14 Haziran 2013 Cuma

Ahir Zaman Bu Zaman Mı?


Ahir Zaman Bu Zaman Mı? 

Ahir zamanın kendini hissettirdiği şu günlerde, Rabbimizin ikazlarını neden duymamazlıktan geliyoruz acaba? Nereye gidiyorsunuz? Nerede Muhammed ümmeti? Nerede iffeti için mücadele eden Nene hatunlar? Soruları da bu ikazdan sonra geliyor aklımıza. Kültürlerin sınırlarının kalktığı, artık tüm dünyayı bir ekrandan takip ettiğimiz ve hep gelişmesiyle övündüğümüz teknoloji nin yan etkileri bizi biz olmaktan çıkarıyor ve bambaşka bir varlığa dönüşmemize sebep oluyor. 
Örtünmeler lafta kaldı, başörtülü yarı çıplaklar değil bizim bacılarımız, biz böyle görmemiştik, saçının bir tek telini göstermemek için mücadele eden iffet abideleri nerede? Chatlerle, İslami sohbet kisvesi adı altında internet üzerinden oynanan oyunların sonucu yıkılan yuvalar bizim değildi, çilekeş annelerimiz vardı bizim, hakkın her emrine boyun eğen, abdestsiz yavrularını emzirmeyen, boğazlarından haram lokma geçirmeyen annelerimiz nerede? Camilerde en önde saf tutan, tevazusu, hoşgörüsü ve güzel ahlakıyla insanlığa örnek olan ama dinine halel geldiği zaman kaplan kesilen gençler vardı, Saatlerini oyun salonlarında öldüren, anne ve babasına başkaldırmaya hiç tereddüt etmeyen gençler türedi, bir ömür babasının önünde iki büklüm olan, onun gölgesine bile basmayan, annesini sırtında hacca götüren gençler nerede? 
İşten eve yorgun gelen babalar çocuklarını okşamaktan aciz kaldı, kahvehanelerde öldürülen vakitler evlatların yerini aldı, para vermeyi babalık sanan insanlar türedi, kalmadı örnek babalar, akşamları eve güler yüzle gelen, çocuklarını sevgiyle kucaklayıp bağrına basan, ailesiyle vakit geçirebilmek için koşa koşa evinine gelen, eşini kördüğüm gibi, hiç açılmayacakmış gibi seven babalar nerede? 
Kardeşlik menfaat demek di artık, kavga ve dövüşün aralarında hiç eksik olmadığı kardeşlikler türedi, küslükler girdi araya mesafeler ayırdı birbirinden, Oysa öyle değildi kardeşlik, emekti, merhametti, birbirini Allah rızası için sevmekti, bu sevgini hiçbir bedeli yoktu, birinin canı acıdığı zaman koşan kardeşler nerede? 
Komşusu aç iken tok yatamayan insanlar aynı binada birbirlerine yabancı kişiliklere büründüler, hani kötü gün dostuydu komşular, hani kardeşten de öteydi, bir derdin olunca koşardı ilk önce, yapma gülücüklerle kandırıldı insanlar, hasta yatağında kıvranırken komşular bir seher vakti koptuk birbirimizden, birbiri için canını verecek samimi komşular nerede? 
Kalmadı hiçbir şeyin tadı, sevdalar cismaniyet duygusuna feda edildi, yok artık sevgilinin hilal kaşlarına şiir yazanlar, birbirini Allah rızası için seven aşıklar kalmadı, lale devrinde kaldı sonsuz sevdalar, msn konuşmalarından devşirilen sevgi çiçeği sunuldu yapmacık Leylalara, birbirini görmeden aşık olan nesiller türedi, kalmadı aile mevhumu bir gecelik eğlencelerin adı oldu sevda, oysa ne kadar kutsaldı o, Miracın Cebrail in gidemediği kısmında saklıydı o, Hz.Haticeyle efendimiz arasındaki hassas çizgiydi, Hz Ayşe nin kalbinde ki kördüğümdü, Yusuf un zindanın da saklıydı, Züleyha nın gözyaşlarında, Bir perdenin arkasına saklanan her şey perdenin düşmesiyle ortaya çıkmıştı… Gönüllerin muhtaç olduğu sevdalar nerede? 
Bayramları bir araya gelen akrabalarla sohbet edilir bayramın tadı öyle çıkardı, Şimdilerde bir telefon etmeye bile üşenir oldu insanlar, menfaattin âli tutulduğu bir zaman da bayramlarda da kimsesiz kaldık, ben gideyim oda bana gelir mantığıyla hareket eden insanlar ayırdı bizleri, birbiriniz karşılık beklemeden seven, akrabalar nerede? 
Yoktu kefenin cebi, dünya malının olmazsa olmaz bir meta haline geldiği, insanların parasına göre itibar gördüğü günlerde, her şeyin karşılığı oldu para, maaş kaç sorusunun cevabı oldu itibarımız, nerdeydi Hasırlar üzerinde yatan Ömerler, Nerde öldüğün de ardında bir kılıç. Bir at bırakabilen koca devlet reisleri, bir bardak su içtiğinde yoksa dünyaya meyil mi ettim diye hıçkıra hıçkıra ağlayan Halifeler nerede? 
Ahir zamanı yaşadığımız şu günlerde İnsanların durup bir an düşünmeleri gerekir, durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak haykırsam kollarımı makas gibi açarak sözleri yankılanmalı kulaklarımızda biz bu değiliz, biz İslamiyet in bayraktarlığını yapmış Necip bir milletin torunuyuz… Bize yakışan dinimize kültürümüze bağlı kalarak yaşamaktır. Özenti insanı kendi benliğinden koparır. 


GELELİ GEZİ PARKINDA OYNANAN VE DORUK NOKTAYA ULAŞAN ŞEREFSİZLİĞE

13 Haziran 2013 Perşembe 11:13
Kabataş'ta Dövülen Başörtülü Anne Konuştu
Kabataş'ta Gezi Parkı eylemcileri tarafından dövülen başörtülü anne olayla ilgili açıklamalarda bulundu.
Z.D, dehşet anlarını anlattı: Bir taraftan ‘Bu üllkenin gerçek sahibi biziz, anladınız mı ulan’ diye bağırıyorlar, bir taraftan tekmeliyorlardı. ‘Kutsal başörtüsüymüş, görün bakalım kutsalı, size neler yapacağız’ diyerek aklınızın bile almayacağı şekilde küfrettiler, vurdular, vurdular...

Star'dan Elif Çakır, Kabataş'ta dövülen Z.D. ile görüştü.

Tam bir haftadır kalbimin üzerinde bir ağrıyla yaşıyorum ve her geçen gün o ağrının şiddetiyle yüreğim biraz daha sıkıştığını hissediyorum.

Günlerdir olur olmaz yerde kusuyorum. Kusuyorum, kusuyorum, kusuyorum ama bir türlü içimdeki o lanet olası şey çıkmıyor.

En olmadık yerlerde ağlamaya başlıyorum ‘niye ağlıyorsun? dedikleri anda boğazıma kocaman bir yumru gelip tıkandığını hissediyorum.

Günlerdir elimde tuttuğum bir fotoğraf karesiyle izliyorum, televizyonlardaki Gezi Parkı eylemcilerinin ‘masumiyetini’ anlatan haberlerini.

Esprili çocuklarmış!

Çevre duyarlılığıymış!

Yaşam tarzına müdahaleymiş!

Erdoğan diktatörmüş! AK Parti demokrasi konusunda samimi değilmiş!

Elimde 25 yaşında bakmaya kıyamayacağınız kadar masum, gencecik bir anne ve altı aylık bebeğinin fotoğrafıyla izliyorum olan biteni.

Ve geceleri bir albasması gibi çöküyor üzerime, bağırıyorum bağırıyorum ama kimsecikler duymuyor, sonra sesimin çıkmadığını çıkamadığını fark ediyorum.

Yüreğimdeki o sıkışmışlık hissiyle, çaresizlik hissiyle günlerdir elimdeki o fotoğraf karesini o annenin ve bebeğinin yaşadıklarını herkesin hepinizin gözünün içine sokup ‘Bu mu masumluğunuz? diyerek avazım çıktığı kadar bağırmak istedim... Ama sustum. Hepimiz sustuk. Ben ve olayı bilen bütün arkadaşlarımız tek kelime etmeden sustuk.



Soru sormaya utandım

‘Efsane’ demiştik ‘Provoke amaçlı uydurma haber’ demiştik ‘Özür dileriz’ diyeninden...

Gezi’si de batsın Topçu Kışlası da, böyle bir gözü dönmüşlüğü artık savunmamız mümkün değil diyeninden Gezi Parkı masumiyetini yitirmiştir diyenine...

O gencecik anne ve altı aylık bebeğiyle savcılığa suç duyurusunda bulundukları günün akşamında buluştum.

O kadar zarif bir o kadar naif gencecik bir anne henüz 25 yaşında.

Ve yanında bebek arabasının içerisinde mini minnacık altı aylık bir kız bebeği. Minicik ayakları ve kolları, gözü dönmüş caniler tarafından tırmalanmış o minicik sabi, o kadar sevimli o kadar pozitif ki bebek arabasının içerisinde ağzında emziğiyle sürekli gülümsüyor.

Ben hiç araya girmedim. Hiç soru sormadım. Hem soru sormaya utandım. Hem de eğer sorarsam anlatmaktan vazgeçer diye korktum.

Çünkü kayınpederi, yaşadıklarının kendisi adına utanç verici bir şey olmadığını, bunun kendisine özel bir durum olmadığı konusunda ikna etmeye çalıştığını biliyordum.

Ve iki gün boyunca haber bekledim ‘ne kadarını anlatırsa o kadarını dinleyeceğim’ diye... O anlattıkça benim gözlerim büyüdü. O vahşeti gözümde canlandıramadım bile...

Sarsıldım.

Başörtüsü haa... Vurun şuna...

Genç anne ‘biliyor musunuz bebeğime bile acımadılar’ diyor utanç içerisinde yüzüme bakmadan.

Gözlerini bir yere sabitledi hiç ama hiç yüzüme bakmadan, kısık bir sesle, sanki çok gizli bir şey anlatıyormuş tedirginliğinde anlatmaya başladı.

“Ağaçlar kesilmesin Taksim’e AVM yapılmasın diyerek bir grup duyarlı insanların Gezi Parkı’nda eylem yaptıklarını biliyordum. Arkadaşlarımla birlikte Cumartesi günü Adalar’a gitmeyi planlamıştık. Gittik. Ve Adalar’da olduğumuz için gün içerisindeki gelişmelerden haberim olmadı. Telefonumda şarjım bitmek üzereydi, eşimi aradım ve geleceğim saati söyledim kendisine. Tam tahmin ettiğim gibi vapurdayken şarjım bitmiş. İskelenin oradan bir telefonla eşimi arayıp geldiğimi haber verdim o da yolda olduğunu söyleyip iskelenin karşısına geçmemi söyledi.

O esnada Kabataş’taki kalabalığı fark ettim. Gezi Parkı eylemcilerine destek eylemi olduğunu düşündüm.

Elimde bebek arabası yolun karşısına geçtim.

Ve beklemeye başladım.

Bir anda ‘Bakın Tayyip’in ...... burada gelin onu...’ diyen sesler duydum ve arkama baktığımda 25-30 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim kadınların bana karşı öfkeli bakışlarını görünce benden bahsettiklerini anladım.

Ne olduğunu anlayamadığım bir anda üzerleri çıplak, elleri deri eldivenli, başlarında tuhaf bantlı 70-100 kadar adamın ortasında kaldım.

Bebek arabam elimden gitti.

Bir kadın “Ne geldiyse bu ülkenin başına bunların başörtüsü üzerinden geldi vurun şuna” deyince, bir adam arkamdan tekme tokat vurmaya başladı.

Sonra bağırmaya başladılar. Devrim yaptıklarını, ihtilal yaptıklarını, ülkeyi bize teslim etmeyeceklerini, Erdoğan’ı asacaklarını, Erdoğan’ı da hepimizi de tek tek .....

Bir taraftan “Bu üllkenin gerçek sahibi biziz anladınız mı ulan” diye bağırıyorlar, bir taraftan tekmeliyorlardı.

‘Kutsal başörtüymüş, görün bakalım kutsalı size neler yapacağız’ diyerek aklınızın bile almayacağı şekilde küfrettiler, vurdular, vurdular... ‘Asacağız Erdoğan’ı anladın mı’ diye bağırdılar.

Hangi birini söyleyeyim nasıl anlatayım yaptıkları küfürleri.  Bir amcaydı sanırım müdahale etmeye çalıştı onu da öldüresiye dövdüler kızıyla birlikte.

Sonra uzaklaştılar. İnönü stadına doğru uzaklaştılar. O sırada tamamen kendimi kaybettim. Ondan sonra ne olduğunu hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde üzerim idrar kokuyordu.  Yerimden kalktım bebeğimi bulmaya çalıştım.

Artık haber dinleyemiyor

Bu genç gelin İstanbul Bahçelievler ilçe Belediye Başkanının gelini Z.D.

Hiç oraya buraya olayı çekmeye çalışmayın. Bu vahşeti yapanlar, o genç anneye bir siyasetçinin gelini olduğu için yapmadılar.

Olay yargıya intikal etti.

Valiliğin emniyetin elinde mobese kayıtları mevcut. Her saat başı yıkanma ihtiyacı hissediyor. Dışarıya çıkamıyor. Altı aylık bebeği sütten kesildi. Televizyonlara bakamıyor. Gezi Parkı eylemleri deyince panik atak geçiriyor.  Yaşanan vahşet sadece bu olsa birkaç marjinal ortalığı provoke ediyor der geçeriz.

Ama öyle değil.

Bugün Gazetesi’nden Zeynep Ceylan’ın başörtülü ablasına metroda ‘Ben senin gibi böceklerle savaşmaktan geliyorum’ diyerek tekme tokat saldırıp küfredildi.

Bu olayda yargıya intikal etti.

Eski AK Parti Güngören ilçe başkanı Abdullah Başçı yine Gezi Parkı eylemlerine destek veren gruplar tarafından aynı sebep ve öfkeyle boğazından bıçaklandı.

Bu olay da yargıya intikal etti.

Halk dersini verecektir

Ve yargıya intikal etmeyen ‘Tayyip’i asacağız bu ülkeyi size bırakmayacağız’ diyerek dövülen, küfredilen onlarca başörtülü kadın. Şimdi kalkıp bir kez daha Gezi Parkı eylemleri masum, burada başörtülü, başörtüsüz, dinlisi dinsizi her görüşten, inançtan insanlar buraya toplanıyor bizim bir tek amacımız özgürlüklerimiz desenize.

AK Parti niye miting yapıyor diyenler, ortamın gerilmemesi için AK Part miting yapmasın diye vıdı vıdı edenler... AK Parti tam da bu sebeplerden dolayı o mitingleri yapmalı.

O mitingleri yapmalı ki ‘Tayyip’i devireceğiz bu ülkeyi geri teslim alıyoruz’ diyen it kopuk gerçekte ne olduğunu anlayıp hezeyanlarından vazgeçsinler. Darbe hezeyanlarına tutulmuş çapulcular, sizi bırakın CNN’i İnterneyşınılı gelse kurtaramaz.

Menderes’i ASTINIZ, Özal’ı ZEHİRLEDİNİZ ama Erdoğan’ı YEDİRMEYECEK bu halk size...

İNFİALE SEBEP OLUR DİYE İÇİMİZ KAN AĞLAYARAK SUSMAYI TERCİH ETTİK

Öfkemize sahip çıktık. Evlerinde oturup ‘Koşun! Taksim’de, Hatay’da, İzmir’de, Beşiktaş’ta,  kan gövdeyi götürüyor. Polis masum insanlara şiddet uyguluyor!” vesaire vesaire diyerek sosyal medyadan çığırtanlık yapanlara televizyonlara çıkıp ‘Erdoğan diktatörleşti, diktatöre karşı sokaklara dökülüyoruz’ diyenlere rağmen sustuk.

Gezi’deki gençleri arkasına alan gözü dönmüşlere rağmen sustuk. Çünkü o gözü dönmüşlerin, ülkeyi kaosa sürüklemek adına o gençlerden birkaçını dahi hiç acımadan öldürebileceğini gördük ve ÜLKEDE BİR İNFİAL OLMASIN DİYEREK SUSTUK.

Susmak, konuşamamak ne zormuş Rabbim diyerek sustuk hem de...

Nihayet...

Salı günü Başbakan Erdoğan AK Parti grup toplantısında ‘Çok önemli bir yakınımın gelinini yerlerde sürüklediler’ deyince yeniden ağlamaya başladım. Geçen hafta Abdülkadir Selvi’yle telefonda konuşmuştuk. Sarsıla sarsıla ağladığımı hatırlıyorum. Abdülkadir ‘Elif yazılması lazım yazmalısın!’ dediğinde ‘Bu iğrençlik nasıl yazılabilir, nasıl kağıda dökülebilir ki... Ya başka kötü şeylerde olursa’ deyip susmamız gerektiğini söylemiştim.

Zira gazetemin yöneticileriyle birlikte ‘Bu dönemde sakin olalım. Gezi Parkı’nda gerçekten samimi gençler ve insanlar var.

Susmak zor. Ama bir infiale sebep olur!” kararı almıştık. Gerek Gezi Parkı eylemlerinin arkasında başka oyunların olduğunu anlatabilmek adına gerekse de Erdoğanfobiklerin gözünün ne kadar dönmüşlüğünü anlatabilmek adına, kimlik deşifresi yapılmadan ve oldukça makul bir dil kullanarak ‘genç bir anne ve altı aylık bebeği’ kodlamasıyla sosyal medyada yazıldı.

Gezi Parkı eylemleri süresince açılan binlerce feyk hesap üzerinden ve Gezi provokatörlerince, arkadaşım Halime Kökce, ben ve ‘anne bebeği’ haberini twetter’den reetwet yapanlara ağza alınmayacak küfürler savruldu.

Elbette yaşanan hadiseye inanamayanlar hatta bunun bir ‘karşı savunma ve internet efsanesi’ olduğunu söyleyen arkadaşlarımız da çıktı.

Başbakan Erdoğan’ın AK Parti grup toplantısından sonra Abdülkadir Selvi ‘Başbakanın sözünü ettiği gelin’ başlığıyla köşesinde yazabildiği kadarını kaleme aldı. Görünen o ki ‘İnsanın kanını donduracak kadar korkunç onlar utanmıyorsa biz niye utanalım yazılmalı’ diyen Abdülkadir Selvi de bazı şeyleri açıkça yazmaktan haya etmiş.

Abdülkadir’in yazısından sonra telefonlarım susmak bilmedi.

STAR

Tepkiler:

0 yorum:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...