer,  ancak hayır ile izâle edilir. Bunun içindir ki Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e "Nuşra" (büyüyü,başka bir büyü ile çözme) hakkında sorulduğunda o şöyle buyurulmuştur:

(( هِيَ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ. )) [ رواه أبو داود وأحمد]  

"O (nuşra), şeytanın amelindendir. (yani câhiliye halkının tedâvide kullandıkları ve fayda verdiğine inandıkları şeydir)." (Ebu Dâvud ve Ahmed).

Hadiste zikredilen nuşra; kendisine büyü yapılmış kimseden o büyüyü başka bir büyü ile çözmek demektir.

Büyü, Kur'an-ı Kerim âyetleri, mübah olan ilaçlar ve helal olan rukyelerle çözülecek olursa,bunda herhangi bir sakınca yoktur.Büyünün başka bir büyü ile çözülmesine gelince, -yukarıda da geçtiği gibi- bu asla câiz değildir. Çünkü büyü, şeytanlara ibâdet etmektir. Büyücü (sihirbaz), şeytanlara ibâdet edip onlara hizmet ettikten ve onların istediklerini onlara kurban ettikten sonra büyü yapabilir ve büyüyü öğrenebilir. Bu gerçekleştikten sonra artık şeytanlar büyünün olması için birtakım şeyleri ona öğretirler. Fakat kendisine büyü yapılan kimsenin üzerine Kur'an okumakta, câiz olan şeytanın şerrinden korunma yolları ve mübah olan ilaçları kullanmak sûretiyle tedâvi olmasında -Allah'a hamdolsun- dînen herhangi bir sakınca yoktur. Bir hastanın doktorlara giderek herhangi bir hastalıktan iyileşmek için tedâvi olması gibi.

Hastanın iyileşmesi şart değildir.Çünkü her hastanın,hastalıktan mutlaka şifâ bulması gerekir diye bir şart yoktur. Hasta belki eceli gelmediği için tedâvi olduktan sonra o hastalıktan iyileşebilir. Belki de iyileşmeyip yakalandığı o hastalık sebebiyle ölebilir. Bir hasta, en uzman ve en bilgili bir doktora gösterilse bile, eceli ne zaman gelirse, o ilaç kendisine fayda vermeyecektir. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

ولن يؤخر الله نفساً إذا جاء أجلها [ سورة المنافقون الآية: ١١]     

"Allah, eceli geldiğinde hiç kimseye ölümünü erteletmez.Allah, (hayır olsun, şer olsun, bütün) yaptıklarınızdan haberdârdır." (Münâfikûn Sûresi:11).

Tıp ve tedâvi, ancak ecel gelmediği zaman ve Allah Teâlâ kuluna şifâ takdir ettiği zaman fayda verir. Aynı şekilde kendisine büyü yapılan bu kimseye, Allah Teâlâ, belki şifâ takdir etmiş olabilir, belki de onu imtihan etmek ve sınamak için şifâ takdir etmemiş olabilir. Belki Allah Teâlâ'dan başka hiç kimsenin bilmediği başka sebeplerden dolayı olabilir. Belki de yanında tedâvi olduğu kimsede kendisi için uygun ilaç olmayabilir.

Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'den sahih olarak haber verildiğine göre o şöyle buyurmuştur:

(( لِكُلِّ دَاءٍ دَوَاءٌ، فَإِذَا أُصِيبَ دَوَاءُ الدَّاءِ بَرَأَ بِإِذْنِ اللهِ عَزَّ وَجَلَّ. )) [ رواه مسلم ]  

"Her hastalığın (helâl olan) bir ilacı vardır.Bu sebeple ilaç, hastalığa isâbet ederse, (ilaç o hastalığa iyi gelirse), Allah -azze ve celle-'nin izniyle iyileşir." (Müslim).

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- başka bir hadiste şöyle buyurmuştur:

(( ماَ أَنْزَلَ اللهُ داَءً إِلاَّ أَنْزَلَ لَهُ شِفاَءً، عَلِمَهُ مَنْ عَلِمَهُ وَجَهِلَهُ مَنْ جَهِلَهُ. )) [ رواه البخاري ]

"Allah, hiçbir hastalık indirmemiştir (yaratmamıştır) ki o hastalığın (helâl olan) şifâsını (ilacını) da indirmiş (yaratmış) olmasın. Bunu bilen bilir, bilmeyen de bilmez." (Buhârî).

Büyünün şer'î tedâvi yollarından birisi de, Kur'an okumakla tedâvi edilmesidir. Bu sebeple kendisine büyü yapılan kimsenin üzerine Kur'an-ı Kerim'in en büyük sûresi olan Fâtiha Sûresi tekrar tekrar okunmalıdır. Her şeyin Allah Teâlâ'nın kaza ve kaderiyle olduğunu bilen, her şeyi çekip-çevirenin Allah Teâlâ olduğuna ve Allah Teâlâ bir şeye ol dediği zaman o şeyin hemen oluvereceğine inanan salih bir mü'min, Fâtiha sûresini hastanın üzerine okursa, bu okuma da îmân, takvâ ve ihlas ile olur ve hastanın üzerine tekrar tekrar okunursa, belki hastalık ortadan kalkar ve Allah Teâlâ'nın izniyle hasta şifâ bulabilir.

Nitekim sahâden bazı kimseler, bir kabilenin yanından geçerlerken kabilenin reisini yılan sokmuştu. Onu tedâvi etmek için bütün yolları denemişler, fakat hiçbir sonuç alamamışlardı. Bunun üzerine sahâbeden bazı kimselere:

-          İçinizde rukye yapan var mı? diye sordular.

Onlardan bazıları: Evet var, dediler.Ardından sahâbeden birisi kabile reisinin üzerine Fâtiha sûresini okudu.Kabile reisi, üzerine okunur okunmaz sanki hiçbir şey olmamış gibi       derhal ayağa kalktı ve Allah Teâlâ yılanın sokmasının şerrinden onu sağlığına kavuşturdu.

(Bu durum Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e haber verildiği zaman) Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:

           (( اعْرِضُوا عَلَيَّ رُقَاكُمْ، لَا بَأْسَ بِالرُّقَى مَا لَمْ تَكُنْ شِرْكًا.)) [ رواه أبو داود ]

" Rukyenizi bana arzedin (ona bakayım). İçerisinde şirk olmadıkça rukye yapmakta bir sakınca yoktur." (Müslim).

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-hem rükye yapmış, hem de kendisine rukye yaptırmıştır. Bu sebeple rukyede birçok hayırlar ve büyük faydalar vardır.

Bunun için kendisine büyü yapılan kimsenin üzerine, Fâtiha sûresi, Âyete'l-Kürsî, İhlas, Felâk ve Nas sûreleri okunursa veya başka âyetlerle birlikte Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'den gelen şu güzel duâlar okunduğu takdirde şifâ bulabilir:

((اَللَّهُمَّ  رَبَّ النَّاسِّ أَذْهِبِ الْبَأْسَ، واِشْفِ أَنْتَ الشَّافِي، لَا شِفَاءَ إِلَّا شِفَاؤُكَ. شِفَاءً لَا يُغَادِرُ سَقَمًـا. )) [ رواه أبو داود وابن ماجه وأحمد والحاكم ]

"Ey insanların Rabbi! Bu hastalığı gider. Şifâ ver. Ancak sen şifâ verirsin. Senin şifandan başka bizim için hâsıl olacak şifâ yoktur. Hiçbir hastalık bırakmayan bir şifâ ihsan buyur." (Ebu Dâvud; hadis no: 3883. İbn-i Mâce; hadis no: 3530).

Bu duâyı üç defa veya daha fazla tekrar eder.

Yine bu duâ gibi, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'den gelen hadiste Cebrail -aleyhisselâm- ona şu duâ ile rukye yapmıştı:

(( بِسْمِ اللهِ أُرْقيِكَ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ يُؤْذيِكَ، وَمِنْ شَرِّ كُلِّ نَفْسٍ أَوْ عَيْنٍ حاَسِدٍ، اَللهُ يَشْفيِكَ، بِسْمِ اللهِ أُرْقيِكَ. )) [ رواه أحمد وابن ماجه]

"Allah’ın adıyla başlarım. Sana eziyet veren her şeyden, her türlü kötü nefisten ve haset eden her gözden senin üzerine okurum.Allah sana şifâ versin.Allah’ın adıyla senin üzerine okurum." (Ahmed ve Ebu Dâvud).

Bu duâyı da üç defa tekrar eder.Bu büyük bir rükye olup Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'den geldiği sâbittir.Bu duâ, kendisini yılan sokan veya kendisine büyü yapılan veyahut da herhangi bir hastalığa yakalanmış hasta kimsesin üzerine okunabilir. Hastanın, kendisine büyü yapılan kimsenin ve kendisini yılan sokan kimsenin, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'den nakledilmemiş olsa bile, içerisinde dînen sakıncalı herhangi bir şey yoksa, -Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şu emri gereği- güzel duâlarla duâ etmesinde bir sakınca yoktur.

            (( لَا بَأْسَ بِالرُّقَى مَا لَمْ تَكُنْ شِرْكًا.)) [ رواه أبو داود ]

" İçerisinde şirk olmadıkça rukye yapmakta bir sakınca yoktur." (Müslim).

Hasta, kendisine büyü yapılan kimse veya başka kimseler, rukye yapılmadan ve insanın çabasına başvurulmadan da şifâ bulabilirler. Çünkü Allah Teâlâ'nın her şeye gücü yeter ve her şeyde O'nun kesin delili vardır.

Nitekim Allah Teâlâ Kitabı Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmuştur:

إنما أمره إذا أراد شيئاً أن يقول له كن فيكون[ سورة يس الآية: ٨٢]

"O'nun işi, bir şeyi yaratmak istediği zaman ona 'ol' demekten ibârettir. O da hemen oluverir." (Yasin Sûresi: 82).

Bundan dolayı Allah Teâlâ'ya hamd olsun ve hakkında hüküm verdiği ve takdir ettiği her şeye şükürler olsun. Her şeyde Allah -azze ve celle-'nin kesin delili vardır.

Belki hasta eceli tamamlanmış ve bu hastalık sebebiyle kendisi hakkında ölüm takdir edilmiş olduğundan dolayı şifâ bulamayabilir.

Yine, rukyede kullanılan yollardan birisi de suyun içine büyü ile ilgili âyetlerin okunmasıdır.

A'raf sûresinde büyü ile ilgili âyetler şunlardır:

وأوحينا إلى موسى أن ألق عصاك فإذا هي تلقف ما يأفكون فوقع الحق وبطل ما كانوا يعملون فغلبوا هنالك وانقلبوا صاغرين [ سورة الأعراف الآيات: ١١٧ – ١١٩]

"Biz Mûsâ’ya (elindeki) asanı (yere) at! diye vahyettik. Asasını (yere) atınca, bir de baktılar ki bu asa, onların (doğru gösterdikleri aslında bâtıl olan) uydurdukları şeyi yakalayıp yutuyor. Böylelikle (Mûsâ’nın Allah’ın elçisi olduğu) gerçeği ortaya çıktı ve onların yapmakta oldukları şey boşa gitmiş oldu.Sihirbazlar orada (toplandıkları yerde) mağlup oldular. Firavun ve kavmi oradan mağlup ve zelîl olarak geri döndüler." (A'raf Sûresi: 117-119).

Yunus sûresinde büyü ile ilgili âyetler şunlardır:

وقال فرعون ائتوني بكل ساحر عليم ) إلى قوله جل وعلا ( ويحق الله الحق بكلماته ولو كره المجرمون [ سورة يونس الآيات: ٧٩ – ٨٢]

"Firavun: Bilgili bütün sihirbâzları bana getirin, dedi. Sihirbâzlar gelince, Musâ onlara: Atacağınızı (iplerinizi ve sopalarınızı yere) atın, dedi. Onlar (iplerini ve sopalarını yere) atınca, Musa (onlara): Sizin getirdiğiniz şey, sihirdir. Allah onu mutlaka boşa çıkaracaktır. Çünkü Allah, (yeryüzünde) bozgunculuk yapanların işini asla düzeltmez, dedi. Allah, günahkârların hoşuna gitmese de sözleriyle gerçeği ortaya çıkaracaktır." (Yunus Sûresi: 79-82).

Tâhâ sûresinde büyü ile ilgili âyetler şunlardır:

يا موسى إما أن تلقي وإما أن نكون أول من ألقى  ) ... إلى قوله سبحانه ( ولا يفلح الساحر حيث أتى [ سورة طه الآيات: ٦٥ – ٦٩]

"(Sihirbazlar) dediler ki: Ey Musâ! Ya sen önce (asanı) at,ya da biz (yanımızdakileri) önce atanlar olalım. (Musâ onlara): Bilakis, siz önce atın, dedi. (Sihirbazlar iplerini ve sopalarını yere atınca) büyülerinin  kuvveti  sebebiyle, bir de baktı ki ipleri ve sopaları kendisine koşan (yılanlar) gibi görünüyor. Musâ birden içinde bir korku hissetti. (Musâ’ya): Korkma, (sihirbazlara, Firavun ve askerlerine) üstün gelecek olan muhakkak ki sensin, dedik. Sağ elindeki at da onların ipleri ve sopalarını yutsun. (Senin önünde) yaptıkları sadece sihirbaz hilesidir. Sihirbaz nereye varsa, (sihriyle) iflâh olmaz." (Tâhâ Sûresi: 65-69).

Büyü ile ilgili bu âyetler, Allah Teâlâ'nın büyünün tedâvi edilmesinde fayda verdiği sebeplerdendir. Bir kimse, bu âyetlerle birlikte Fâtiha sûresini, Âyete'l-Kürsî'yi, İhlas, Felak ve Nas sûrelerini suyun içine okur, sonra da o suyu kendisine büyü yapıldığı veya (büyü ile) eşine yaklaşmasına engel olunduğu sanılan kimsenin üzerine dökerse, Allah Teâlâ'nın izniyle o kimse şifâ bulur. Eğer (bu saydığımız âyet ve sûreleri okumanın yanında) o suyun içine 7 tane Sedir ağacının yaş yaprağını öğüterek koyarsa, daha uygun olur. Nitekim değerli âlim Abdurrahman b. Hasan -Allah ona rahmet etsin- "Fethu'l-Mecîd" adlı kitabının "Nuşra Hakkında Gelen" bölümünde bazı âlimlerden böyle şeyler geldiğini zikretmiştir.

İhlas, Felak ve Nas sûrelerini üç defa tekrarlamak, müstehaptır.

Bütün bu anlatılan şeylerden kasıt; bu ve benzerî ilaçların, bu belânın yani büyünün tedâvisinde kullanılan sebeplerden olmasıdır.Yine, (büyü sebebiyle) eşine yaklaşamayan kimse de bu ilaçlarla tedâvi edilebilir. Nitekim bunu pek kimse denemiş ve Allah Teâlâ bu yolla fayda vermiştir.

Hastanın üzerine sadece Fâtiha sûresi okumakla da hasta şifâ bulabilir. Yine, sadece İhlas, Felak ve Nas sûrelerini okumakla da hasta şifâ bulabilir.

En önemlisi, tedâvi edilen kimse ile tedâvi eden kimsenin (yani okuyan kimse ile üzerine okunan kimsenin) samimî bir îmâna sahip olmaları, Allah Teâlâ'ya güvenmeleri ve her şeyi çekip çevirenin Allah Teâlâ olduğunu, O bir şeyi ne zaman dilerse, onun hemen olacağını, dilemediği zaman da o şeyin olmayacağını  bilmeleri gerekir. Dolayısıyla her şey, O'nun elindedir. Allah Teâlâ bir şeyi dilerse, o şey hemen olur. Dilemezse, o şey olmaz.Okuyan kimse ile üzerine okunan kimsede, Allah Teâlâ'ya îmân ve ihlas olursa, hastalık, Allah Teâlâ'nın izniyle süratle ortadan kalkar, maddî ve mânevî ilaçlar fayda verebilir.

Allah Teâlâ'dan hepimizi kendisini hoşnut eden amellerde muvaffak kılmasını dileriz. Zirâ O, duâları işiten ve duâları kabul etmeye yakın olandır.

23 Ocak 2013 Çarşamba

Şeytan Ve Oduncu



Vakti zamanında odunculukla geçinen, çalış kan, dürüst, dindar bir adam vardı O zamanda yaşayan bazı insanlar, yakın bir çevrede bulunan ve nadir yetişen bir ağaca kutsallık izafe etmişlerdi Adaklarını, dileklerini o ağaç aracılığıyla yapıyorlardı Bu oduncu anılan ağacı şirk (Allah'a ortak koşma) sebebi olarak görüyordu ve bunun için kesmeye karar verdi O zamana kadar kimse buna cesaret edememişti Oduncu bir gün baltasını aldı ve verdiği kararı uygulamak üzere yola koyuldu Yolda karşısına acayip görünüşlü, insana güven vermeyen biri çıktı Oduncu "sen kimsin?" diye sordu, o da "Ben şeytanım" diye cevap verdi Oduncu "Vay alçak vay hain demek insanları yoldan çıkaran sensin, şimdi seni geberteyim" diye söylenip üstüne çullandı Bir anda şeytanı altına alıp boğazına abandı "Demek ki insanları kandırıp o ağacı kutsallaştıran da sensin alçak herif" dedi Şeytan, "Boşuna uğraşma, çabalama, beni öldüremezsin, çünkü Allah tarafından kıya mete kadar insanları saptırmak için bana mühlet verildi Sen o ağacı kesmekten vazgeç sana bir öneride bulunacağım" diye karşılık verdi Oduncu "Kabule şayan ne önerin olabilir muzır herif?" diye çıkıştı Şeytan şu öneride bulundu:

- Sen o ağacı kesmekten vazgeçersen sana her sabah bir altın getirir yastığının altına koyarım Böylece seni geçindirmeye bile yetmeyen odunculuktan kurtulmuş olursun

Oduncu biraz yumuşar gibi oldu ve sordu:

- Peki vadettiğin bir altını getirmezsen ne olacak?

- O zaman bana dilediğini yap

Oduncu öneriyi, kabul etti, ağacı kesmeden geri döndü O gece yattı Sabah olunca yastığının altına baktı ve gerçekten bir altın konmuştu Buna çok memnun oldu Merakla ertesi günü bekledi Ertesi gün oldu ama yastığının altına para konmamıştı Belki başka bir yere koymuştur diye her yanı alt üst etti yine altın çıkmadı Buna çok içerleyen oduncu hemen bıçağını baltasını alıp şeytanı bulup öldürmek üzere yollandı Aynı yerde şeytanla yine karşılaştılar Oduncu şeytanı görür görmez hemen üzerine atıldı Ama önceki nin tersine şeytan kendisini bir un çuvalı gibi savurdu Adam kalktı, şeytanın üzerine yeni bir hamle yaptı Ama elini bile süremedi Artık insiyatif şeytana geçmişti Şöyle dedi:

- Boşuna uğraşma arkadaş, sen geçen sefer beni neredeyse haklıyordun, çünkü o zaman Allah rızası için yola çıkmıştın Şimdi ise bana kızgınlığın kendi nefsin için Bundan dolayı artık bana gücünü geçiremezsin, aksine sen mağlup olursun. Bu ağacıda sana kestirmeyeceğim
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...