30 Ocak 2022 Pazar

"Kale kella, inne maiye rabbi seyehdin."!"





قَالَ كَلَّا إِنَّ مَعِيَ رَبِّي سَيَهْدِينِ

"Kale kella, inne maiye rabbi seyehdin."!"
Bu Ayet-i Celile’yi dağlara taşlara haykırmak, her gördüğüm yere yazmak istiyorum 

BÜYÜK HARFLERLE..
Kale kella, inne maiye rabbi seyehdin."!"

Belki bir çoğumuz ilk defa işittik, Rabbimizin bize böyle bir vahiy indirdiğini..
Belki yüzlerce mukabeleye gittik, defalarca kendimizde okuduk ama birazdan ilk defa işiteceğiz..
Kıymetli kardeşlerim;
Bir kaç zamandır, kimi görsem ruhsal sorunlar yaşıyor, sürekli depresif ve üzüntü içerisinde..
*"Toplumumuzun neredeyse yüzde 90'ı depresyonda"* desem, abartmış sayılmam..

Hep bir ağızdan

*“Ölsem, kurtulsam”* diyoruz, ama dertlerimizi Kur’an'a arz ettiğimizde utanır mıyız acaba!
Şuara Suresi’ne derdimizi anlatalım mesela..
Haydi, şu an yüreğimizin baş köşesine oturtup, uykularımızı kaçıran sıkıntıyı fısıldayalım..


Sonra dönüp Ayet-i Celile’yi okuyalım..
Şuara Suresi, bizlere Musa (As)'dan bahsediyor.
Düşünün ki bir gruba önder olmuşsunuz, kimseye bir zararınız yok ama dünyanın en en en zalim adamı peşinizde!

Sizi ve size inananları acı içinde öldürecek!
Ve siz kaçıyorsunuz, onlar kovalıyor..
Hikâye anlatmıyorum, bizzat Ayet-i Celile’de Rabbimizin buyruğunu izah ediyorum..
Koşuyorsunuz ve geldiğiniz yer, koskoca Kızıldeniz’in kıyısı..
Atlasanız, boğulacaksınız..
Dursanız, Firavun ordusuyla geliyor; doğranacaksınız!..

İşte, tam da böyle bir zamanda kavmi, Musa (As)'a teselli vermedi,

*“Öl de, ölelim* demedi..
Aksine, büyük bir hışımla;
- İşte yakalandık! Ey Musa sen açtın başımıza bu belayı!
diye söylenmeye başladılar.

SubhanAllah..
Düşünebiliyor musunuz!..
Bir anda yol arkadaşlarınız, dostlarınız en zor anınızda *“Senin yüzünden!"* diye homurdanmaya başlıyor, önden Kızıldeniz köpürüyor, arkadan Firavun geliyor..
Musa (as)'ın dilinden tek bir nida çıktı o anda ki;

Kıyamet’e kadar her Mü’min zikredecek bu kelamı..
- "Kale kella, inne maiye rabbi seyehdin."!"

Yani;

- Hayır, endişelenmeyin! Kuşkusuz Rabb'im benimledir. Bana yol gösterecektir.
İşte bu kadar!
Bu kelâm değil miydi Kızıldeniz’i yardıran, dert sanılan Firavun’u ordusuyla birlikte boğduran!?
Neden zor geliyor Rabbimize güvenmek bizlere!
Bir defa gözyaşları içinde derdimize dönüp de;

- Ben Rabbimle beraberim, o bana çare gönderir!
desek, neden açılmasın ki o kapılar bize!
Böyle bir ânı, biz hayatımızda yaşamış olabilir miyiz?
Böylesine bir imtihanın yanından bile geçmemişken nedir bize hayatı zehir eden!..
Bizler, şeytanın üzüntü ile yaklaşacağını unuttuk çünkü..

Bizler şeytanı dahi unuttuk.
Sanıyoruz ki bu şeytan;
- Ramazanda bağlanan,
- Akşam ezanından sonra dolanan,
- Seccade katlanmazsa namaza duran(!)
- Sofra bekletilirse afiyetle yemeğe dalan..
- Arada ettiğimiz gıybetin yegane suçlusu(!)

İşte şeytanı bundan ibaret sayıyoruz..
Düşmanımızı tanımıyoruz ki; ona karşı siper alalım, savaşabilelim..
Oysa şeytan, en çok *“üzüntü"* den yaklaşır kardeşler..
Zira şeytan, çok iyi bilir ki;
Üzüntü, Rabbimiz’in sevmediği bir ahlâktır!..
Bu yüzden Ayet-i Celile’sinde bizlere emreder;

- GEVŞEMEYİN, ÜZÜLMEYİN!

Rabbimiz buyuruyor!

Namaz gibi, oruç gibi, hac gibi..

*"ÜZÜLMEYİN”*
Bunca isyan, bunca antidepresan, bunca bunalım depresyon durabilir mi bu Ayet’in karşısında!
Şu dünyada kısacık hayatımız, bunca üzüntüyle, kuruntuyla, olmazları oldurmaya çalışmakla geçirilecek kadar basit mi Allah aşkına!..


Vallahi dünya hızlıca geçip bitecek.
Peki, bu kadar geçici ve kısa kalınan bir yerde, bu değerli zamanı üzülerek, Allah‘ın istemediği bir ahlakı göstererek yaşamak ne kadar mantıklı?


İbrahim (as) ateşe atıldığında üzüldü mü?
Yoksa;

- Allah bana yeter;
O ne güzel vekildir!
deyip tebessüm mü etti alevlere!

Bu teslimiyet dolu yüreği yakar mı Mevla’sı!..
Ya Sümeyye annemiz...
Mızrak göğsüne saplandığında umrunda mıydı dersiniz!

- La ilahe illallah! dedi son defa, tebessümle..
Ve göklere
*"İslamın ilk şehidesi"* olarak yazıldı o kutlu sahabe..

Ya Peygamberimiz (Sav)...
Uhud'da yüzünden kanlar süzülürken, Taif'te taşlanırken, Kabe'de üzerine doğru işkembeler atılırken, yavrularını elleriyle gömerken, midesine bağladığı taşlar yere düşerken, biricik karısına zina iftirası atılıyorken, Bilal'i taşlar altında eziliyorken üzülüyor, şimdiki tabirle hangi depresyona giriyordu?


Yunus Suresi’nde

*"Haberiniz olsun; Allah‘ın velileri, onlar için korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır"* diye emretmişken Rabbi, tebessüm etti ölüme bile..

Aleyhissalatu ves-selam..
O'nun biricik ümmeti olarak, haydi atalım tozları üzerimizden..
Evlat mı hayırsız?
Koca mı zalim?
Elti mi gıybetçi?
Borçlar mı bitmiyor?


- Ey evladıyla sınanan anne; Nuh (As) değil miydi kâfirolan oğluna, 950 senelik tebliğinde *“Yavrucuğum"* demekten geri kalmayan!..


- Ey kocasıyla sınanan hanım kardeşim, Asiye annemiz değil miydi, Firavun gibi dünyada benzeri olmayan bir zalimin karısıyken cennete yükselen?


- Ey gıybet, iftira derdine düşmüş kardeşim, tertemiz Aişe anamız değil miydi zina gibi bir iftiraya uğrayıp gıybetin en ağırını yaşayan!


- Ey geçim sıkıntısından bıkmış Ümmeti Muhammed!.. Âlemlere rahmet değil miydi bu dünyadan karnını arpa ekmeği ile doyurmadan giden..


Haydi kapanalım secdeye;
*“Affet"* diyelim..
*"Affet derdimi dert ettiğim, günleri kendime zehir ettiğim her ânımı affet.."*
*"Bu değerli vaktimi sana daha çok yakınlaşabilmek için, imtihanlarıma sabredip, onları sana uzanan bir merdiven olarak kullanabilmem için bana yardım et..”*

Çünkü;
"Kale kella, inne maiye rabbi seyehdin."!"

- Hayır, endişelenmeyin! Kuşkusuz Rabb'im benimledir. Bana yol gösterecektir.!
diye haykırıp, tebessüm ile avuçlarımızı sürelim yüzümüze..


Dua eder, dua beklerim..

0 yorum:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...