24 Mart 2015 Salı

GÖZÜ HARAMDAN SAKINDIRMAK


Yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin.

Gözü haramdan sakındırma hakkında konuşmanın önemi
Bu dünyada çeşitli ve birçok fitneler olup bunlar, şüphe fitneleri ve şehvet (arzu) fitnelerine izafe edilmektedir. Bu iki türden her birisi değişebilir, farklı şekillere bürünebilir, güç ve zayıflık bakımından biri diğerine göre farklılık gösterebilir.

    İnternette, bizlere kör fitneler saldırmakta olup Allahu Teâlâ’nın merhamet ettiği kimsenin dışında internet kullanan bir kimse, neredeyse onun eziyetinden kurtulamaz ve onun tehlikesinden kaçamaz. Şöyle buyuran Allahu Teâlâ doğru söyledi:
“Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.” (A’râf Suresi 179. Âyet meali) (1)

    Bu “fitne” sözümle, erkeklerin kadınlara, kadınların da erkeklere haram olan bakışını kastediyorum.
Sizden biriniz, “neden gözü haramdan sakındırma hakkında konuşuyoruz?” Diye sorabilir:
Ben de derim ki, onun hakkında şu hususlardan dolayı konuşuyoruz:
   Bu dünya hayatında insanın maruz kalabileceği en büyük fitne, Mesih-Deccal fitnesidir. Ancak bu, insanların tamamına isabet etmeyebilir. Dolayısıyla ona maruz kalmadan önce ölen bir kimse, onun musibetinden güvende olmuştur. Bu fitneyi ise, erkeklerin kadınlarla olan fitnesi takip etmektedir.

Bakmanın önemi ve duyular açısından durumu
    Göz, kalbin en büyük kapısı, duyu yollarından ona en yakın olanı ve onun cihetinden en çok düşenidir. Bu nedenle Allahu Teâlâ, Kerim Kitabında iffetin korunmasından önce harama bakmaktan sakınmayı emretmekle başlamıştır. Zira Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır. Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler.” (Nur Suresi 30-31. Âyet meali) (2)
    İffet, nefse ve arzulara yardım etmektir. Bu hususta, Kur’an-ı Kerim’in bizim için ölümsüzleştirdiği şu misali alın. Zira Allahu Teâlâ, Yusuf (Aleyhisselâm) hakkında şöyle buyurmuştur:
“Evinde bulunduğu kadın, onun nefsinden murat almak istedi, kapıları iyice kapattı ve “Haydi gel!” dedi. O da” (Hâşâ), Allah’a sığınırım! Zira kocanız benim velinimetimdir, bana güzel davrandı. Gerçek şu ki, zalimler iflah olmaz!” dedi.” (Yusuf Suresi 23. Âyet meali) (3)
     Dolayısıyla bu örnek, iffet, nefsi temizlemedeki etkisi ve nefsi kötülüklerden uzaklaştırması hakkında zikredilebilecek herhangi bir örnekten daha şiddetli ve daha tehlikelidir. Zira kapılar kapanmış, kadın süslenmiş, bekâr bir genç, kadın kendisine emreden ve nehyeden efendisi. İşte bu, Yusuf’un (Aleyhisselâm) içinden geçmiş olduğu pozisyondur. Ancak o, gafil olmadı ve imanı zayıflamadı. Bilakis içindeki iman gücü sayesinde Rabbini hatırladı ve şöyle dedi: “(Hâşâ), Allah’a sığınırım!”
    Yusuf’un (Aleyhisselâm) Aziz’in karısının ayartmaları karşısında almış olduğu bu tür pozisyon, nefis için gerçek bir yardım olduğu gibi imanın ve samimiyetinin gücüne yönelik de gerçek bir delildir. Yoksa buradaki imanın gücü sözlerle ilgili bir delil olmadığı gibi sadece namaz ve oruç gibi ibadetlerle de ilgili değildir. Dolayısıyla esas olan takvadır. Ayrıca bu, Allahu Teâlâ’nın gözetiminin hakikatine dair gerçek bir kanıttır. Nitekim o zaman kendi nefsine yardım etmeye sevk eden iç engel ortaya çıktığında kendisini bakmaktan engelliyor. Çünkü o, bu amelin kendisine caiz olmadığını ve insanlar görmese de Allahu Teâlâ’nın kendisinin sırlarını gördüğünü biliyor ve Allahu Teâlâ’nın şu kavline tabi oluyor:
“Allah, gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediğini bilir.” (Mümin Suresi 19. Âyet meali)
(4) Şeyh Sa’di (Allahu Teâlâ ona rahmet etsin) şöyle diyor: “Gözlerin hain bakışı, kulun oturduğu kişiden ve arkadaşlarından gizlediği bakış olup bu, hırsız bakıştır.” (5) İşte bizim hakkında şikâyetçi olduğumuz, çalışan kişinin bakarken arkadaşından utandığı ama Allahu Teâlâ’dan utanmadığı bu bakıştır. Nitekim Allahu Teâlâ, gizli olan şeylerde insanlardan korkan ancak Allah’tan korkmayan kişinin durumu hakkında şöyle buyurmuştur:
“İnsanlardan gizler de Allah’tan gizlemezler.” (Nisa Suresi 108. Âyet meali) (6)
Yani onların insanlardan korkusu, yaratıcıdan korkmaktan daha büyüktür demektir. Zira onlar, insanlar nezdinde ifşa olmamasına gayret gösterirlerken Allahu Teâlâ’nın kendilerini görmesine hiç aldırış etmiyorlar. Dolayısıyla bu, bir iman zayıflığı ve yakîn eksikliğidir.
    Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) şu kavli onlar için bir örnek olmuştur: “Ümmetimden bir kısım insanları bilirim ki, kıyamet günü Tihâme dağları emsalinde bembeyaz (tertemiz) hayırlarla gelirler. Allahu Teâlâ o sevapları saçılmış toz haline getirir (değersiz kılar, kabul etmez). Onlar sizin din kardeşlerinizdir. Sizin cinsinizden insanlardır. Sizin aldığınız gibi onlar da gece (ibadetin)den nasiplerini alırlar. Ancak onlar, Allah’ın yasaklarıyla tenhada baş başa kalınca, o yasakları ihlal ederler/çiğnerler.” (7)

İffetin Ahiretteki Mükâfatı
     Yusuf’un (Aleyhisselâm) tutumu gibi samimi iman dolu bir tutum, sahibinin samimiyetini ve imanın gücünü gösterdiği gibi onun imanının gücünü ortaya çıkarmakta ve bu kişi sadık kimselerden olmaktadır. Aynı şekilde her kim Yusuf’un (Aleyhisselâm) iffetli olduğu gibi iffetli olursa, Allahu Teâlâ kendi gölgesinden başka bir gölgenin olmadığı Ahiret gününde kendi gölgesi altında gölgelendirdiği kimselerden olması için onun derecesini yükseltir. Tüm müminlerin, kendisiyle kurtuluşa etmeyi temenni ettiği de bu güvenlik değil midir zaten?
     Nitekim Allah’ın kullarından, nefse yardım edildiği kısa bir anda Allahu Teâlâ tarafından bu tür kerim ve azim bir vaad ile kurtuluşa eren kimse hakkında Allah’ın Resulü, (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allahu Teâlâ, yedi sınıf insanı, arşının gölgesinde barındıracaktır.” Sonra onların arasında şu kimseyi de zikretti: “Güzel ve mevki sahibi bir kadının gayr-i meşru davetine şöyle karşılık veren adam: Ben Allah’tan korkarım.” (8)
Peki, bu iş, ne kadar zaman alıyor? Ne kadar çaba gerekiyor? Ne kadar paraya ihtiyaç var?
Oysa sahibinin, nefsine yardım eden iman ve takva sahibi olmaktan başka hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Dolayısıyla o, düşen bir -kadına- kasıtlı ivedi bir bakışın ötesine geçmemelidir. Çünkü o, büyük bir ecirden ve gerçekten sadece sadık kimselerin nail olacağı bir faziletten mahrum kalacağı bir imtihan içindedir! Bu tutum, sadece      Allahu Teâlâ’nın gözetilmesini gerektiriyor.
Ayrıca bu belirleyici an, kişinin itaatin, günahın ve gerçek yardımın anlamını bilmesini gerektiriyor! Eğer kişi, yardım etmek için özgür olmadığı bu durumda yardım etmezse, başka durumlarda da yardım etmez.
     Eğer bir kimse, gözüne, göz ucuyla bakmaya ve sarfı nazar etmeye güç yetiremiyorsa, uzuvlarına daha çok itaat ediyordur. Peki, en büyük ve en kritik pozisyonlardaki tutumu nasıl olacak acaba?
    Eğer bir kimse, yoldan geçen ve konuşan bir kadından ya da onun resminden gözünü çevirmeye güç yetiremiyorsa, o ana yenik düşmüş demektir. Peki, bu kişinin, bu yardımın dinamiklerinden sahip olduğu şey nedir? Hangi derece, takva ve iman derecelerindendir?

Gözü Haramdan Sakındırmanın Istılahi Manası
    Gözü haramdan sakındırmanın ıstılahi manası, bir Müslüman’ın, gözlerini kendisine haram olan şeylerden sakındırmasıdır. Dolayısıyla kendisine mubah olay şeyler dışındakilere bakmamalıdır. Aynı şekilde gözlerin haram kişilerden sakındırılması da bunun içerisine girmektedir. Eğer göz, haram olan kişiye kasıtsız bir şekilde bakarsa, gözler hızlı bir şekilde başka tarafa çevrilmelidir. (9)

    Kişi Cahil Bile Olsa, Gözü Sakındırmak Yiğitliğin Ahlâkındandır
Gözleri haramlardan sakındırmak, gayrimüslim bile olsalar yiğit olan kimselerin özelliklerindendir. Nitekim Araplar, İslam’dan önce gözü sakındırmayı büyük bir edep olarak kabul ediyorlardır. Zira bu Araplar, gözlerini cariyelerden sakındırmakla övünüyorlar ve bunu iffet ve namusları kıskanmak olarak kabul ediyorlardı. Urve B. Verd’in sözü ne kadar da güzeldir:
“Komşum evini havalandırdı.
Cariyesi evin perdesini kapatıncaya kadar da gözlerden kayboldu.”
Dahası bununla övünüyorlardı. Nitekim bu hususta Antare’nin sözü şöyledir:
“Komşum göründüğü zaman bakışlarımı çeviriyorum. Ta ki komşum evini örtene kadar…” (12)

   Onlar Allah’a şirk koştukları halde durumları böyleydi. Peki, bizler, elimizde Allahu Teâlâ’nın Kitabı Peygamberimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) Sünneti olan Müslümanlar olarak nasıl olmalıyız acaba? Nitekim Allah ve Rasulü, (sallallahu aleyhi ve sellem) bakma şerrine düşmekten ve helal olmayan şeylere bakmaktan sakındırmıştır.
    Kalpleri yaralayan, gaflete düşüren, fitne ateşini tutuşturan, şehvet tohumları eken, bir saatlik şehvet için uzun üzüntüler miras bırakan nice bakış vardır. Gerçekten bakışını sakındıran ve şehvetine karşı direnen kimse hakkında bir şair şöyle diyor:
“Savaş günü bineğini koruyan cesaretli değildir. Zira artık savaş ateşi tutuşmuştur. Ancak bakışını sakındıran ya da gözünü haramdan koruyan genç… İşte kahraman şövalye budur.” (12)

İnsanların Günümüzde Bakışı Hafife Alması
   Günümüzde, Müslümanların birçoğu, haram olan kadınlara bakmayı hafife almaktadır. Zira bu, görünen bir şey olup herkes bunu bilmektedir. Dolayısıyla insanlardan birçoğunun, pazarlarda, insanların toplandığı yerlerde, uydu kanalları aracılığıyla, mobil aygıtlar ve bilgisayarlar yoluyla yabancı kadınlara bakmayı hafife aldıklarını görüyorsunuz. Oysa Allahu Teâlâ, mümin kulları için şöyle buyurmuştur:
“Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır. Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler.” (Nur Suresi 30-31. Âyet meali) (13)
    Peki, Allah’ın gözleri haramdan sakındırmakla ilgili emrinin biz neresindeyiz?

   Allah (Azze ve Celle) Gözlerin Hain Bakışını Bilir
Mesele, Allahu Teâlâ’nın haramlarına karşı cesaretli olmakla birlikte insanlardan utandığı için onlardan gizleme ile birleştiği zaman daha da kötüleşiyor. Oysa bu, kişinin daha çok korkması gereken bir şeydir. Zira Allahu Teâlâ, haram olan kişiye yapılan gizli bakışı hainlik olarak adlandırıyor. Bu ise O’nun ilminin ve vukufiyetinin genişliğini bize gösteriyor. Zira Allah şöyle buyurmuştur:
“Allah, gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediğini bilir.” (Mümin Suresi 19. Âyet meali) (14)

Harama Bakmanın Tehlikesi
   Bakışı nedeniyle alt üst olan bir gencin hikâyesi
Bir gencin de eşlik ettiği geminin üzerindeki bir topluluk, Allah’ın yeryüzündeki rızkını, özellikle ondaki iyi olan şeyleri aramak için ülkeleri dolaşıyorlardı. Bir keresinde deniz gemiyi adalardan birine attı. Bunun üzerine topluluk oraya indi ve uzun yolculuğun vermiş olduğu sıkıntıdan dolayı günlerce orada dinlendiler, pazarlarında dolaştılar, buradan aileleri ve evlatları için garip ve tuhaf şeyler aldılar. Sonra bir gece gemilerine geri döndüler. Bu topluluğun arasında, iğrenç ve çirkin yerleri amaçlayan kötü huylu bir adam da vardı. Topluluğa eşlik eden genç çocuk, kesinlikle gemiden hiç inmedi. Dahası gemide kaldı, onarılması gereken şeyleri onardı ve zamanını faydalı olan şeylerle geçirdi. Bu sırada o, kötü olan arkadaş kendisine yaklaşınca ona şöyle dedi:
   Neden gemide oturup ondan hiç ayrılmıyorsun? Neden kendi dünyanın dışındaki bir dünyayı görmüyorsun? Neden gariplikleri ve tuhaflıkları görmüyorsun? Neden, neden, neden…
Gencin, gariplik ve tuhaflıkları işitip nefsinin kabarması ve harekete geçmesi için hâlâ ısrar ediyordu.
Bunun üzerine genç dedi ki: “Senin söylediklerin bu dünyada var mı?”
Kötü arkadaş dedi ki: “Evet, bu adada da var.”
   Zavallı genç adam, kötü arkadaşı ile birlikte aşağıya indi, küçük bir evde son bulan küçük dar yollara girmek için şehrin sokak ve caddelerinde dolaştılar. Sonra adam eve girdi, gencin kendisini beklemesini istedi ve dedi ki: “Az sonra sana geri döneceğim ama sakın eve yaklaşma.”
    Bunun üzerine genç, kapıya uzak olan bir yere oturdu. Sonra kapı açılınca içeride hayâ ve edep yerleri açık olan bir kadın gördü.
Adamın girdiği aynı kapı olmasına genç şaşırdı! Sonra gencin nefsi harekete geçti, kapıya yaklaştı ve içeriden kahkaha sesleri işitiyordu. Bunun üzerine kapının aralığından baktı ve kendini dehşete düşüren şeyi gördü, sonra peş peşe bakmaya devam ederek kız kardeşini izlemeye devam etti ve hiç bilmediği ve daha önce hiç görmediği iğrenç bir şey gördü. Arkadaşı dışarı çıkınca genç onun yaptığı şeyi kınadı ve onu azarladı. Ancak kötü arkadaş gence küfretti ve sövdü.
    Sonra topluluk gemiye geri döndü ve genç de geri döndü. Ancak gördüklerinden dolayı fikri ve aklı meşgul bir şekilde geri döndü. Nitekim şeytan okunu gencin kalbine sapladı ve kalbinin dizginlerini ele geçirdi.
    Sonra şeytan gence vesvese vermeye başladı, ona görmüş olduğu şeyleri sunuyordu ve bu şekilde devam etti. Nitekim sabah olunca gemiden inenlerin ilki o oldu ve sadece gördüğü şeyleri düşünüyor ve gördüğünün dışında hiçbir şeyi düşünmüyordu. Sonra kötü arkadaşının gösterdiği kötü yere gitti. -Allah korusun- haramın içine düşünceye kadar bakmaya devam etti, bir iki gün orada kaldı, hatta birlikte olduğu topluluğu bile kaybetti. Genci sordular ama hiç kimseden cevap alamadılar. Hatta geminin kaptanı gencin iğrenç ve kötü yerlerde olduğunu öğrendi ve onun getirilmesini emretti. Ancak genç baskı ve kuvvet zoruyla geldi. Zira kalbine arzusu hâkim olmuş ve onu ifsat etmişti. La havle velâ kuvvete illa billah.
    Nitekim gemi ülkeye dönmek için yelken açtı, herkes kendi işine gitti, bu genç ise ağlayıp sızlayarak geminin bir köşesinde kaldı, hatta neredeyse ağlamanın şiddetinden kalbi yerinden fırlayacak gibiydi. Gence yemek getiriyorlar ama o yemiyordu.
Birkaç gün bu perişan halde kalmaya devam etti. Nitekim bir gece hüngür hüngür ağlayarak feryat etti ve gemide bulunanlardan hiçbiri onu uyandıramadı. Bunun üzerine geminin kaptanı gelerek ona şöyle dedi: “Hey, Allah’tan kork, sana ne oldu? İniltinden endişe ettik ve bizi uyku tutmadı. Seni bu hale getiren ne? Seni bu belaya uğratan ne?”
   Genç pişmanlık duyarak şöyle cevap verdi: “Beni bırak, sen bana isabet eden şeyi bilemezsin?”
   Bunun üzerine kaptan dedi ki: “Sana isabet eden nedir ki?”
Bu sırada genç avret yerini açtı ve avret yerinde kurtlar dökülmeye başladı. La havle ve la kuvvete illa billah… Kaptan gördüklerinden dolayı titremeye başladı, bu iş onu korkuttu ve kaptan onun yanından kalktı. Şafak sökünce gemide bulunan insanlar yüksek sesle bağırmaya başlayınca onları uykularından uyandırdı. Sonra insanlar geminin güvertesine gittiler. Çünkü gördükleri şeyden dolayı çok korkmuşlardı. Sonra bu genci, geminin tahtasını dişleriyle ısırır bir şekilde buldular. Nitekim bu hâl üzere Allah’a kavuşmak için gencin ruhu bedeninden ayrıldı. Bunun üzerine topluluk geri döndü ve Allah’tan hayırlı bir son temenni ettiler. Bu hikâye, ibret almak isteyenler için bir ibret olarak kalmaya devam etti.
    Dolayısıyla onlar, Allah’ın haramlarına bakan kimsenin akıbetini düşündüler, Şüphesiz bu gencin kalbinde insanlara görünmeyen gizli bir bela vardı. Bunlardan biri de, her ne kadar insanlara iyi gibi görünse de, şeytanın kalbine hükmetmesiydi. Dolayısıyla önemli olan son yapılan amellerdir. Ayrıca şüphesiz bu hayatta buna benzer milyonlarca insan bulunmaktadır. Zira bunlar, şeytanın bakmaya başlamaları çağrısına icabet edip onları bu zayıf akıbetlerine geri döndürmesinden ve dünyada ve ahirette daha korkunç ve daha şiddetli şeylerin içerisine düşmelerinden korkulan kimselerdir.

Erkeklerin Kadınlarla Olan Fitnesi Ve Buna Karşı Uyarıda Bulunmak
  Sahîheyn’de Usame B. Zeyd’ten Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Erkeklere kendimden sonra kadınlardan daha zararlı bir fitne bırakmadım.” (15)
Sahih-i Müslim’de Eba Said el-Hudri’den (r.a) Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Şüphesiz ki dünya, güzel ve tatlıdır, yumuşak ve sevimlidir. (Renk ve lezzetiyle insanları fitneye düşürür) Allah Teâlâ, kendisine itaat edip etmediğinizi görmek için sizi dünyada önceki ümmetlere halifeler kılmıştır. Dünyadan (ahirette size yardımcı olacak kadarının fazlasını talep etmekten) sakının. Kadınların hilesinden de sakının. Zira İsrailoğullarını fitneye düşüren ilk şey, kadınlar olmuştur.” (16)
   Bu kadınların fitnesi, gerçekten tehlikelidir. Zira sâlih insanlardan bir grup bu fitnenin pençesine düşmüşler, hatta onları zühtlerinden, itaatlerinden ve Allahu Teâlâ’ya olan ibadetlerinden yüz çevirtmiştir. Dahası onlardan bazıları, kadın sebebiyle İslam dininden çıkmışlardır. Nitekim sahabe ve tâbiinlerin tamamının bizden uzak olduklarıyla ilgili siyer, tarih ve tefsir sahiplerinin tamamından meşhur olan kıssalar zikredilmiştir. Mesela İbn-i Cerir, tefsirinde bunu birçok yönden ele almıştır. Bunlardan biri ise Ali B. Eba Talib’in (r.a) şu sözüdür: “Altmış yıl ibadet eden bir rahip vardı. Şeytan onu yorgun düşürmek istiyordu. Sonra bir kadına kastetti ve onu delirtti. Kadının kardeşleri vardı. Kadının kardeşlerine dedi ki: ‘İşte bu papaza gidin onu iyileştirsin.’ Dedi ki: Kadını papaza getirdiler ve onu iyileştirdi. Nitekim günlerden bir gün kadının yanındayken ondan etkilendi ve onunla birlikte oldu. Bunun üzerine kadın hamile kaldı. Sonra kadına kastetti ve onu öldürdü. Sonra kadının kardeşleri gelince şeytan rahibe dedi ki: ‘Ben senin arkadaşınım. Şüphesiz beni sen çaresiz bıraktın. Bunu ben senin için yaptım. O halde bana itaat et ki yaptığın şeyden seni kurtarayım. Haydi, bana secde et.’ O da secde etti. Bunun üzerine dedi ki: “Şüphesiz ben senden beriyim ve şüphesiz ben âlemlerin Rabbinden korkarım.”
Allahu Teâlâ’nın şu kavli de aynı şekildedir:
“Münafıkların durumu tıpkı şeytanın durumu gibidir. Çünkü şeytan insana “İnkâr et” der. İnsan inkâr edince de: Ben senden uzağım, çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım, der.” (Haşr Suresi 16. Âyet meali) (17)
Tavus’tan, İbn-i Abbas’ın (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Geçmişte küfür sadece kadınlar tarafından olurdu ve bu şekilde kalan kimse de kâfir olurdu.”
   Said B. Müseyyeb’den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Kadınlar tarafından gelmedikçe şeytan kesinlikle hiç kimseyi ümitsizliğe düşüremez.”
    Bu fitne, kasvetli ve çok tehlikelidir. Zira onun, şeytanın kendisiyle insana girdiği girişleri ve araçları vardır. Bu fitne girişlerinden ilki, kadınlara, resimlerine ve şekillerine bakmaktır. Hatta bu fitne, başımıza musallat olan bir bela, zihinleri karıştıran kötü bir durum haline geldi. Dolayısıyla bu fitneyle birlikte birçok Müslümanın imanı yok olduğu gibi başkalarının kalplerini de iyilik ve takvadan döndürmektedir.

Zina e-mailine (postasına) Bakmak
Haram olan şeylere bakmaya başlamak, hafife alınmaması ve küçümsenmemesi gereken büyük bir günahtır. Zira Allah’ın Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz Allah âdemoğluna zinadan yana nasibini (yani zinayı temenni etmek, ona adım atmak, onun için konuşmak, yabancı kadına bakmak, ona dokunmak ve onunla baş başa kalmak gibi zinaya aracı olan şeyleri yapacağını) ezelde takdir etmiştir. Allah’ın takdir ettiği bu şey, âdemoğlunun başına gelecektir. Bundan kaçış yoktur (mutlaka olacaktır). Bu sebeple gözün zinası, bakmaktır. Dilin zinası, konuşmaktır. Kalp de bunu temenni eder ve buna özlem duyar. Ferc (uzuv) ise, bunu ya doğrular (tasdik eder), ya da yalanlar.” (18)
   Bu nedenle kişinin gözleri kendisine bakılması haram olan bir şeye kayarsa -kasıtsız bile olsa- bakışını başka yöne çevirmesi gerekir. Zira sahih bir hadiste Cerir B. Abdullah evl-Becelî’nin (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Allah’ın Resulüne, (sallallahu aleyhi ve sellem) (yabancı kadına) ani bakışın hükmünü sordum; gözümü derhal başka tarafa çevirmemi emretti.” (19)
“Ani bakışın” anlamı, yabancı kadınlara kasıtsız olarak bakmaktır.      Dolayısıyla bu ilk bakıştan dolayı günah yoktur. Ancak bu durumda bakışını başka yöne çevirmesi gerekir. Dolayısıyla bu durumda bakışını başka yöne çevirirse ona günah yoktur. Yok, eğer bakmaya devam ederse günahtır.
    Ayrıca bir bakışı, ikinci bir bakışın takip etmemesi gerekir. Aynen Allah’ın Resulünün (sallallahu aleyhi ve sellem) Ali’ye (r.a) şu şekilde dediği gibi: “Ey Ali! Bir bakışın peşinden tekrar bakma (birinci bakışına ikinci bakışını ekleme)! Çünkü birinci bakış, senin hakkındır (kasıtlı olmadığı için birinci bakışında sana bir şey yoktur.) İkinci bakış ise, senin hakkın değildir. (kendi isteğinle olduğu için ikinci bakışında sana günah vardır)” (20)
Musibetlerin, günahların ve hataların çoğu, ilk önce bakışla başlar. Şairin şu sözlerini işitmediniz mi?
“Tüm olayların başlangıcı bakıştır/ Zira yangınların çoğu küçük kıvılcımla başlar/ Nice bakışlar sahibinin kalbini öldürdü/ Yay ve kiriş olmadan okların öldürdüğü gibi…/ Kişi gözlerini döndürmeye devam ettiği sürece o yumuşak gözlerde tehlike vardır/ Onun göz küresi sevinirken cana zarar veriyor/ Zarara dönüp sevinenlere selam yoktur.”
    Gözlerini iyice açıp bakmaya başlayan kimseye gelince; uydu kanallarında, parklarda, pazarlarda, cep telefonu ve bilgisayar aracılığıyla ahlâksız kadınlara bakan bir kimseye, dinini ifsat eden büyük iş isabet edecektir. Kalbi ifsat eden de bu değil mi zaten? Dolayısıyla bakmak, kalpte okun atılan şeye yaptığını yapar. Zira ok, öldürmese de yaralar. Dolayısıyla bakmak, yangının kıvılcımı mesabesindedir. Zira kıvılcım, kuru otların üzerine atıldığında, otların tamamını yakmasa da bir kısmını yakar.
Nitekim şöyle denilmiştir: “Gözü sakındırmaya sabretmek, ondan sonra gelecek acıya sabretmekten daha kolaydır.”
Allah rahmet eylesin, bir kişi şöyle demiştir:
“Ne zaman bakışlarını öncü göndersen… O gün kalbin manzaralara karşı seni yorgun düşürür.
Gördüklerin, görebileceğin şeylerin tamamı değil… Ama sen, onun bir kısmına bile sabır gösteremedin.”
Yani bu, sen bakışını gönderdiğin zaman, elde etmeye gücün olmayan şeyleri görüyorsun ama elde edemediğin şeylerin bir kısmına dahi sabır gösteremiyorsun demektir. Dolayısıyla bu, bakışın tuhaflıklarındandır. Dolayısıyla atılan ok sana geri dönüyor.
   Bir başkası da şöyle demiştir:
“Ey büyük bir titizlikle ok atan kişi… İsabet ettiremediğin için attığın şeyle sen öldün.”
Gözünü haramdan sakındırmayan kişi, ahiretten önce başına bu dünyada gelecek olan cezadan korkmuyor mu? Ceza, kınayanın kınandığı gibi amelin cinsinden olur. Daha önce zikrettiğimiz bir hadiste geçtiği gibi göz zina eder, onun zinası da bakmaktır. Bu nedenle Şafi, (Allah rahmet eylesin) şöyle demiştir:
“Siz iffetli olun ki mahrem olan kadınlarınız da iffetli olsun. Bir Müslüman’a yakışmayan şeylerden de kaçının.”
    Zina bir borçtur; eğer onu ödünç alırsan. İyi bil ki onu ödeyecek olan ev halkından biridir. Kim zina ederse, evinde bile olsa kendisiyle zina edilir. Ey filan, eğer akıllı biriysen anlarsın.
El-Hıcâvî şöyle demiştir: “Belanın aslı, dikkatli bakıştır. Çünkü o, fercin habercisi olup büyük bir felaket ve büyük bir bela anlamına gelmektedir. Ayrıca zina, genellikle bu nedenle olur. Zira o, güzelliğe ve görüntünün kalpte ve fikirde oluşmasına çağırır. İşte bu fitne, dikkatli bakıştır. Dolayısıyla dikkatli bakış, şeytanın insan için açmış olduğu kapılardan biridir.”
    Bakmak, zehirli bir oktur; Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “(Harama) bakmak, şeytanın oklarından zehirli bir oktur. Bu sebeple, Allah’tan korktuğu için harama bakmayı terk eden kimseye mükâfat olarak Allah öyle bir iman verir ki, onun tadını kalbinde hisseder.” (21) Bakmak, lanetlinin atmış olduğu bir ok olup, göz kapaklarını kapatmadıkça ya da atış yönünden kaçırmadıkça oku engellemek imkânsızdır. Zira o, bu oku resimlerin yayından atıyor. Dolayısıyla gözünü resimlerin yönünden çevirirsen, oku isabet etmiyor. (22)
Gözü Haramdan Sakındırmanın Emredilmesi
İslam, bütün ahlâksızlıkları yasaklamıştır. İslam, ahlâksızlıktan razı olmadığı gibi ona yaklaşılmasını ve yapılmasını da yasaklamıştır. Ayrıca İslam, araçları da haram kılmış ve içki içilen bir sofraya ya da meclise oturmanın haram olması gibi bunlara yol açan kapıları da kapatmıştır. Nitekim Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse, üzerinde içki dolaştırılan sofraya asla oturmasın!” (23) Aynı şekilde bakmanın haram olması gibi; zira o, zinanın işlenmesine ve kalbin bozulmasına yol açmaktadır. Dolayısıyla haram işlemeye yol açan ya da yasaklanan tüm araçlar, İslam şeriatında haram kılınmıştır.
     Nitekim erkeğin yabancı kadına, kadının da yabancı erkeğe bakmasının haram olduğuna dair açık ayetler ve naslar gelmiştir. İşte Rabbimiz Allahu Teâlâ şöyle buyurarak bizlere emrediyor:
“Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır. Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler.” (Nur Suresi 30-31. Âyet meali) (24)

Avret Yerlerinin Sınırları
Burada, bakılması haram kılınan avret yerlerinin sınırları nedir diye bir soru sorulabilir.
Allah’ın gücü ve kuvveti sayesinde cevap vermeye çalışayım.
Erkeğin erkeğe olan avret yeri ile kadının kadına olan avret yeri; diz kapağından göbeğe kadar olan kısımdır. Dolayısıyla gerek erkeğin, gerekse kadının diz kapağı ile göbek arasına bakmaları helal değildir. Zira Allah’ın Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Bir erkek başka bir erkeğin, bir kadın da başka bir kadının avret yerine bakmasın.” (25)
    Nitekim Peygamber Efendimiz, (sallallahu aleyhi ve sellem) uyluğunun açık olduğunu görünce Cerhed el-Eslemî’ye şöyle demiştir: “Uyluğun avret olduğunu bilmiyor musun?” (26)
Kadın için erkeğin avreti, mahremlerden olsun ya da olmasın, diz kapağından göbeğe kadar olan kısım fitneden korunması gereken yerdir; ancak kocanın, kendisiyle eşi arasında avret yoktur.
Erkek açısından kadının avreti; eğer kadın mahrem olan biriyse, fitneden emin olunması halinde diz kapağından göbeğe kadar olan kısımdır. Yok, eğer mahrem olmayan biri olursa, tüm bedeni avrettir. Mahrem olan kadın, kendisiyle ömür boyu evlenilmesi caiz olmayan kişidir. Teyze, hala, erkek kardeşin kızı ve kız kardeşin kızı gibi.
   Kendisiyle geçici olarak evlenilmesi caiz olmayanlara gelince; mesela eşin kız kardeşi, kız kardeşinin kızı, teyzesi ve halası gibi. Zira bunlar, mahrem değillerdir.

Ani Bakış
Ani bakışa gelince; bunda bir günah ve suç yoktur. Zira insanın iradesi dışında gerçekleşmektedir. Ancak ani bakışta bulunan bir kimsenin, hızlı bir şekilde bakışını başka yöne çevirmesi gerekir. Bu da Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) Ali B. Ebu Talib’e (r.a) söylediği şu kavlinden dolayıdır: “Ey Ali! Bir bakışın peşinden tekrar bakma (birinci bakışına ikinci bakışını ekleme)! Çünkü birinci bakış, senin hakkındır (kasıtlı olmadığı için birinci bakışında sana bir şey yoktur.) İkinci bakış ise, senin hakkın değildir. (kendi isteğinle olduğu için ikinci bakışında sana günah vardır)” (27) Yine Cerir B. Abdullah el-Becelî’nin şu sözünden dolayıdır: “Allah’ın Resulüne (sallallahu aleyhi ve sellem) (yabancı kadına) ani bakışın hükmünü sordum; gözümü derhal başka tarafa çevirmemi emretti.” (28)
   Gözü Sakındırma Emri, Hem Erkekleri Hem de Kadınları Kapsar
Zira Allahu Teâlâ, erkeklerin yabancı kadınlara bakmamalarını emrettiği gibi aynı şekilde mümin kadınların da kendilerine helal olmayan kimselerden gözlerini sakınmalarını emretmiştir. Dolayısıyla bir erkeğin, mahremi olmayan bir kadına bakması helal olmadığı gibi, aynı şekilde kadının da erkeğe bakması helal değildir. Yani kadının erkekle olan alâkası, erkeğin kadınla olan alâkası gibi olmasının yanı sıra kadının erkeğe olan niyeti, erkeğin kadına olan niyeti gibidir. Nitekim Ümmü Seleme’nin (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Allah’ın Resulünün (sallallahu aleyhi ve sellem) yanındaydım. Yanında Meymune’de (r.a) vardı. İbn-i Ümmü Mektum çıkageldi. Bu hicap âyetinden sonra idi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle dedi: “Haydi ikiniz de perde arkasına geçin.” Dedik ki: “Ey Allah’ın Rasulü! O âmâ değil mi? Bizi ne görür ne de tanır?” Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) dedi ki: “Siz de mi körsünüz? Onu görmüyor musunuz?” (29)
Haram Olan Şeye Bakmak, İtaatleri Geçersiz Kılar
Haram olan şeye bakmanın cezası, itaatleri geçersiz kılmasıdır. Bu da kişiye, Allah ve Ahiret günü hakkında gafletin isabet etmesinden dolayıdır. Dolayısıyla kalp, haram olan şeylerle meşgul olursa bu, Allah’ı zikretme ve itaatleri yerine getirmede kalbe tembellik miras bırakır. Dahası harama bakan gözün, şeriatta ne değeri ne de diyeti vardır. Dolayısıyla insanların evlerine gizlice bakmaya kasteden kimse, gözlerini heder etmiş olur. Nitekim Ebu Hureyre’nin (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Allah’ın Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Eğer bir kimse izinsiz olarak (pencereden veya delikten evinin içine) bakar, sen de bir çakıl taşı atarak onun gözünü çıkarırsan bundan dolayı artık sana herhangi bir günah terettüb etmez.” (30)
O halde Allahu Teâlâ’nın, şu kavlini düşünün:
“Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır.” (Nur Suresi 30. Âyet meali) (31)
Dolayısıyla bu âyetteki, lugavi belagatı, teşrinin yüceliğini ve hitaptaki fesahati bir düşünün. Nitekim Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“Gözlerini haramdan sakınsınlar.”
Şöyle buyurmuştur:
“ يغضواأبصارهم] ] “Gözlerini haramdan sakınsınlar.”
Min? Müfessirlerin birçoğu buradaki “min” harfinin baziyet olduğunu söylemişlerdir. Çünkü ilk bakışa insan malik değildir. Çünkü bu bakışın ardından sakınmaktadır. Nitekim ırzların aksine baziyet vuku bulmuştur. Bu nedenle şöyle dememiştir: يحفظوافروجهم] ] “Irzlarını korusunlar.” Ancak şöyle demiştir: [وَيَحْفَظُواْفُرُوجَهُمْ] “Irzlarını korusunlar.” Zira ırzın korunması geneldir.
Sonra nassın gözü haramdan korumakla başlayıp ırzı korumakla devam ettiğini bir düşünün. Çünkü göz, kalbin en büyük kapısıdır. Buna göre bir yandan düşürmek çoğalırken, ondan sakınmak da vacip olmuştur.
Bu nedenle şöyle demişlerdir: “Bakışlar, meşhur ve kasvetlidir. Dolayısıyla gözün koruyucu kılıfını kapatmalı ve Mevla’nın bakışından hayâ etmelidir. Yoksa hevâ düşmanı seni yaralar.”
Şu şairin sözü ne kadar da güzeldir:
“Haram olanlardan gözünü sakındır/ Zira hırs, akıllı adamı bile fitneye düşürür.
Gözlerin hain bakışı, orman aslanı gibidir/ Eğer ihmal edilirse birden sıçrar.
Kim dikkatli bakışlardan sakınırsa/ Kalbinde güzel bir ruh bulur.”
Harama Bakmaktan Sakınmanın Faydaları
Haram bir şeye bu derece bakmak, tehlikeli olup bu, baştan çıkarma konumundadır. Bu nedenle bakmaktan sakınmanın birçok faydası vardır. Nitekim Allah, kalplerin doktoru Rabbani âlim Şeyh İbn-i Kayyım el-Cevziye’nin açıklamasıyla kalplere mutluluk vermiştir. İşte bizler, gözetilmesi gereken bu faydalardan bir demet zikredeceğiz:
Birinci Fayda: kalbin, hasret acısından kurtulması
Bir kimsede hasret olduğu sürece bakmaya başlar. Zira kalbe zarar veren şeyi gönderen kalptir. Çünkü ona, çok arzuladığı, sabredemediği ve kendisine ulaşamadığı şeyi gösterir. Bu ise ona çok acı ve ıstırap verir.
Şair şöyle demiştir:
“Ne zaman bakışlarını öncü göndersen/ O gün kalbin manzaralara karşı seni yorgun düşürür.
Gördüklerin, görebileceğin şeylerin tamamı değil…/ Ama sen, onun bir kısmını bile sabır gösteremedin.”
Bakmak, kalpte okun hedefine yaptığı şeyi yapar. Zira hedefini öldürmese de yaralar. Dolayısıyla o, yangının kıvılcımı mesabesinde olup kuru otlara atıldığında tamamını da yakmasa da bir kısmını yakar. Bu yüzden bakan bir kimse, bakışıyla kalbinin amaçladığı oku fırlatır ama bunu hissetmez bile. Dolayısıyla o, sadece kalbine fırlatır.
Şair şöyle demiştir:
“Sen yıldırımın çarpmasından korkmazsın ama…/ Altından sel giden bir yolcu gibisin.
Arzu, aşk tohumları ekiyor sonra onu yakıyor/ Sen de hoşgörülü ve insani bir şekilde onu ihmal ediyorsun/
Onun dalları çiçek açıncaya kadar anlayamazsın…/ Varoluş rüzgârları ona aşısını bahşediyor/
Bekâr biri olarak sabır dileyerek geceledin…/Oysa senin uykudan uyanıp kaçman gerekiyor./
İkinci Fayda: o, kalpte bir nur ve parlaklık miras bırakır
Bu nur ve parlaklık, gözde, yüzde ve uzuvlarda ortaya çıkar. Ayrıca bakmaya başlamak da yüzde ve uzuvlarda ortaya çıkan karanlık miras bırakır. -Allah daha iyisini bilir- Allahu Teâlâ, Nur Suresi’ndeki şu kavlini bundan dolayı zikretmiştir:
“Allah, göklerin ve yerin nurudur.” (Nur Suresi 33. Âyet meali) (33)
Hemen akabinde şu kavlini:
“Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar.” (Nûr Suresi 30. Âyet meali) (34)
Üçüncü Fayda: o, sağlıklı bir anlayış miras bırakır
O, kalbin nurunun etkisi ve meyveleridir. Zira kalp parladığı zaman bakışta sağlıklı olur. Çünkü o, bakmakta olduğu gibi bilgilerin ortaya çıktığı bir ayna konumunda olduğu gibi bakarken, nefes almak konumunda oluyor. Dolayısıyla insan bakmaya başladığında, kalbinin aynasında rahat bir nefes alıyor. Sonra da nuru yok oluyor. Aynen şu şekilde söylendiği gibi:
“Kalbinin aynası, sana onun iyiliğini göstermiyor. Ondaki ruh, her zaman nefes alıyor.”
Şucâ Kirmânî şöyle demiştir: “Kim ömrünün zahirini Sünnete tabi olmakla, bâtınını murakabeyle, haramlara bakmaktan sakınarak, nefsinin arzularını engelleyerek ve helal yiyerek geçirirse, bu kişi ferasetinde hata etmez.” Dolayısıyla Şucâ, ferasetinde hata etmedi.
Vallahi, Allahu Teâlâ kulunu amelinin cinsine göre cezalandırıyor. Dolayısıyla her kim bakışını haramlardan sakınırsa, Allahu Teâlâ ona basiretinin nurunu bağışlar. Her kim gözlerini Allah için hapsederse, Allah ona basiretinin nurunu verir. Her kim de haramlara bakmaya başlarsa, Allah da onun basiretinin nurunu hapseder.
Dördüncü Fayda: o, kalbin kuvvetini, sebatını ve cesaretini miras bırakır
Onu görme sultanı ile delil sultanı sağlar. Bu nedenledir ki arzusuna tabi olan kimsenin, kalbinin zillete düştüğü, zayıfladığı, nefsinin aşağılandığı ve alçaldığı görülür. Dolayısıyla Allah, arzusunu tercih eden kimseden razı olmaz. Hasan (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: “Onlar, katırlarla yürürler, beygirlerle tık tık ederler ve kalplerinde olan günahla zillete düşerler. Allah ancak O’na asi gelip zillete düşenleri reddeder.”
     Eğer bu anlaşılıp idrak edilirse, bu çağda bu ümmete isabet eden zilletin sebeplerinden biri bizim için açığa çıkmış olur. Zira masiyetler bizi zillete düşürdü, günahlar bizi esir etti ve Allah’tan uzaklaşınca gücümüz zayıfladı. Dolayısıyla tüm gücümüz gitti, tüm azmimiz kırıldı ve yaratılışların en zayıfı haline geldik. İslam ülkelerimize ait olan kanallarımızın durumuna bir bakarsanız, bizim nasıl olduğumuzu, sizin de bildiğiniz ve yapılan istatistiklerin de ortaya koyduğu gibi Arapların pornografik siteleri yoğun bir şekilde ziyaret ettiklerini de görürsünüz.
Bu vesileyle şunları söylemek istiyorum; bu konuşmayla, nefsi rahatlatan ve kalbi teselli eden rezil ve bozuk yayınlarından dolayı medya kanallarımızın suçlu olduğunu söylemek istiyorum. Çünkü onda, başkalarını bitkin düşüren ve fertlerimize gerçeklerle açık bir şekilde yüzleşmeyi unutturan şeyler vardır. Tamam, bu uydu kanallarındaki fesadı onlar yapıyorlar. Peki, bu kanalları evlerimize getirip bizleri bu fesada çağıran, sonra bizleri bunları izlemeye zorlayan kim acaba?
“Ey büyük bir titizlikle ok atan kişi…/ İsabet ettiremediğin için attığın şeyle sen öldün.
Tarafını gönder ki özlem duyduğu şeye şifa versin/ Yoksa helak olmuş bir şekilde sana gelir.
Etrafını hastalığın sardığı şeylerden şifa umuyorsun/ Sen hiç helak olmuş bir şeyden şifa geldiğini işittin mi?
Tehlikeli olan şeylerle güzel bir yaşam satıyorsun/ Oysa güzel yaşam günleri yağma edilmiş…
Sen aldatınca, vallahi biz de kötü bir şekilde aldandık/ Eğer akdine geri dönersen, ne aldanırsın ne de helak olursun.”
Beşinci Fayda: o, kalbe sevinç, neşe ve ferahlık miras bırakır
Bunun kalp üzerindeki etkisi, bakmaktan hâsıl olan zevk ve sevinçten daha büyüktür. Bu, gerek düşmana gerekse nefsine ve arzusuna muhalefet edip ona üstün geldiği içindir.
Aynı şekilde o, Allah için zevkini kesmekte ve arzusunu hapsetmektedir. Zira onda nefsinin sevinci vardır. Kötü eğilime gelince; Allahu Teâlâ, ondan dolayı tamamlanan sevinci ve lezzetin karşılığını verir. Aynen bazılarının şöyle dedikleri gibi: “Vallahi iffetin lezzeti, günahın lezzetinden daha büyüktür.”
Şüphesiz nefis arzusuna muhalefet ederse, bunun akabinde arzunun onayladığı lezzetten daha tamamlayıcı bir sevinç, neşe ve lezzet olur. Hatta ikisi arasında bir oranlama dahi olmaz. İşte burada, akıl arzudan ayrılır.
   Altıncı Fayda: o, kalbi şehvetin esaretinden kurtarır
Şüphesiz esir, şehvetinin ve arzusunun esiri olandır. Şu şekilde denildiği gibi: “gözün görüşünü serbest bırakan, esirdir.” Şehvet ve arzu ne zaman kalbi esir aldı, işte o zaman düşmanı ona egemen oldu, kötü bir şekilde onu zehirledi ve şöyle diyen kişinin dediği gibi oldu:
“Çocuğun avucunda yorgun düşürdüğü bir kuş gibi… Onur elden gidiyor ama çocuk hala eğlenip oynuyor.”
Yedinci Fayda: o, cehennem kapılarından bir kapıyı kapatıyor
   Göz, cinsel ilişki eylemini üzerinde taşıyan bir şehvet kapısıdır. Bu nedenle Rabbimiz Allahu Teâlâ haram kılmış ve ona ulaşmayı engelleyen başörtüsünü farz kılmıştır. Zira ne zaman kişi başörtüsünü çıkardıysa, yasaklara düştü ve istese de nefsini ona karşı durduramadı. Aynen Allah’ın Resulünün (sallallahu aleyhi ve sellem) şu şekilde buyurduğu gibi: “Allah Sırat-ı Müstakimi size şu misalle anlatıyor: O, inişli çıkışlı bir köprü ve bir yoldur. Ve o köprünün kenarlarında sur ve sınırlar, bir de dışarıya açılan kapı ve pencereler vardır. Kapıların üzerinde de örtülmüş örtüler mevcuttur. Her kapının yanında birisi şöyle der: Ey İnsanlar! Doğru yola girin ve zinhar eğri-büğrü yaşamayın. Bir de köprünün üzerinde birisi vardır ki, o da, insan o kapılardan birisini açıp dışarıya çıkmak ve dışarıya bakmak istediği zaman şöyle der: Sakın ha! O kapıyı açma. Şayet onu açarsan, oraya girersin.” (35)
    Bu kapıdaki, yanında durduğunda hiç ikna olmayan nefistir. Çünkü yeni bir şeyin tadını çıkarmak istemektedir. Dolayısıyla gözü sakınmak, bu kapıyı kapatmaktadır.

Gözü Haramdan Sakındırmak İçin Belirlenen Nedenler
  Gözü haramdan sakındırmanın ciddiyetini ve önemini açıkladıktan sonra, belki hepinizin aklına gelebilecek şöyle çok önemli bir soru bizim de aklımıza geldi. Dikkat edin o soru şudur; gözü haramdan sakındırmak için belirlenen nedenler nelerdir?
Evet, bu gerçekten önemli bir sorudur. Şimdi sizlere, nefis, arzu ve şeytanla bu çetin savaşı vermek zorunda bırakan bazı araçlardan bahsedeceğim:
Birinci Kaide: ani bir bakışla baktığın zaman, hemen bakışını başka tarafa çevir
Nitekim daha önce, Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) ani bir bakışla bakan kimseye, bakışını başka yöne çevirmesini emrettiğiyle ilgili Cerir el-Becelî’nin hadisini zikretmiştik. Ayrıca Nevevî, Müslim’in şerhinde şöyle demiştir: “Ani bakış, yabancı bir kadına kasıtsız olarak bakmaktır.            Dolayısıyla bu ilk bakıştan dolayı günah yoktur. Ancak bu durumda bakışını başka yöne çevirmesi gerekir. Dolayısıyla bu durumda bakışını başka yöne çevirirse ona günah yoktur. Yok, eğer bakmaya devam ederse bu hadisten dolayı günahtır. Zira o, Allahu Teâlâ’nın şu kavliyle birlikte bakışın başka yöne çevrilmesini emretmiştir:
“Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar.” (Nur Suresi 30. Âyet meali)
Herkes tarafından bilindiği üzere; internet, dünya çapında ağ ile çalışan araçlardan biridir. Dolayısıyla o, her dakika, hatta her an, haram görüntülerin düştüğü bir galeridir. Peki, niçin bunu yapıyor?
Gözlerini kapatmak zorunda kalsan bile bakışını başka tarafa çevir. Şunu iyi bil ki o, birine öfkelendiğinde, onu yakıtı insanlar ve taşlar olan, üzerinde onlara emrettiği şeyde Allah’a asi olmayan çok güçlü ve çok sert (acımasız) meleklerin olduğu ateşe atan Allahu Teâlâ ile uğraşıyor.
İkinci Kaide: “Ey Ali! Bir bakışın peşinden tekrar bakma (birinci bakışına ikinci bakışını ekleme)! Çünkü birinci bakış, senin hakkındır (kasıtlı olmadığı için birinci bakışında sana bir şey yoktur.) İkinci bakış ise, senin hakkın değildir. (kendi isteğinle olduğu için ikinci bakışında sana günah vardır)” (36)
Bu kaide, daha önce geçen kaide ile bağlantılı ve onu tamamlayıcı niteliktedir. Dolayısıyla o, gözü sakındırma ve onu haramdan, özellikle de her bir taraftan bol miktarda açık, ahlâksız ve terbiyesiz resimler bulunduran internetten koruma hususunda altın bir kaidedir.
   İbn-i Cerir (Allah ona rahmet etsin) şöyle demiştir : “Böyledir. Çünkü birincisiyle kalbe girilmiyor, güzellikler düşünülmüyor ve zevklere düşülmüyor. Ama ne zaman zihni meşgul edecek kadar devam edilirse, işte o zaman günahta ikincisi gibi olur.”
Üçüncü Kaide: pornografik görüntülerin dağıtımını kontrol etmeyen pornografik sitelerden kaçınmak
Bu kaideyi, yol görgülerine eklemleyebiliriz. Nitekim Sahih-i Müslim’de Ebu Said el-Hudrî’den (r.a) Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Yollarda oturmaktan kaçının!” Dediler ki: “Ey Allah’ın Rasulü! Biz buna mecburuz. Meselelerimizi orada konuşuyoruz.” Allah’ın Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem) dedi ki: “Oturmaktan vazgeçemeyecekseniz o halde yolun hakkını verin!” Dediler ki: “Yolun hakkı nedir?” Dedi ki: “Harama bakmaktan gözü sakındırmak, yoldan gelip geçenleri incitmemek, selamı almak, iyiliği emredip kötülükten nehyetmektir.”
Nevevî (Allah ona rahmet etsin) şöyle demiştir: “Bu hadiste birçok faydalar vardır. Zira bu, üniversite hadislerinden olup hükümleri de açıktır. Dolayısıyla bu hadisten dolayı yollarda oturmaktan kaçınmak gerekir.”
Çünkü Allah’ın Rasulü, (sallallahu aleyhi ve sellem) haram olanlara bakmaya, diğer yasaklanan şeyleri işlemeye maruz kalınabileceği zannıyla onların yollarda oturmalarını yasaklamıştır. Bu nedenle Peygamber Efendimiz, (sallallahu aleyhi ve sellem) onlara şöyle demiştir: “madem buna mecbursanız, o halde yolun hakkını verin.” Yolun hakkının da gözü haramdan sakındırmak olduğunu söylemiştir.
    Dünya çapında ağ, bu hükümde, içerisinde bozulmanın, teberrücün ve açık saçıklığın çoğaldığı siteler de dâhil harama bakma zannı olan yollarla ortaktır. Maalesef birçok Müslüman bu meseleyi hafife almaktadır. Zira içerisinin bozuk, iğrenç ve çıplak görüntülerle dolu olduğunu bildikleri halde birçok siteye giriyorlar. Sonra da bunun ardından gözü sakındırmakla ilgili pratik çözümler talep ediyorlar.
    Bir kişi şöyle diyebilir; “Ancak şu an insan, internetle ilgilenmekten vazgeçemiyor. Zira birçok nedenden dolayı onu taramak zorunda kalıyor.”
Biz de deriz ki:
   Birincisi; bunun gerektiği kadar olması gerekir. Dolayısıyla orada geniş bir şekilde durulmamalıdır. Sonra insan, fesadın olduğu zannedilen sitelerden ve forumlardan kaçınmalıdır.
İkincisi, yine ona, Allah’ın Resul’ünün (sallallahu aleyhi ve sellem) ashabına dediği gibi deriz: “Madem buna mecbursunuz, o halde yolun hakkını verin… Harama bakmaktan gözü sakındırmak ve yoldan gelip-geçenleri incitmemek gayretinde olun.”
    Dördüncü Kaide: “Allah, gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediğini bilir.” (Mümin Suresi 19. Âyet meali)
İbn-i Abbas (Allah O’na rahmet etsin) şöyle demiştir: “Bir adam, yolda insanlarla birlikte oturuyor. Bu sırada bir kadın geçiyor ve o kadına karşı göz hırsızlığı yapıyorlar. Bu adam hakkında şöyle diyor: ‘bu adam kadına bakıyor, arkadaşlarının kendisine baktığını görünce gözünü başka tarafa çeviriyor.’ Sonra onların gaflette olduğunu görünce, gizlice tekrar bakıyor. Arkadaşları kendisine bakınca, tekrar gözünü başka tarafa çeviriyor. Oysa Allahu Teâlâ, onun kadının avretine bakmak istediğini biliyor.”
Mücahid ise şöyle demiştir: “Bu, Allah’ın yasakladığı şeylere karşı göz hırsızlığı yapmaktır.”
Katâde şöyle demiştir: “O, gözünü dikmek ve Allahu Teâlâ’nın sevmediği şeyleri görmezden gelmektir”.
Cüneyd’e soruldu: “Gözleri haramdan sakınmak için neyin yardımını isteriz?” O da demiş ki: “Allah’ın sana bakmasının senin baktığına daha önce ulaştığını bilmen ile.”
İmam Ahmed şu şiiri söylüyordu:
“Zamandan bir gün, kendi başına yalnız kaldığında deme ki, tek başıma yalnız kaldım/
Fakat de ki; üzerimde bir gözetleyen var.”
Sakın Allah’ın bir saat bile gafil olduğunu sanma. Zira O’na gizli kalan hiçbir şey yoktur.
   Beşinci Kaide: “Doğrusu insan kendi nefsini görür. Bir takım bahaneler ortaya atsa da.” (Kıyamet Suresi 14-15. Âyet meali) (37)
İnsan, gözünü haramdan sakındırmadığı zaman sık sık bahaneler arar. Bu gerçekçi bir şey değildir. Bunun üzerine şeytan, birçok bahane ile dokumaya başlar, bakmaya başlaması ve bakışlarından rahat olması için yaptığı şeyi ona süslü gösterir. Zira bazen alay ederek ona şöyle der, “senin için en güzel olanı kör olman ya da insanlarla çatışmaya girmendir.” Bazen de ona şöyle der, “hiçbir şey bilmeyen bir ahmak gibi gizli ol.” Başka bir zamanda da ona şöyle der, “her ne kadar kadınlara baksan da, önemli olan kalp temizliğidir.” Hakeza buna benzer birçok bahaneler türetir. Tüm bunlara cevap şöyledir; doğrusu insan kendi nefsini görür. Bir takım bahaneler ortaya atsa da. Bu, ayetin manasıdır.
    Altıncı Kaide: “Allah’ı koru ki Allah da seni korusun.” (38)
Allah’ı korumak, O’nun emirlerine itaat etmek ve yasakladıklarından kaçınmakla olur. Böylece Allah,(Tebâreke ve Teâlâ) seni günahlara kaymaktan koruduğu gibi o şedit günde O’na ihtiyacın olduğunda da korur. Dolayısıyla Allah’ı korumak isteyen kimse, O’na yakın olmak ve şeytandan uzak olmak için O’nu hatırlaması gerekir. Zira bir görünün yanından geçtiğinde ya da bir resim gördüğünde, hemen Allah ile bağlantı kurmalısın ve O’nun gücüne dayanmalısın. Bunun en güzlü olanı ise gözü haramdan sakınmaktır.
Ne gariptir ki bazı insanlar, Allah’ı zikretmekte aşırıya kaçıyor, dahası şeytana arkadaşlık ediyor. Seleften birinin dediği gibi: “şeytanın zurnası olan şarkı söylemeye gelince; keyif veriyor, içgüdüleri harekete geçiriyor, gürültü yayıyor ve tüm bunlara arkadaşlık ediyor, bunun ardından da diyor ki, Bu zamanda gözü haradan sakınmak mümkün değil.”
Bunun için ben de diyorum ki; Ey kardeşim! Nefsini şeytanın duvarlarıyla çevirmiş ve onun tuzaklarına düşmüşsün, bundan sonra da gücünün yetmeyeceği şeyler istiyor ve gözünü haramdan sakındırmayı temenni ediyorsun.
Gerekliliklerini yerine getirmediğin halde güvenlik istiyorsun. Oysa gemi, kuru zeminde gitmez.
İbn Teymiyye (Allah ona rahmet etsin) şöyle demiştir: “Allah’ın, Yusuf’u (Aleyhisselâm) Aziz’in karısının fitnesinden nasıl koruduğunu bir düşünün. Nitekim kadın müşrikti ve evli olduğu halde bu kötü durumun içine düştü. Yusuf (Aleyhisselâm) bekâr olmasına rağmen kadın onu ayartmak istedi ve onun hakkında kadınlardan yardım istedi. Bunun üzerine iffetinden dolayı ona hapis cezası verildi. Allah da, kendisine olan samimiyetinden dolayı onu korudu. Zira Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“İçlerinden ihlaslı kulların hariç, elbette onların hepsini azdıracağım” (Sâd Suresi 82-83. Âyet meali) (39)
Yine Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“Şüphesiz kullarım üzerinde senin bir hâkimiyetin yoktur. Ancak azgınlardan sana uyanlar müstesna.” (Hicr Suresi 42. Âyet meali) (40)
    Yedinci Kaide: “Yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin.” (41)
     Gözlerin haram olan bir şeye bakmak için kayar ya da bakılması yasak olan bir fotoğrafa dönerse, kalbinde bir nokta oluşur. O halde kalbinde bu nokta oluşuncaya kadar bu siyah noktaları çoğaltmaktan sakın. Zira Allah’ın Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Fitneler, tıpkı (kamıştan örülen) hasır gibi, (insanların kalbine) çubuk çubuk atılır. Hangi kalbe bir fitne nüfuz ederse onda siyah bir leke hâsıl olur. Hangi kalp de onu reddederse onda beyaz bir benek hâsıl olur. Böylece iki ayrı kalp ortaya çıkar. Biri cilalı taş gibi bembeyazdır; dünyalar durdukça buna hiçbir fitne zarar veremez. Diğeri ise, alaca siyahtır. Tepetaklak duran testi gibidir; bu kalp, ne iyiyi iyi bilir, ne de kötüyü kötü. O, hevadan (beşeri değerlerden) kendisine ne yutturulmuşsa, onu (hak veya batıl) bilir.” (42) O halde tüm bunlardan olabildiğince sakın ve yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki; böylece kalbin temizlensin, yüreğin günahın karanlığından ve aykırılığın zilletinden yıkansın ve şeytanın geçiş yerleri daralsın.
    Zira şeytandan sana gelir ve der ki: İşte düştün ve işin bitti. Dolayısıyla nefsine taşıyamayacağın bir yük yükleme, harama bakmamak için kendine söz vermene hiç gerek yok, kesin olarak geri döneceğini bildiğin bir şeyi yapmaktan kaçınma. Hakeza şeytan, etrafına vehim ve gevşeklik duvarları örer ki onu esiri olasın. O halde Allahu Teâlâ’nın şu kavlini doğrulatıncaya kadar oyalanma:
“Hevâ ve hevesini ilah edinen kimseyi gördün mü?” (Câsiye Suresi 23. Âyet meali) (43)
Sekizinci Kaide: “Rabbiniz buyurur ki: “Bana dua edin, duanızı kabul edeyim! Bana kulluk etmeye tenezzül etmeyenler, mutlaka aşağılanmış olarak cehenneme gireceklerdir!” (Mümin Suresi 60. Âyet meali) (44)
    Dua, en hayırlı bir silah, en güçlü bir araç ve en faydalı bir ilaç olup, onunla yerin ve göğün Rabbinden yardım istenir ve onunla düşmanlara karşı zafer kazanılır.
O halde imanımızı koruması, harama bakmaktan sakınmak ve bakışımızı korumak için azimetimizi güçlendirmesi için her zaman Allah’a dua etmeliyiz. Zira Allahu Teâlâ, icabet etmeye kefildir.

Konuyla ilgili Bazı Ayetler
"(Ey Peygamber!) Mü'min erkeklere söyle: Gözlerini (kendilerine helal olmayan kadınlara ve avret yerlerine bakmaktan) sakınsınlar ve (zinâ, eşcinsellik ve avret yerlerini göstermek gibi Allah'ın haram kıldığı şeylerden) ırzlarını korusunlar. Bu onlar için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdârdır." (Nur Sûresi: 30).

"Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perdenin arkasından isteyin." (Ahzâb Sûresi: 53)

"Allah, gözlerin hâin bakışlarını ve kalplerin (hayır ve şer olarak) gizlediklerini bilir." (Ğâfir/Mü'min Sûresi: 19)

"Rabbiniz şöyle buyurdu: Yalnızca bana duâ edin (ibâdeti yalnızca bana yapın) ki duânıza icâbet edeyim.Yalnızca bana ibâdet etmeyi bırakıp büyüklenenler, aşağılanarak (zelîl bir halde) cehenneme gireceklerdir." (Ğâfir/Mü'min Sûresi: 60).

"Ama bizim için (Allah'ın düşmanları, nefis ve şeytanla) savaşanları (ve Allah yolunda fitne ve eziyetlere sabredenleri), mutlaka kendi yollarımıza eriştiririz (ve onları dosdoğru yolda sebât ettiririz). Hiç şüphe yok ki Allah, güzel davranışta bulunanlarla beraberdir." (Ankebut Sûresi: 69)

"Allah ve Rasûlü bir meselede hüküm verdiği zaman, hiçbir erkek ve kadın mü'minin, o konuda başka bir tercihte bulunma hakkı yoktur.Kim Allah’a ve Rasûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur." (Ahzâb Sûresi: 36)

"İşte o gün (kıyâmet günü) yer, üstünde olup biten (hayır ve şer, işlenen) her şeyi anlatır/haber verir." (Zelzele Sûresi: 4)

"Şüphesiz ki namaz(a devam etmek, sahibini) hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar." (Ankebût Sûresi: 45)

"(Takvâ sahiplerine eşler olarak) iri göğüslü yaşıt kızlar vardır." (Nebe Sûresi: 33)


Gözleri harama bakmaktan sakındırmaya yardımcı olan birtakım yollar vardır. Allah Teâlâ'dan bunları gerçekleştirmenize yardımcı olmasını dileriz:

1. Allah Teâlâ'nın sizi görüp gözetlediğini biliniz. Çünkü O, sizi görmekte ve ilmiyle sizi kuşatmaktadır. Hâin bir bakışı, yanınızda olan kimse bilmeyebilir, ama Allah Teâlâ onu bilir.

Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

 (( يَعْلَمُ خَائِنَةَ الْأَعْيُنِ وَمَا تُـخْفِي الصُّدُورُ )) [ سورة غافر الآية: 19]

"Allah, gözlerin hâin bakışlarını ve kalplerin (hayır ve şer olarak) gizlediklerini bilir." (Ğâfir/Mü'min Sûresi: 19)

2. Allah Teâlâ'dan yardım dileyiniz, O'nun huzurunda boyun eğiniz ve O'na yalvarıp-yakarınız.

Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

(( وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونِي أَسْتَجِبْ لَكُمْ إِنَّ الَّذِينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِي سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرِينَ )) [ سورة غافر الآية:60]

"Rabbiniz şöyle buyurdu: Yalnızca bana duâ edin (ibâdeti yalnızca bana yapın) ki duânıza icâbet edeyim.Yalnızca bana ibâdet etmeyi bırakıp byüklenenler, aşağılanarak (zelîl bir halde) cehenneme gireceklerdir." (Ğâfir/Mü'min Sûresi: 60).

3. Sahip olduğunuz her nimetin, Allah Teâlâ tarafından olduğunu biliniz.Bu nimetlerin sizin tarafınızdan şükre ihtiyacı vardır. Dolayısıyla görme nimetinin şükrü, onu Allah Teâlâ'nın haram kıldığı şeylerden korumaktır. Zaten iyliğin karşılığı, iyilikten başka bir şey midir ki?

Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

((وَمَا بِكُم مِّن نِّعْمَةٍ فَمِنَ اللهِ ثُمَّ إِذَا مَسَّكُمُ الضُّرُّ فَإِلَيْهِ تَجْأَرُونَ )) [سورة النحل الآية: 53]

"(Hidâyet bulmak, bedenin sıhhatli olması, bol rızık ve evlada sahip olmak gibi)  nimet olarak size ulaşan ne varsa, yalnızca Allah'tandır (bunları size bahşeden Allah'tır). Sonra size (hastalık, belâ ve kıtlık gibi) bir zarar dokunduğu zaman da yalnızca O'na yalvarırsınız."(Nahl Sûresi: 53)

4. Nefsinizle mücâdele ediniz, gözleri harama bakmaktan sakındırmaya alıştırınız, bu uğurda sabrediniz ve ümitsizliğe kapılmaktan uzak durunuz.

Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

(( وَالَّذِينَ جَاهَدُوا فِينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا وَإِنَّ اللهَ لَمَعَ الْـمُحْسِنِينَ ))[سورة العنكبوت الآية: 69]

"Ama bizim için (Allah'ın düşmanları, nefis ve şeytanla) savaşanları (ve Allah yolunda fitne ve eziyetlere sabredenleri), mutlaka kendi yollarımıza eriştiririz (ve onları dosdoğru yolda sebât ettiririz). Hiç şüphe yok ki Allah, güzel davranışta bulunanlarla beraberdir." (Ankebut Sûresi: 69)

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de şöyle buyurmuştur:

(( مَنْ يَسْتَعْفِفْ يُعِفَّهُ اللهُ، وَمَنْ يَسْتَغْنِ يُغْنِهِ اللهُ، وَمَنْ يَتَصَبَّرْ يُصَبِّرْهُ اللهُ، وَمَا أُعْطِيَ أَحَدٌ عَطَاءً خَيْرًا وَأَوْسَعَ مِنْ الصَّبْرِ.)) [رواه البخاري]

"Kim, iffetli olmak isterse, Allah onu iffetli kılar. Kim, insanlardan istemekten (dilenmekten) vazgeçerse, Allah onu(n kalbini) zengin kılar. Kim, Allah'tan sabırda muvaffak kılmasını isterse, Allah ona sabrı kolay kılar.Hiç kimseye, sabırdan daha hayırlı ve daha geniş bir nimet verilmemiştir." (Buhârî; hadis no: 1469).

5. Bu konuda seçim/tercih yapmak size kalmış olmakla birlikte, insanın harama bakma fitnesinden endişe ettiği yerlerden uzak durunuz. İşte bunlardan birisi de çarşı ve  pazarlara gitmek ve yollarda oturmaktır.

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:

(( إِيَّاكُمْ وَالْـجـُلُوسَ بِالطُّرُقَاتِ، فَقَالُوا: يَا رَسُولَ اللهِ! مَا لَناَ مِنْ مَـجَالِسِنَا بُدٌّ نَتَـحَدَّثُ فِيهَا، فَقَالَ:فَإِذَا أَبَيْتُـمْ إِلَّا الْـمَجْلِسَ فَأَعْطُوا الطَّرِيقَ حَقَّهُ، قاَلُوا: وَمَا حَقُّ الطَّرِيقِ يَا رَسُولَ اللهِ؟ قَالَ: غَضُّ الْبَصَرِ، وَكَفُّ الْأَذَى، وَرَدُّ السَّلاَمِ، وَالْأَمْرُ بِالْـمَعْرُوفِ، وَالنَّهْيُ عَنِ الْـمُنْكَرِ.)) [متفق عليه]

"Yollarda oturmaktan kaçının! Bunun üzerine sahâbe:

- Biz, yollarda oturmaya mecburuz (bunu bırakamayız). Yollarda birbirimizle konuşuyoruz, dediler.

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:

- Yolda oturmaktan vazgeçemeyecekseniz, hiç değilse yolun hakkını verin, buyurdu.

- Yolun hakkı nedir ey Allah'ın elçisi? diye sorduklarında, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:

- Harama bakmaktan gözü sakındırmak, yoldan gelip-geçenleri incitmemek, selâmı almak, iyiliği emredip kötülükten nehyetmektir, buyurdu." (Buhârî; hadis no: 2333. Müslim; hadis no: 2121).

6. Bilmeniz gerekir ki şartlar ve durumlar ne olursa olsun, kötülüğe çağıran kim olursa olsun, kalbinizde duygusallık ve fırtınalar ne kadar çok hareket ederse etsin, sizin bu konuda başka bir seçeneğiniz yoktur.Çünkü her yer ve zamanda, harama bakmaktan gözü sakınmak gerekir. Sizin, örneğin toplumun bozulduğunu gerekçe gösterme hakkınız yoktur ve fitneye çağıran şeylerin olması, hata etmenizi (günah işlemenizi) haklı çıkarmaz.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:  

(( وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللهُ وَرَسُولُهُ أَمْراً أَن يَكُونَ لَهُمُ الْـخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ وَمَن يَعْصِ اللهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالاً مُّبِيناً )) [سورة الأحزاب الآية: 36]

"Allah ve Rasûlü bir meselede hüküm verdiği zaman, hiçbir erkek ve kadın mü'minin, o konuda başka bir tercihte bulunma hakkı yoktur.Kim Allah’a ve Rasûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur." (Ahzâb Sûresi: 36)

7. Nâfile ibâdetleri çokça yapınız. Çünkü farz ibâdetlere devam ederek nâfile ibâdetleri de çokça yapmak, kulun duyu organlarını korumasının bir sebebidir.

Nitekim bir kudsî hadiste şöyle buyurulmuştur:

(( إِنَّ اللهَ قَالَ: مَنْ عَادَى لِي وَلِيًّا فَقَدْ آذَنْتُهُ بِالْـحَرْبِ، وَمَا تَقَرَّبَ إِلَيَّ عَبْدِي بِشَيْءٍ أَحَبَّ إِلَيَّ مِـمَّـا افْتَرَضْتُ عَلَيْهِ، وَمَا يَزَالُ عَبْدِي يَتَقَرَّبُ إِلَيَّ بِالنَّوَافِلِ حَتَّى أُحِبَّهُ، فَإِذَا أَحْبَبْتُهُ كُنْتُ سَمْعَهُ الَّذِي يَسْمَعُ بِهِ، وَبَصَرَهُ الَّذِي يُبْصِرُ بِهِ، وَيَدَهُ الَّتِي يَبْطِشُ بِهَا، وَرِجْلَهُ الَّتِي يَمْشِي بِهَا، وَإِنْ سَأَلَنِي لَأُعْطِيَنَّهُ وَلَئِنِ اسْتَعَاذَنِي لَأُعِيذَنَّهُ، وَمَا تَرَدَّدْتُ عَنْ شَيْءٍ أَنَا فَاعِلُهُ تَرَدُّدِي عَنْ نَفْسِ الْـمُؤْمِنِ يَكْرَهُ الْـمَوْتَ وَأَنَا أَكْرَهُ مَسَاءَتَهُ.)) [رواه البخاري]

" Şüphesiz Allah şöyle buyurdu: Kim, benim (Allah'ı bilen, O'na itaate devam eden ve ibâdetinde ihlaslı olan) bir dostuma düşmanlık ederse, ona harp ilân ederim. Kulum, bana kendisine farz kılmış olduğum amellerden daha sevimli bir amelle yaklaşamaz. Kulum, nâfilelerle de bana (benim rızâma nâil olmaya) yaklaşmaya devam ederse, onu severim.Onu sevdiğim zaman da işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden bir şey istediği zaman istediğini mutlaka ona veririm, bana sığındığı zaman, mutlaka onu korurum.Mü'min bir kulumun canını almakta tereddüt ettiğim kadar hiçbir şeyde tereddüt etmiş değilim. O ölümü istemezken, ben de fazla yaşlanarak kötü duruma düşmesini arzu etmem. " (Buhârî; hadis no: 6137)

8. Üzerinde günah işlediğiniz toprağın (kıyâmet günü) sizin aleyhinize şâhitlik edeceğini hatırlayınız.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

(( يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ أَخْبَارَهَا )) [ سورة الزلزلة الآية: 4]

"İşte o gün (kıyâmet günü) yer, üstünde olup biten (hayır ve şer, işlenen) her şeyi anlatır/haber verir." (Zelzele Sûresi: 4)

9. İşlediğiniz amellerinizi yazıp kaydeden "Hafaza Melekleri" olduklarını hatırlayınız.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

(( وَإِنَّ عَلَيْكُمْ لَـحَافِظِينَ. كِرَاماً كَاتِبِينَ. يَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ )) [سورة الانفطار الآيات: 10-12]

"Şüphesiz ki sizin üzerinizde (bütün) yaptıklarınızı bilen şerefli kâtipler, hafaza melekleri vardır."(İnfitâr Sûresi: 10-12)

10. Gözleri harama bakmaktan yasaklayan bazı naslar (âyet ve hadisler) olduğunu hatırlayınız.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

(( قُلْ لِلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ ذَلِكَ أَزْكَى لَهُمْ إِنَّ اللهَ خَبِيرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ )) [ سورة النور الآية:30]

"(Ey Peygamber!) Mü'min erkeklere söyle: Gözlerini (kendilerine helal olmayan kadınlara ve avret yerlerine bakmaktan) sakınsınlar ve (zinâ, eşcinsellik ve avret yerlerini göstermek gibi Allah'ın haram kıldığı şeylerden) ırzlarını korusunlar. Bu, onlar için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdârdır." (Nur Sûresi: 30).

11. Boş şeylere bakmaktan uzak durunuz.Dolayısıyla gerek duyduğunuz şeylerden başkasına bakmayınız.Gözlerinizi serbest bırakarak sağa-sola çevirmeyiniz. Fitne içeren şeye bakmanın etkisiyle gözlerinizi ondan kurtarmaya gücünüz yetmeyebilir.

12. Evleniniz. Evlilik, (bu meselede) en faydalı çözümdür.

Nitekim Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:

    (( يَا مَعْشَرَ الشَّبَابِ! مَنِ اسْتَطَاعَ الْبَاءَةَ فَلْيَتَزَوَّجْ؛ فَإِنَّهُ أَغَضُّ لِلْبَصَرِ، وَأَحْصَنُ لِلْفَرْجِ، وَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَعَلَيْهِ بِالصَّوْمِ؛ فَإِنَّهُ لَهُ وِجَاءٌ.)) [رواه البخاري]

"Ey gençler topluluğu! Evlenme imkânına sahip olan ve buna gücü yeten evlensin. Çünkü evlilik, (harama bakmaktan) gözü sakındırır ve (harama düşmekten) iffeti korur. Evlenmeye gücü yetmeyen ise oruç tutsun.Çünkü oruç,(harama düşmekten) bir himâyedir." (Buhârî; hadis no: 5065. Müslim; hadis no: 1400).

13. Oruç tutunuz. Nitekim yukarıda geçen hadiste Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- böyle emretmiştir.

14. Emrolunduğunuz şeyleri, Allah Teâlâ'nın emrettiği şekilde yerine getiriniz. Emrolunduğunuz şeylerden birisi de namazdır.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

(( ... إِنَّ الصَّلاةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْـمـُنْكَرِ...)) [ سورة العنكبوت من الآية: 45]

"Şüphesiz ki namaz(a devam etmek, sahibini) hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar." (Ankebût Sûresi: 45)

15.Hurilere kavuşabilmek için Allah Teâlâ'nın size haram kıldığı şeylere sabretmenize öncülük etmesi ve yol göstermesi için hurileri hatırlayınız.

Nitekim Allah Teâlâ huriler hakkında şöyle buyurmuştur:

(( وَكَوَاعِبَ أَتْرَاباً )) [ سورة النبأ الآية: 33 ]

"(Takvâ sahiplerine eşler olarak) iri göğüslü yaşıt kızlar vardır." (Nebe Sûresi: 33)

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de bu konuda şöyle buyurmuştur:

(( لَرَوْحَةٌ فِي سَبِيلِ اللهِ أَوْ غَدْوَةٌ خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا فِيهَا، وَلَقَابُ قَوْسِ أَحَدِكُمْ مِنَ الْـجَنَّةِ أَوْ مَوْضِعُ قِيْـدٍ -يَـعْنِي سَوْطَهُ- خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا فِيهَا، وَلَوْ أَنَّ امْرَأةً مِنْ أَهْلِ الْـجَنَّةِ اطَّلَعَتْ إلَى أَهْلِ الْأَرْضِ لَأَضَاءَتْ مَا بَيْنَـهُـمَـا، وَلَـمَلأَتْـهُ رِيـحاً، وَلَنَصِيفُهَا عَلَى رَأْسِهَا خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا فِيهَا.)) [متفق عليه]

"Allah yolunda akşam veya sabah cihâd için yola çıkmak, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. Sizden birinizin yayı veya kamçısı kadar cennetteki bir yer, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. Şayet  cennet ehlinden bir kadın, yeryüzü ehline görünecek olsaydı, yerle gök arasını aydınlatır ve onu güzel koku ile doldururdu. Cennet ehlinden bir kadının başındaki örtüsü, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır." (Buhârî; hadis no: 2643)

16. (Hurilere göre) kendisine bakılan kadının noksanlığını ve içerisinde taşıdığı -dışkı ve idrar gibi- pislikleri hatırlayınız.

17. Yüce gâyeler ve yüksek idealler taşıyınız.

18. Arasıra nefis muhasebesi yapınız ve nefsiniz harama bakmaktan sakındırmak için mücâdele veriniz. Biliniz ki her atın, bir tökezlemesi vardır.

19. Harama bakmanın ardından gelecek elem ve pişmanlığı hatırlayınız.Gözleri haram olan şeylere bakmaktan yasaklamamak ve onları alabildiğince serbest bırakmanın sonuçlarını daha önce zikretmiştik.

20. Gözleri harama bakmaktan sakındırmanın faydalarını biliniz. Bu faydaları daha önce zikretmiştik.

21. Bu konuyu oturumlarda ve toplanılan yerlerde ortaya atmalı ve tehlikesini açıklayınız.

22. Kadınlardan yakın akrabaları hallerini düzeltmeye çalışınız, bakışları cezbeden ve vücudun güzelliklerini ortaya çıkaran elbiseler giymemeleri konusunda onlara nasihat ediniz. Örneğin; elbise giyme şekli, elbisenin çekici renkleri, yürüyüş şekli ve cilveli konuşmak, bunlardandır.

23. O işe azmetme durumuna gelmeden, sonra da yapma durumuna geçmeden önce akla gelen şeyleri ve vesveseleri başınızdan savınız (defediniz). Bu sebeple kim ilk bakışta gözlerini haramdan sakındırırsa, sayılamayacak kadar olan âfetlerden kurtulur. Yok eğer tekrar tekrar bakarsa, kalbine yerleşen ve söküp çıkarılması zorlaşan şeylerden kurtulamaz.

24. Kötü âkibetten ve ölürken üzüntü ve keder içerisinde ölmekten korkunuz.

25. İyi arkadaşlar seçiniz. Çünkü insan tabiatı, arkadaşlık yaptığı kimselerin ahlak ve hasletlerinden çalar. Kişi, dostluk kurduğu arkadaşının dîni üzerinedir. Arkadaş, insanı istediği tarafa çeker götürür.

26. Gözün zinâsının bakmak olduğunu biliniz. Bu da çirkinlik olarak yeterlidir.




Kaynaklar:http://tr.assakina.com/?p=741

Kaynak 2:"Gözleri Harama Bakmaktan Sakındırmak" adlı kitapçıktan alınmıştır.

0 yorum:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...